"Şehvetten kaçın." "Eğer aşkın nesnesi aşağılıksa aşık da alçalır." Oysa sen... "eğer özgürlük senin için önemliyse, yüzümün aşkın hapishanesi olduğunu kimseye söyleme" Biliyorum ve seni anlıyorum, "eğer yalnızsan kendinin her şeyisindir. Şu an çok çaresizim ve çaresiz nasıl resmedilmeli diye düşünüp duruyorum. "Çaresize bir bıçak ver ve elleriyle giysilerini parçalasın, bir yandan da ellerinden biriyle yarasını koparsın." Evet, bu cümleyi de not ediyorum defterime. Karamsar ve umutsuzum. Käbuslarımda yeni başladığım her çalışma "gece karanlıklarının suç ortaklığıyla başlamayı planladığım başka çalışmalarla savaşıyorlar. Bu beni öyle yoruyor ve öyle isteksiz bırakıyor ki. Sanki henüz bitmemiş bu çalışmaları, işledikleri bir suç sebebiyle yarım bırakarak cezalandırıyorum. Tamamlanmadan tarihin iradesine bırakılmış birçok eser...
Defterler ve ajandalar..
Merhaba sevgili okurlar..Bugün sizlerle birlikte bir ileti yayınlamaya geldim.Öncelikle biraz yazdığım 3 defterden bahsetmek istiyorum.Birisi tabii ki günlüğüm.Her gün yazmak zorunda değilsiniz canınız ne zaman isterse yazabilirsiniz.Gerçekten çok rahatlatıcı oluyor.Aynı zamanda defter olarak sadece kitap yorumlarımı yazdığım ve bugün başladığım bir defterim var.Profilimden bir önceki videoya bakarsanız örneği görebilirsiniz.O kitap hakkındaki duygu ve düşüncelerimi yazıyorum aynı 1000kitap uygulaması gibi.Sadece fiziki olarak yazmak hoşuma gidiyor.Bir de puanlı not defterim var ama o anket defteri gibi.Alıntılarınızı,duygu ve düşüncelerinizi bir anket gibi size soran defterlerimden bir tanesi.Doğum günü hediyesi olarak geldi.Çok güzeldi bence.Eğer defterlerinize yazmak için birşey bulamıyorsanız önerilerimi sizlerle paylaşmak istedim :) Aynı zamanda 1000kitap uygulamasında iki yüzden fazla kitapla ilgili yorumlarımda var.Ancak en beğendiklerimi defterime yazıyorum :) Umarım faydası olur.İyi okumalar ve iyi yazmalar dilerim <3 #öneri
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
MERCİMEK ÇORBASI Öğretmen olmayan biri, sınıfta olmanın mutluluğunu bilemez. Sınıfta mavi, yeşil, kahverengi, siyah her renkte gözler üzerinizdedir. O gözler ki, masum, sevecen, çocuksu… Kabul, biraz da yaramazca bakar. Sınıftayım. Konu kuvvetler, süre kırk dakika, amaç ise; Doğrultuları ve yönleri aynı olan kuvvetlerin, bileşke kuvvetlerinin değeri, doğrultusu ve yönünün kavranması. Plan defterime her şeyi yazmıştım. Evde konu ile ilgili hazırlığımı yapmıştım. Konuyu anlattım. Öğrencilerimin dikkati dağılmasın diye, elimden geleni yaptım. Arka sırada oturan zayıf, ufak tefek öğrencim Hasan’ın birkaç kez parmak kaldırdığını gördüğümde, elimle parmağını indirmesini işaret ettim. Hasan çalışkan bir öğrenci değildi. İlk iki yazılısı benim puan desteğimle ancak geçer bir not olmuştu. Hasan’ın parmak kaldırışlarını, konuyu anladığına yordum. Genelde çalışkan olmayan öğrenciler, bir konuyu anladığında sevinir, bunu öğretmene söylemek ister. Hasan konuyu anladığına göre, diğer öğrencilerimin de anlamış olacağı sonucuna varmıştım. Çok mutluydum. Teneffüs zili çaldı. Çantamı, plan defterimi aldım. Sınıftan çıkmak üzereyken Hasan yanıma geldi. “Öğretmenim” dedi “Bugün annem mercimek çorbası yapacak.” “Hasan mercimek çorbasını çok mu seviyorsun?” diye sordum. Başını olumlu anlamda salladı. “Öğretmenim on beş gündür bulgur pilavı yiyoruz. Dün bir komşumuz mercimek getirdi. Annem bu akşam pilavın yanına çorbamızın da olacağını söyledi.” Ramazandı. Hasan oruçtu. On beş gün bulgur pilavı ile iftar yapmıştı. O akşam mercimek çorbası yiyecekti. Ve ben… İyi öğretmen olmayı, konuyu iyi anlatmak sanıyordum. Bu nasıl büyük bir yanılgıydı. Öğrencisini tanımayan öğretmen, bırakın iyi öğretmen olmayı, öğretmen olabilir miydi? Hasan, bana öğretmen olmanın ne demek olduğunu öğrettiğinin,
1000Kitap
Medeniyet Canavarı Batı Dökülmüş sıvası, kırılmış camı Beti benzi solmuş, bizim haneler. Etrafa yayılmış, kederi/gamı Yıkık viran olmuş bizim haneler. Nûriye Hsbk Akyl Saygıdeğer okuyucular Allah Tealanın selamı sizin üzerinize olsun bütün dünya dergisu 2021 in 5.ayındaki yazısında Çifte standart, üç yüz yıldır Batı'nın politikası olmuştur derken batının siyasi politikasını çifte standart olarak ifade ediyor öyle bir çift standartki saygıdeğer edebiyat defteri okuyucusunun dediği gibi Dökülmüş sıvası, kırılmış camı Yıkık viran olmuş bizim haneler evet batı ilk önce hanelerin yıkılmasına sıvaların dökülüp camların kırılmasına vesile olur ondan okumayan sorgulamayan insanlara kendilerini kahraman olarak tanıtırlar toprakları işgal edemedikleri zaman zihinlerimizi kültürlerimizi işgal ederler bilge kral Aliyanın dediği gibi batı hiçbir zaman medeni olmamıştır fransız ingiliz tarihi sömürgeye Abd ve itrailin tarihi ise kan ve işgale dayanır dünya tarihinde işlenen soykırım ve insanlık suçlarının altında batının parmağı vardır kimse batı ve Avrupa kadar kan dökücü olmamıştır milli şairimiz Akifin dediği gib medeniyet dediğin tek kişi kalmış Canavar işte bu batıdır dün kızılderili çadırlarının sıvasını söken Abd bugün ırakta iranda nice hane ve evin camlarını kırıyor Ruslar Türkleri sömürge haline getirmeye çalışırken itrail filistinde çin türkistanda binlerce hanenin kederine gözyaşına ahına sebep oluyor Ne zaman yükseliriz Nûrfânî dert yanar, bakıp maziye, Çıkartır geçmişten bizi geziye Kader mi diyelim, yoksa yazıya; Yetim gibi kalmış, bizim haneler. ----------Mesut Tütüncüler Hocam’a Çok teşekkür ediyorum. Nûriye Hsbk Akyl Değerli şairim Mesut Tütünceler ve sivaslı şaire bacımız Nurfani Allahın selamı size edebiyat defteri ve 1000k y olsun insan baktıkça maziye
Duygu ve Düşünce
Siyah Kalemden – Yıkımın Sessizliği Yıkım nedir biliyor musun? Bir binanın çökmesi değil… İnsanın içinin çökmesidir. O gün, kalbimin sesini ilk defa bu kadar net duydum. Sanki biri almış, ikiye bölmüş… sonra o parçaları tekrar tekrar kırmış gibi. İnsan gerçekten bölünür mü? Bölünüyormuş. Adalet sarayının merdivenlerinde oturuyordum. Ne garip değil mi… adına “adalet” dediğimiz yerin kapısında, en çok adaletsizliği hissediyorsun. İçeri giren herkesin yüzünde başka bir hikâye vardı. Kimi suskun… kimi öfkeli… kimi umutsuz. Ben hangisiydim bilmiyorum. Belki hepsiydim. “Adalet var mı?” diye sordum kendi kendime. Bir kere değil… on kere… yüz kere… Cevap gelmedi. İnsan neden gaddar olur? Bir kalbe nasıl bu kadar kolay vurur da gider? Hiç arkasına bakmadan… Hiç düşünmeden… Sanki karşısındaki insan değilmiş gibi… Can acısı var ya… Bir kere değil… On kere… yirmi kere hissediyorsun. Her hatırladığında yeniden yanıyor içi insanın. O an anladım… Çaresizlik dediğin şey, insanın en tehlikeli noktası. İnsanı susturur… İnsanı değiştirir…
Dursun Gürlek Bediüzzaman Said-i Nursi hazretlerinin ne büyük bir İslam âlimi olduğunu, kaleme aldığı Risale-i Nur Külliyatı’nın nasıl bir fütuhat yaptığını ben bu sütunda, bu basit kalemimle anlatamam. İçinde bulunduğumuz 2026 yılı itibariyle söyleyecek olursak, vefatının 66. yıldönümü münasebetiyle yayınlanan birkaç yazıyı da basit ve yetersiz buldum. Durum böyle olunca bir çıkış yolu aradım ve aradığımı buldum. Lise yıllarından başlayarak tuttuğum büyük boy not defterime müracaat ettim. Sayfalarını çevirince Nizameddin Nazif Tepedelenlioğlu’nun “Said-i Nursi’den Hatıralar” başlıklı yazısıyla karşılaştım. Nizameddin Nazif Tepedelenlioğlu devrin en cesur, en atak köşe yazarlarından biriydi ve Bâbıâli’de “Deli Nizam” ünvânıyla biliniyordu. Üstad’la alakalı olup da kimsenin bilmediği son derece önemli hâtıralarını büyük bir cesaretle ve nev’i şahsına münhasır üslubuyla gazetelerde neşretmişti. İşte o yazılardan bazılarını ben de kesip kesip, bahsini ettiğim defterime yapıştırmıştım. Merhuma rahmet dileğinde bulunarak sözü kendisine bırakıyorum: “Bir süre önce Yeni İstiklal’de neşredilen bir yazımda rahmetli Said-i Nursi Efendi’nin Bediüzzaman olarak tanındığı günlere âit bir hatıramdan bahsetmiştim. Elli yıl önce, Birinci Dünya Harbi’nin felaketli günlerinden birinde, Gülhane Park’ında, İttihatçıların meşhur Maliye Nazırı Cavid’in öz kardeşi Şefkati Efendi’ye duyduğu korkunç kini, kardeşini hınçla takip ettirerek bütün işlerini bozduğunu, devlet kapısında ve hususi müesseselerde ona iş verdirmediğini, kazâra bir işe girerse hemen oradan attırdığını öğrenince merhum Bediüzzaman’ın: Cenab-ı Vâcibü’l - Vücud, bu zulmü onun yanında kâr bırakır mı sanırsın, dediğini ve tam on yıl sonra da kudretli ağabeyin uğradığı feci âkıbeti hatırlatmıştım. Ne garip tecellidir ki,
1000Kitap