Mezuniyet mi.
Bir toplumun eğitim anlayışını anlamak istiyorsanız, çocuklarına nasıl davrandığına bakın. Çünkü eğitim yalnızca ders kitaplarından, sınavlardan ve diplomalardan ibaret değildir. Eğitim aynı zamanda değer kazandırma, karakter inşa etme ve geleceğe yön verme sürecidir. Ne yazık ki son yıllarda eğitim hayatımızda dikkat çeken yeni bir alışkanlık ortaya çıktı: Mezuniyet gösterileri... Bir zamanlar mezuniyet denildiğinde akla üniversite sıralarından başarıyla ayrılan gençler gelirdi. Yıllarca emek vermiş öğrenciler, aileleriyle birlikte bu anlamlı günü kutlar, eğitim hayatlarının önemli bir aşamasını geride bırakmanın gururunu yaşardı. Kep atmanın bir anlamı vardı. O kep, verilen emeğin ve kazanılan başarının sembolüydü. Bugün ise mezuniyet kavramı adeta anlamından uzaklaştırılmış durumda. Anaokulu mezuniyetleri, ilkokul mezuniyetleri, hatta sınıf geçme etkinlikleri bile dev organizasyonlara dönüştürülüyor. Çocuklar sahnelere çıkarılıyor, özel kostümler hazırlanıyor, profesyonel çekimler yapılıyor ve ortaya çıkan görüntüler çoğu zaman sosyal medya platformlarında paylaşılmak üzere hazırlanıyor. İşte burada durup düşünmek gerekiyor. Bu etkinlikler gerçekten çocukların mutluluğu için mi yapılıyor? Yoksa yetişkinlerin alkış alma, beğeni toplama ve görünür olma isteğinin bir sonucu mu? Günümüz dünyasında sosyal medya hayatımızın merkezine yerleşmiş durumda. Beğeni sayıları, görüntülenmeler ve paylaşımlar birçok kişinin önceliği haline geldi. Ne yazık ki eğitim kurumları da bu rüzgârdan etkileniyor. Bazı okullar artık eğitim başarılarıyla değil, düzenledikleri organizasyonların ihtişamıyla gündeme geliyor. Oysa bir okulun değeri sahne dekoruyla değil, yetiştirdiği öğrencilerle ölçülmelidir. Daha da düşündürücü olan, ortaokul ve lise mezuniyetlerinde ortaya çıkan bazı
‎ لَٓا اِكْرَاهَ فِي الدّ۪ينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّۚ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللّٰهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰىۗ لَا انْفِصَامَ لَهَاۜ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ ‎Dinde zorlama yoktur. Rüşd/Hak, batıldan (kesin bir biçimde) ayrılmıştır. Her kim (reddetmek, tekfir etmek, teberrî etmek suretiyle) tağutu inkâr eder ve Allah’a iman ederse kopması olmayan sapasağlam kulp (olan Kelime-i Tevhid’e) tutunmuş (ve İslam dinine girmiş) olur. Allah, (işiten ve dualara icabet eden) Semî’ ve (her şeyi bilen) Alîm’dir.‎ ‎(2/Bakara, 256) ────────────── 📝 Dipnot: İslam’ın kopmaz kulpu Kelime-i Tevhid’dir. Kişinin Kelime-i Tevhid’in ehlinden olması ve söylediği Lailaheillallah’ın kendisine fayda sağlaması için iki şart zikredilmiştir: Tağutu inkâr ve Allah’a (cc) iman. Tağut, Kur’âni bir kavram olup Kur’ân’da sekiz farklı ayette geçmektedir. İslam’ın en önemli kavramlarından olan tağutu reddetmek, tüm peygamberlerin ortak gündemidir. (bk. 16/Nahl, 36) *Kur’ân’a Göre Tağut:* - Kur’ân’ın ölçüleri dışında ölçüler koyarak insanları vahyin aydınlığından küfrün karanlıklarına götüren geleneksel, dinî ya da siyasi bilgi kaynağıdır. (2/Bakara, 257) - Putlaştırılan, uğruna yaşanıp ölünen, dostluk ve düşmanlığın kendisine göre belirlendiği, meşruiyetini Allah’tan almayan değerler ve takip edilen yollardır. (4/Nisâ, 76) - Allah’ın yasalarına muhalif kanunlar yapan ve insanları buna davet eden şahıslar, kurumlar ve bunların koyduğu yasalardır. (4/Nisâ, 60) - Allah’ın dışında ibadet edilen; Allah gibi sevilen, korkulan, gönülden itaat edilen canlı cansız varlıklardır. (39/Zümer, 17) Tağutları reddetmeyen her insan, Allah’a iman ettiğini iddia etse de tağuta iman etmiş, ona kul olmuş ve Allah’ı inkâr etmiştir. (bk. 4/Nisâ, 51; 5/Mâide,
Din
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Ne insanlar gördüm üstünde elbise yok. Ne eliseler gördüm içinde insan yok... Acaba, sen İNSAN mısın?
Medeni yaşadığınız dünyanın her anı fahişe, çünkü burada değerler en yüksek teklife satılıyor.
1000Kitap
İnsanı, insan yapan diğer insanlardır... O yüzden her birimizdeki insani degerler ölçüleri sadece bize ait değildir. En yakinimizdakinin de insani ölçüsü dur...
16 Haziran: verilen değerlere sımsıkı sarılmak...
Doğum günleri insanlar için özeldir, özel olmalıdır. Ya da bu sadece belirli bir kesimin fikridir... Umut dolu bir giriş yapıp sonrasında yere çakıldığım birçok doğum günü geçirdim şu zamana kadar. Kiminde hatırlanmadım, kiminde umursanmadım, kiminde beklediğim kişiler tarafından hiç mi hiç kutlanmadım. Takıldım da yalan yok, ağladım hatta birkaç sefer öyle bir içerlemek... Bu denli değer verdiğim arkadaşlarım, sevdiğim kişiler çeyreğini bile mi hak görmedi bu değerin bana diye düşünüp durdum. Ta ki 20 yaşıma gelene kadar... Bence zamanla büyüdüğümüzün en büyük göstergesi bu doğum günlerine olan tepkiler. Şimdi düne dönüp baktığımda herkes mi kutladı doğum günümü? Elbette hayır. Ama 3 hatta 4 ayrı pastayla 4 ayrı sürprize kucak açtım. Her arkadaşım kutlamadı ama sevgilim kutladı en düşünülmüş şekilde. Kutlar dediğim herkes kutlamadı ama beni gerçekten seven çekirdek ailem kutladı en samimi şekilde. Niye kutlasınlar ki diye düşündüğüm ama bana verdikleri değeri en içten gördüğüm diğer aile üyelerim kutladı en sürpriz şekilde. Ve en erken de anaokulundaki minik öğrencim hamurdan yaptığı pastasıyla kutladı en unutulmaz şekilde. Anlamışsınızdır, doğum günlerine büsbüyük değerler veren o insanlardanım ben de. Ama önceden kutlamayanların üzüntüsü yaşar, kutlayanları görmezdim bile. Şimdi ise o değeri veren herkese koskocaman sevgiler besleyip kutlamayan birkaç ismi hatırıma bile almıyorum. Niye alayım ki? Niye alalım bize bir güncük bile verilmeyen değerleri? Niye sırf mutlu olayım diye, öğretmenim bak sana pasta yaptım diyen o minik adamı yok sayayım düşüncesiz bir kesim için? Büyümenin adımlarından birisi tam olarak da bu galiba. Verilmeyen değerlerin peşine düşmek yerine verilen değerlere sımsıkı sarılmak... Neyse, çok da uzatmayalım lafı. İyi ki doğdun Eslemsi,
Duygu ve Düşünce