günlüğümden bir gün
sevgili günlük beni en sevdiklerim anlamıyacaksa kimler anlayacak fazlası zarardır deyip bir avuç insanı hayatımda tutan ben değil miyim? Arkadaş sermayesi,yaren sermayesi, düşman sermayesi mi yapmalıyım? Çılgın kalabalıktan bu kadar uzak olup nasıl aynı zamanda yakın olabilirim? Masallardaki o bize öğüt veren ak sakallı amca nerede şimdi? Abaküs gibi sayıyorum yorgunluklarımı... bitmek bilmeyen,uzaktan, Lütüfkar,güzel görünen bir köyün yitip gitmiş virane halkları...öyleki bu yorgunluğa bağışıklık kazanamamış yerinide mesken bilmekten vazgeçememiş.Cem karacadaki çok yorgunum şarkısının nakaratlarındaki beni bekleme kaptan deyişinin esiriyim o denli yorgun ve bitik. Bu yorgunluk fiziksel bi yorgunluk değil içsel bişeyin olduğunuda zannetmiyorum.Bu yorgunluk bu dünyaya ait olmamanın verdiği bir ızdırap olabilir mi diye düşünmedende edemiyorum. İnsanın hayatının bu denli düzgün oluşu herkesin gıptayla baktığı bu kendi hayatımı ancak bu kadar değersiz kılabilirim.İnsanın anlam arayışı... Ben peki neyi arıyorum nedir beni bu hayatta yarınlar yokmuş gibi kahkaha tufanına tutturacak olan? nedir beni yaptığımdan asla ve asla pişman olmıyacağım şeyleri yaptırcak olan? nedir bana zamanı unutturan ? işte burda tıkandım günlük neler yapmadım bi bilsen oturur bi sigara yakarsın.Bir fırtınadaki poşet gibi savruldum bi o dala kondum bi bu dala... Dalla arkadaş oldum kırarlar dedi inanmadım kırıldım.uçtum özgürlüğe,ordan oraya savrulup nere gittiğimi bilmeyerek her durakta acıklı bi bakış attım halimi anlarlar dedim anlamadılar kırıldım.Uçsuz bucaksız yerlerde buldum kendimi 5 sene bilemedin 7 sene mesken edindim gurbeti mesken ettim içimde yaşanmamış hatıralar kaldı kırıldım Uçtum sıla-i rahime orayı farklı buldum hiç bıraktığım gibi değildi büyüdüğüm arkadaşlarıma ayak uyduramadım
Alışamadım
Zaman geçer diyorlar, yalan her kelime, Takvimler değişti de ben değişemedim. Bir kor gibi bıraktığın o yangın yerine, Dokunup kanayan tenime alışamadım. ​Gözlerin düşer her gece odamın sessizliğine, Sanki kapı çalacak, gireceksin içeriye. Yürürüm boynu bükük bu şehrin sokaklarında, Yokluğunu fısıldayan yollara alışamadım. ​Her sabah bir umutla uyanır da bu yürek, Sonra çarpar gerçeğin o soğuk duvarına. Sensiz geçen günleri ömürden saymayarak, Ben bu dinsiz, bu amansız hasretine alışamadım.
Şiir
Reklam
Yaşamaya geç kalmadan
Kalp; sadece kendimizi mi hayatta tutmaya yarar, Yoksa her atışında sevdiklerinizin de sizinle yaşamasına izin verir mi? Onlara da bir hayat verir mi sizin kalp atışlarınız? Oraya yerleştirdiğiniz kişiler mi sağlar bu gücü, yoksa sizin düşünceleriniz mi? Bahşedilen yaratılışta olduğun hayatı sevdiğin için mi yaşarsın, kendin olmayı sevdiğin için mi? Yaşadıkların mı seni yontar, sen mi ona şekil verirsin? Değişir misin hayatındakiler için? Ben değişemedim. Belki çok şey öğrendim. Benim için doğruyu, yanlışı ayırt ettim ama yine kendim kaldım. Değişmedim ama sevdiklerim için hayattayım. Düşlerimde yaşattım ve yaşadım kendimi. Kaybetmedim gerçeğe sevgimi. Sevdiğim yerden kırıldım belki. Bazı yerlerden sevgiyi tanıdım ama kalbime işleyemedi o sevgi. Elle tutulur, gözle görülür bir şeyler olması gerekmez miydi? Uzaktan anlaşılabilir miydi ya da tanır mıydım ben onu? Belki bir gün, çok geç olmadan, yaşamaya geç kalmadan… Bugün de yağmur yağmadan ıslandı kalbim. Buz gibi havada donup ısınmayı denedi. Hücrelerim de uyuşuyor düşüncelerimle. Işıklar içinde karanlıktayım. Her adımımda daha çok duyuyorum sesleri. Yaparım, bunu da yaparım. Bir gün daha, birkaç gün daha, aylar yıllar. Kalbimin olduğunu hatırladığımdan…
Sevgi ve Sessizlik
Bazen insanlar seni gerçekten sevdiğini bilse bile, yine de seni incitir. Benim hikâyem tam olarak buydu. Onun üzülmesini isteyecek biri hiç olmadım ama farkında olmadan onu yordum, kırdım, beklentilerini karşılayamadım. Bugün geriye baktığımda, yaşananların büyük kısmında haklı olanın o olduğunu çok net görüyorum. Aramızda “güç savaşı” dediği şeyler vardı ama aslında bu, benim eksik kaldığım yerlerin onun gözünde biriktiği anlardı. Hayatın yükü, işlerin karmaşası, mesafeler ve belirsizlikler… Hepsi üst üste geldi ama ben bu yüklerin altında sevgiyi gerektiği gibi taşıyamadım. Yanında olamamam, onun kendine bir yol çizememesi, geleceği aynı çatı altında kuramamamız… Bunların hepsi onu daha çok yıprattı, beni değil. Ailelerin baskısı, izinler, bekleyişler… O sabretti, ben çoğu zaman sadece sustum. Sorunları çözdüğümüzü sanıp ertesi gün daha büyük problemler yaşamamızın sebebi de buydu aslında: O mücadele etti, ben değişemedim. Yorulduk ama o daha çok yoruldu. Ve belki de en acısı, severek ayrılmamızın nedeni benim yeterince iyi bir “biz” olamayışımdı. Ben daha kibar olabilirdim, daha anlayışlı, daha güçlü… Ama olamadım. Bu benim eksiğimdi. Hayat beni bu hale getirmiş olabilir ama bu, kimseyi eksik sevmeye bahane değil. Şunu içim acıyarak ama dürüstçe söylüyorum: O her zaman haklıydı. Ben onu sevdim ama onu hak edecek kadar iyi sevemedim. Eğer evlenecek olsaydım, yine onu seçerdim. Tekrar dünyaya gelseydim, yine onu bulurdum. Çünkü o, her şeyin en güzeline layık. Ve ben, onu kaybetmenin nedeninin büyük kısmının kendim olduğunu biliyorum.
Çiçeğim
Acı çektim, öğrendim ama değişemedim..
Reklam
Reklam