İnsan, Değer verdiği kişi tarafından aptal yerine konduğunu anladığı anda kandırılmaktan çok kalbini bu kadar ucuza emanet etmiş olmaktan utanır ..
1000Kitap
Bi' kadının sizi sevdiğine dair en büyük kanıt ; zamanının ve enerjisinin ne kadarını size ayırdığıdır. Ben birini gördüm ki geceden bana yemekler hazırlayıp ertesi gün beraber yerdik, bulaşık yıkarken yazardı. Grip oldum diye evimin önüne gelmişti :) Birini de gördüm en zor zamanımda yanımda olmak yerine tatillere gidip, her gününe 1 hobi ekleyip bana zamanının olmadığını, dışardayken bana yazma der, bir de beni anlayış göstermemekle suçlardı. Birinin size değer verip vermediğini öğrenmek istiyorsanız, sizin için ne kadar emek vermiş bakın. Maddi şeylerle değil, bizzat kendi varlığıyla sana ne kadar zaman ayırmış ne kadar kendini zorlamış, önceliği haline getirmiş. Tek kriter budur. İlişkiden hafif uzaklaşınca her şeyi net görüyorsun.
Duygu ve Düşünce
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Saatlerce aynı şeyleri konuşan, eğlenceyle uğraşan, oyun oynayıp duran vb. şeyler yapan insanın iç dünyasında değerli bir şey yoktur, duyguları değerli değildir, değer verdiği insanlar yoktur. Değerli bir şeyleri olsa onlara vakit ayırır.
Hayata Dair
"Benim davranışımı o belirler"
"Bir iş adamı arkadaşıyla yürürken, her gün gazetesini aldığı bayide durur. Adama ‘Günaydın’ der güler yüzle. Satıcı ekşi bir suratla ve gayet kaba bir şekilde gazeteyi uzatır. İş adamı gülümseyerek teşekkür eder, giderken de ‘İyi günler’ der. Arkadaşı şahit olduğu bu kabalıktan şaşkın,‘Bu satıcı hep böyle kaba mı davranır?’ diye sorar. ‘Evet,ne yazık ki öyle’ diye yanıtlar iş adamı. Arkadaşı, ‘Peki, sen hep böyle nazik ve kibar mı davranıyorsun bu adama?’ diye üsteler. ‘Evet’ der iş adamı. ‘Peki, o sana böyle kötü davranırken sen niye ona ısrarla iyi davranıyorsun?’ diye merak eder arkadaşı. İş adamı gülümseyerek, ‘Onun tavrının benim tavrımı etkilemesine izin veremem. Onun gibi davransaydım, benim davranışımı o belirlemiş olurdu. Günümü ona öfkelenerek berbat etmeye hiç niyetim yok. O mutsuz olmayı seçiyorsa, bunu değiştirmeyi de yine sadece kendisi seçebilir. Ama bir şey kesin. Nasıl hissedip davranacağıma başkalarının karar vermesine izin asla vermem.’ der..." "Ne olduğunuza başkaları karar vermesin, siz karar verin. Size başkalarının değer biçmesine izin vermeyin, kendi değerinizi kendiniz belirleyin."
Yol kenarında gördüğüm #tarlasarmaşığı'na ithafen...
"Kızılderili şefleri trenle Newyork’a getirildi. Bir heyet kendilerini karşıladı.Konuklara toplantı öncesi kenti gezdiriyorlardı.Sokaklardaki insan seli, arabaların, iş makinelerinin gürültüsü kızılderilileri şaşırtmıştı... Bir ara Oglala lakhotaları’nın şefi ve şamanı Karageyik bir ağustos böceğinin şarkısını duyduğunu söyledi.Diğer reislerde onayladı ama beyaz adamlar inanmadı.Kentte ağustos böceğinin olmayacağını, olsa bile bu gürültüde duyulamayacağını söylediler.Karageyik ısrar etti.Arabayı durdurdu,indi, ilerideki parka gitti ve bir ağaçta ağustos böceğini gördü.Amerikalılar şaşırmıştı... “olamaz” dediler, “sende doğaüstü güçler var.” “hayır” dedi karageyik, “ağustos böceğini duymak için doğaüstü güce ihtiyaç yok.” “o zaman biz niye duymadık?” dediler. Kara geyik cebinden metal bir 50 sent çıkardı, kaldırımda yürüyen insanların arasına yuvarladı.Bir anda herkes “acaba benden mi düştü?” diye paraya bakmaya başladı. karageyik yanındakilere sordu: “anladınız mı?” “anlamadık” dediler. anlattı; “bir insan için önemli olan, nelere değer verdiğidir. Çünkü her şeyi ona göre duyar, ona göre görür ve ona göre hisseder.Siz doğaya değer verseydiniz, ağustos böceğinin şarkısını duyardınız...”
Gerçeklerde biraz (: Yok kendime dahi torpil yok.
Yaşarken olenler, olmüşken yaşayanlar, oldüğü için ölenler... Hayatımda sevdiğim tek tük insan vardı. Toprağa dönüştüler. Şerefsize dönüşenlere bir şey olmadı. Ya yaşarlarken ya da olmüşlerken kaybettim. Sevdiklerim olarak kaybettim ama asıl kaybeden o yaşayanlardı ama oldükleri için umrumda değiller ve o yüzden kayıp ya da kazanç olayına bile değinmiyorum. Daha küçük acılarda omurgasını yamultanları affetmeyeceğim. Onlar da kendini affetmesin. Ya da pek bir şeye maruz kalmadan çok şeye maruz bırakanları. Hayatın zorlaştırıcılığında rol oynayan herkes suçlu. Ve affetmiyorum. Bugün affetmeyen tarafındayım. Büyük oldukları için hürmet beklerken büyük gibi davranmayanlara ise öfkem de var. Yaşınız aşağılık oluşunuzu örtememiş. İğrenç oluşunuzu kapatmamış ne saygısı? Beni ölünce beni yiyecek olan kurtçuklara dahi saygıyla yaklaşırken onlar bir kurtçuk seviyesinde bile değil. Ne saygısı cidden? Acizlik ve pştluk saygı duyma algıma girmiyor. İnsan o yaşına kadar hiç mi kendini sorgulamaz, hiç mi kendini adam etmeye çalışmaz, hiç mi bir şeyleri düzeltmeyi düşünmez? B.k yemeye başlayıp nefeslenmeye dahi fırsat bırakmamışlar. B.k havuzu olup yaşlarından ötürü, sadece yaşlarından ötürü böbürlenerek yürüyorlar. Büyümek gerçekten saygıya baksaydı çoğu insan Dünyaya geldiği ilk andaki haliyle kalırdı. Bu senin emeğinle ya da çabanla hak etmiş olduğun bir şey değil. Ne saygısı? Benden fazlaca gün yaşamışsın. Ona rağmen bir halta yaramamış. Ne saygısı? Saygıya da basit gözüyle bakıyorsunuz: Yaşla sınırlandırılması ya da yaşın içinde olması basitliğini gösteriyor. Ezberden bozma hiçbir şeye saygım yok. Ağlayarak amel defterlerine yazabilirler. Layıkıyla olamamış olduğunuz hiçbir şeye saygı duymam ben. Mesafeden ikinci çoğulla konuşurum, saygıdan değil. Siz de aslında hak etmediğinizi
Duygu ve Düşünce