9/10
·118 syf.··
Beğendi
·
2026 90. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 16:52
Kitaplar ve Sigaralar George Orwell'in farklı konularda yazdığı 7 denemesinden oluşuyor. Bu denemelerin içinde kitap okumanın lüks bir alışkanlık olduğunu düşünenler için kitaba mı yoksa sigaraya mı daha fazla para harcandığına dair hesaplamalarını, Orwell'in sahafta çalıştığı dönemdeki anılarını, eleştirmenliğe ve basın özgürlüğüne dair fikirlerini okuyoruz. Son denemelerinde de ağırlıklı olarak çocukluk dönemindeki anılarına, okulda yaşadığı zorluk ve zorbalıklara tanık oluyoruz. "Hayatımda hükmeden toplumsal normlara göre işe yaramazın tekiydim ve bunun değişme ihtimali de yoktu." (s. 106) Her ne kadar sonraları dramatik olsa da genel olarak ironik bir dille yazıldığı için okuması keyifli ve çok akıcı bir kitaptı. Keyifli okumalar.
1000Kitap
Kitaplar ve SigaralarGeorge Orwell · Sel Yayıncılık · 20134,782 okunma
142 sayfalık kitap beni bu kadar etkileyemezdi!
10/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 17:56
Stepford Kadınları "Bobie,sen artık eski Bobbie değilsin! Anlamıyor musun bunu? Sen de ötekiler gibi oldun!" Kitabın konusu kısaca şu Stepford Kasabası'nda kadınlar bir robot gibi sürekli ev işi yapıyor. Asla dışarıya çıkmıyor ve hobileri yok. Hayatları kocalarının cinsel arzuları,çocukları,ev işleri ve bakımlı olmaktan ibaret. Ana karakter Johanna Eberhart Walter ile evli ve iki çocuğu olan bir kadın. Sıradan bir anne değil çünkü kadın haklarına duyarlı bir birey. Stepford'a taşınan Johanna ve Walter bu arkeik kasabayı değiştireceklerini söylüyor ardından neler yaşadıklarını okuyoruz. Spoiler!!! Walter en başından bütün olayı biliyordu bence. Bilerek Stepford Kasabası'nı seçti. Kitabın içerisinde yer yer umursamaz davranışları ve olaylara şaşırmayışı ile bize bu düşünceyi benimsetmeli. Johanna'nın dediklerine karşı en ufak onay cümlesi bulunmuyor. Hani sen bu kasabayı değiştirecektin? Tek istediği Johanna'nın kendi hakkını savunmayı unutmasını sağlayabilmekti. Keşke daha ilk başından terk edebilseydin Johanna. Ike Mazzard'ın kadınları sürekli belirli bir olağanüstü güzellik standartında çizmesi de günlük yaşantımızda bulunan bir unsur. Özellikle medyada bu çok fazla bulunuyor. Okudukça sinirlerim tavan yaptı. Özellikle Ed... Hayvan mısın sen? Cinsel arzularına eşini oyuncak yapamazsın! Hayvanlar bile bu kadar ilkel dürtü ile hareket etmiyor. Kasabaya neden geldiğin belli. Walter'lara karşı dikkatli olun !! Bu kasaba fikri ve erkekler kulübü faaliyeti beni aşırı korkuttu. -Aslında "sıradan" kabul edilen hayatlarda hüküm süren davranışlarla doluydu.- Hobileriniz yok yahu! Lütfen buradaki gibi davranan gerçek hayattaki değişme potansiyeli taşıyan hanımlara yardım edelim. Ne oluyorsa mantıklı düşünebilen kadınlara oluyor. Eminim bu kasabaya taşınıp ardından buradaki
Kadın Hakları
Stepford KadınlarıIra Levin · İthaki Yayınları · 20222,735 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
9/10
·94 syf.··
Beğendi
·
2026 28. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 00:00
Merhabalar,kitabı iki kısımda inceleyeceğim ilk yarı ve ikinci yarı şeklinde. !!!!!DİKKAT SPOİLER İÇERİR!!!!! lütfen ona göre okuyun. içerik hakkında baya bilgi içeriyor!!! Martı 1.yarı kitapla ilgili dikkatimi en çok çeken şey sıkışmışlık içerisinde olmasıydı. Herkesin kendince sorunları ve bunalımları vardı. Bu açıdan asıl sinirlendiğim nokta hiç kimsenin birbiriyle gerçekten iletişim kurmaya çalışmaması, çözmeye de çalışmaması. bana ciddi bir iletişimsizlik söz konusu olduğunu düşündürdü. Kitabın en başındaki Medvedenko ve Maşa'nın konuşmasından örnek verecek olursam: Medvedenko geçimden, yaşam şartlarından, daha çok maddiyat ağırlıklı şeylerden bahsediyorken Maşa ise "hayatımın yasını tutuyorum, mutsuzum" diyor. Aslında iki taraf da haklı ama iki taraf da bambaşka tellerden çalıyordu. Ayrıca konuşmak için konuşan, konuşmalarda sadece kendi kısmını bekleyen kişiler gibi geldiler. Yüzeysel karakterlere sahipmişler duygusunu hissettim. ​Treplev karakterini başta sevmiş gibiydim fakat ilerledikçe düşünce olarak uyuşmadığım bir karakter olduğuna karar verdim gibi. Başta eski olanı bırakıp yeniye yönelmesini oldukça atılgan ve cesur bir hareket olarak görürken son kısımlarda (Nina'yla Martı konuşmasında) bunu aslında kendisini, annesine ispat etme -sevgi- için bir araç gibi kullandığını düşünmeye başladım. Kendi çıkarları için yapıyor gibi bir his baskın hale geldi. Bu noktada onun samimi olup olmadığına karar veremedim. Arkadina'ya ise başta oldukça gıcık kaptım. Kendi bildiğini yapan ve okuyan baskın bir karakter vibe'ını verdi. Kendine güvenmesi ve daima mükemmele oynaması bir seviyeye kadar güzel gelirken o seviyeden sonrasında da kendi egosunun esiri haline düşmüş gibiydi. Onun da arka planda bir şeylerin bunalımında olduğu hissedilmekteydi. Son olarak 40-46.
Duygu ve Düşünce
MartıAnton Çehov · İş Bankası Kültür Yayınları · 201626,7bin okunma
5/10
·94 syf.··
2026 3. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 18:34
Yaşar Kemal’in asıl ismi (Kemal Sadık GÖKÇELİ) Bu eserinde; Yazar İstanbulun 1970’li yıllarını ve bu yıllardaki toplumsal değişmeyi konu alıyor. Bir yanda kuş yakalayıp satan çocuklar ve bunları satan satıcıların yaşadıklarını konu alıyor önceleri insanların bu kuşlara acıyıp kafesten ücret ödeyip kuşu özgürlüğüne kavuşturması çok oluyorken sonraları toplumsal değişme ile insanların kuşların kafeste kalıp ölmelerini dikkate almadığını geçmişte daha merhametli insanların bulunduğunu anlatıyor. Ama böyle bir geleneğin son bulması iyi olmuş şahsi görüşüm asıl değişen insanlardan ziyade maddi amaç güdüp kuşların özgürlüğünü elinden alıp onları kafeste ölüme terk edenlere bu geleneğin son bulması iyi bir ders olmuş…
1000Kitap
Kuşlar da GittiYaşar Kemal · Toros Yayınları · 198418bin okunma
8/10
·440 syf.··
2026 63. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 11:54
Bir karakterin gerçekten değiştiği an, çoğu zaman büyük savaşı kazandığı an değildir; kendine söylediği yalanın artık işe yaramadığını fark ettiği andır. Joseph Campbell’ın Kahramanın Sonsuz Yolculuğu’nu benim için değerli kılan şey de tam burada başlıyor. Çünkü bu kitap, kahramanı sadece yola çıkan, canavarlarla savaşan, sınavlardan geçen biri olarak değil; kendi eski benliğini geride bırakmak zorunda kalan insan olarak okumaya çağırıyor. Campbell’ın temel meselesi aslında çok eski ama hâlâ diri bir soruya dayanıyor: Neden farklı coğrafyalarda, farklı inançlarda, farklı çağlarda anlatılan hikâyeler birbirine bu kadar benziyor? Neden bir kahraman sürekli bir çağrı alıyor, eşiği geçiyor, bilinmeyene giriyor, sınanıyor, parçalanıyor ve bir şekilde değişerek geri dönüyor? Kahramanın Sonsuz Yolculuğu, bu ortak anlatı iskeletine “monomit” diyor. Yani insanlığın binlerce yıldır farklı yüzlerle anlattığı tek ve derin hikâye. Ama bu kitabı sadece hikâye yazma formülü gibi okumak bence Campbell’a yapılacak en büyük haksızlık olur. Çünkü mesele önce çağrı gelsin, sonra mentor çıksın, sonra kahraman sınavlardan geçsin kadar basit değil. Asıl mesele, insanın değişim karşısında verdiği mücadele. Bir eşik bazen gerçekten bir kapı değildir; insanın kendine ilk kez dürüstçe bakmak zorunda kaldığı andır. Bir canavar bazen dışarıda beklemez; suçluluk, korku, utanç, arzu ya da bastırılmış bir hakikat olarak içeride yaşar. Kitabın beni en çok düşündüren tarafı da bu oldu. Campbell mitleri sadece eski insanların anlattığı fantastik hikâyeler gibi ele almıyor; onları insan ruhunun sembolik dili olarak okuyor. Mağara, yol, ölüm, yeniden doğuş, baba, anne, mentor, gölge… Bunların hepsi anlatının içinde birer olay gibi görünse de aslında insanın büyüme, kopma, yüzleşme ve dönüşme hâllerine
1000Kitap
Kahramanın Sonsuz YolculuğuJoseph Campbell · İthaki Yayınları · 20171,179 okunma
Puan vermedi·88 syf.··
2026 26. kitabı
Umarım bu kitabı okuyup da demek her şey böyle başlamış, ensestin özü buraya dayanıyormuş inancına kapılma kimse. Zira değişen toplumun değişme özelliği üzerinden birçok şeye verilen ad, kutsallık...konularının aslında toplumsal yapının zamana, teknolojiye, politikaya göre şekillendiğini belirten bu ve benzeri araştırmacıların en büyük hatası bu olurdu. Evrensele ulaşmak. Arkeoloji-Antropoloji-Sosyoloji alanında çalışma yürüten nam salmış birçok yazar, çalışmalarını Avustralya, Polinezya gibi yerlerde yürüttüler. Onlara göre buralarda yaşayan toplumlar, kabileler, klanlar on dokuzuncu yüzyıla kadar yaşam biçimlerini değiştirme işleri. Yine bu araştırmacı yazarlara göre insanlık tarihi; İlkel, barbar ve uygar olarak tek bir çizgide ilerlemiştir ve Avustralya, Polinezya yerlileri günümüze yakın bir tarihe kadar henüz İlkel veya barbar olma özelliklerinden sıyrılamamışlardır. İşte ilk ve en büyük hataları burada başlıyor. Bu kitabın yazarı Emile Durkheim, benzeri çalışmalar yürüten ve yine Durkheim gibi masa başı teorisyenleri olan Freud ve Frazer için elde edilen raporlar kutsal derecesinde hatasız olan raporlardır ve bu raporlara göre teoriler üretmek onlar için kesinlikle olanı, doğruyu anlatmak veya yazmaktır. İkinci büyük hata da burada kendini gösteriyor. Elde ettikleri raporlar neye kıyasla kesin yargılardır bilinmez. Freud ve Frazer bir başka konu. Bizim derdimiz şu an Durkheim. Sosyoloji alanında büyük çalışmaları olan bir düşünür olduğu inkar edilmese de bu çalışmasında ismini yerlerde gezdirecek teorilere sahip. Ensest yasağının Kökenleri i anlatırken aynı toteme mensup olmakla evlenmemek yani bu toteme mensup olmakla bu Totemdeki karşı cins bir başka bireyle Cinsel ilişkiye girmemek ensest yasağının kökenini oluşturur ama Durkheim zamanında dahi ensest
KiTaPHaNe
Ensest Yasağı ve KökenleriEmile Durkheim · Pinhan Yayıncılık · 2019152 okunma