Ama aşk; bir cenin gibi bedenin karanlıklarında acıyla dönüp durmaktan kurtulduğu, nefes ve dudak aracılığıyla kendini zikir ve itiraf edebildiği zaman gerçek aşktı.
Sahip olduğu tek ceketi, geniş ve heybetli gardrobun içinde darağacındaki idamlık gibi gülünç bir halde sallanıp duruyordu şimdi; beden temizliği için getirdiği birkaç parça şey ve eski püskü tıraş takımı, mermer kaplı geniş lavabonun kenarında işe yaramaz çer çöp ya da bir inşaat çavuşunun orada unuttuğu alet edevat gibi duruyordu; hantal ve kaba saba bavulunu elinde olmadan hemen üstünü bir şeyle örterek görünmez kıldı, sonra orada bir yere gizlenebildiği için bavuluna imrendi, kendiyse enselenmiş hırsız gibi kapıları kapalı odada öylece duruyordu.
Hugo gözlerini gözlerine kenetledi. Gözleri güzeldi. Nora bir an dünyanın bir uydusu gibi onun yörüngesine doğru çekildiğini hissetti.
…
Onun yoğun duygularını umursamaktan vazgeçen Nora, artık kendi yoğun duygularından biraz endişe duyar olmuştu.
İnsanlar da şehir gibiydi. Bazı kötü yönleri var diye bütün şehirden nefret etmezdiniz. Sevmediğiniz yanları, birkaç tane tehlikeli ara sokağı ve mahallesi olabilirdi ama bir şehri yaşanır kılan şey iyi yönleriydi.