Ortaokul yıllarımda bir sıra arkadaşım vardı ve sınıfta hiç sevmediği bir kız vardı kızı kötüler dururdu sonra bir gün sıra arkadaşım elinde kocaman bir tabloyla gelmiş o ne için dedim ( bu kızın resmi acayip iyiydi baya ödüllü fln) neysee dedi ki sevmediği kızın doğum günüymüş ve ona elleriyle onun portresini çizmiş dedim ki nasıı ya sen o kızdan nefret ediyordun ne dese iyi "dostuna yakın düşmanına daha yakın"var ya o an kanım çekildi İnsanlara güvenimi dehşet azaltan bir olaydı. Sizin de var mı böyle anılarınız
Part 1 - İslam Fetihlerinin Öncesinde Akdeniz'in Dönüşümü
Her şey, Romalıların doğal sınırlarına ulaşmasıyla başladı. Fetihler durduğunda uzun, 180 yıllık savaşsız bir "Pax Romana" (Roma Barışı) dönemi yaşandı. Ancak sorun şu ki, Roma'nın zenginliği ganimet ve yağma üzerine kurulu bir sistemle işliyordu. Yeni para akışı durduğu için bu refah dönemini, bitmek bilmeyen krizler, enflasyonlar ve iç savaşlar takip etti. 3. yüzyıl krizi denilen bu dönemde sayısız general başa geçti ve devrildi. Tüm bunların üstüne doğudan, Karadeniz'in kuzeyinden Hunların da baskısıyla Cermen kavimleri batıya akın akın gelmeye başladı. Aslında bu Cermen akınları yeni değildi; Roma asırlardır Cermenlerle savaşıyor, onları asimile edip yavaş yavaş kendi bünyesine katıyordu. Fakat bu sefer arkalarında Hunların itici gücüyle devasa sayılarda geldiler. Doğal olarak imparatorluk, bu barbar dalgasını öncekiler gibi absorbe edemedi. ​Roma'nın sınırları, barbar akınlarını tek bir merkezden yönetilemeyecek kadar devasaydı. İşte bu yüzden sınırların iki merkezden yönetilmesine karar verildi ve 395 yılında imparatorluk kalıcı olarak ikiye bölündü. Aslında bu bölünme yeni bir olay değildi; Roma zaten yüzyıllardır 2'ye, 4'e ve 6'ya bilinçli ve kontrollü şekilde bölünüyor, eş imparatorlar tarafından ortaklaşa yönetiliyordu. 395'teki bölünmenin farkı, bunun kalıcı olması ve bir daha geri birleşememesiydi. ​Roma bölündükten sonra Batı tarafı, Doğu kadar şanslı değildi. Doğu; Mısır, Filistin, Suriye ve Anadolu gibi zengin eyaletlere sahipti. Altın ve ganimet için gelen barbarlara rüşvet ve haraç ödeyip onları kardeşine, yani Batı tarafına püskürtüyordu. Batı'nın Doğu kadar altını olmadığı için savaşmak zorunda kaldı. Kendi halkı yüzyıllardır hadarileşmiş, refah içinde yozlaşmış ve asabiyesi zayıflamıştı; doğal olarak bu korkusuz, vahşi, taze, genç ve güçlü
Din
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Tolkien'i Tolkien yapan 3 eseri incelesek mi?
Sigurd ile Gudrún Efsanesi bu kadar övülüyorken biraz daha gerilere mi gitsek? Arka planda parıldayan tılsımlı yüzükler, kadim haritalar, altın anahtarlar ve ejderhalar... Modern fantastik edebiyatın ve J.R.R. Tolkien’in Orta Dünya’sının temellerini atan, adeta türün "ataları" sayılan üç büyüleyici başyapıtı sizlere sunuyorum efenim! 1. Tılsımlı Yüzük (Friedrich de la Motte Fouqué) Orta Dünya’ya Dokunuşu: Yüzüklerin Efendisi'nin Kıvılcımı Önemi: 19. yüzyılın başlarında yazılan bu şövalyelik destanı, İskandinav mitolojisi ile romantik şövalye kültürünü harmanlayan ilk modern fantastik denemelerden biridir. Tolkien Bağı: Tolkien'in bu eseri çok erken yaşlarda okuduğu ve hayran olduğu bilinir. Kitaptaki lanetli ve büyüye yön veren yüzük motifi, asil şövalyelik kodları ve epik arayış (quest) anlatısı, doğrudan Tek Yüzük fikrinin ve Yüzüklerin Efendisi'ndeki epik atmosferin en büyük erken dönem ilham kaynaklarındandır. 2. Sigurd’un Hikâyesi - Peri Masalları (Andrew Lang) Orta Dünya’ya Dokunuşu: Ejderha Smaug ve Turin Turambar’ın Kaderi Önemi: Andrew Lang’in ünlü renkli peri masalı kitapları serisinde yer alan bu derleme, İskandinav ve Cermen mitolojisinin en köklü anlatısı olan Völsunga saga'yı temel alır. Tolkien Bağı: Bir kahramanın kırılan kılıcını yeniden dövmesi (Andúril), hazineye bekçilik eden dehşet verici ejderha Fafnir ve onunla konuşan kahraman figürü olmasaydı; ne Hobbit'teki Smaug'u ne de Silmarillion'daki Túrin Turambar'ın trajik hikayesini okuyabilirdik. Tolkien, Lang’in mitolojiye ve masallara olan bu yaklaşımından hayatı boyunca beslenmiştir. 3. Altın Anahtar / Elf’ler (George MacDonald & Johann Ludwig Tieck) Orta Dünya’ya Dokunuşu: Büyülü Diyarların ve Elflerin Doğuşu Önemi: George MacDonald, fantastik edebiyatın babası kabul edilir. Tieck ise Alman romantizminin
Canım sıkılıyor, keşke sizinkini de sıkabilsem. Nerede ruhunuzun o dokundukça sancıyan yeri bilsem, alnımın korunda kızdırdığım hayallerle dürterdim orayı. Çil yavrusu denilen ve dağılmakla meşhur o ne olduğunu bilmediğim şeyler gibi dağılırdınız etrafımdan kaçarak.. En yavaş olanınızı gözüme kestirip yakalamadan fakat uzansam tutabileceğim bir mesafede takip ederdim, her ardına dehşetle bakışında parmaklarımı gözüne batıracak gibi uzatırdım yüzüne fakat asla yakalamazdım. Korkunun, dehşete düşürmenin sanatı budur, yakalanmaya ramak kala kurban en büyük dehşeti yaşar. Yakalandığında ise bu akla zarar dehşet, ya teslimiyete ya da ender rastlanılan bir mücadeleye dönüşür. Ben sizi zirvede tutmak istiyorum, tıpkı uçurum kenarı gibi durdukça sonu gelmeyen bir düşmeyi vaadediyorum. Asılsız vaatlerden korkanlarınız da az değil, yine de en heveslileriniz onlar, mağdur rolünün repliklerini en iyi bilenleriniz, sinsi ve gizlice mazoşist olanlarınız. Ve ansızın gelen ben ne zırvalıyorum hissi, iç sesimin boğuk haykırışları arasında tanımadığım uzak kahkahalar, parıldayan gözler ve dudak ısırmaları. Tiksinen bir bacak, beyaz ve yaşlı duvarlar.. Perdeyi kapatmam gerek, doğrulamıyorum
“Sana her şeyin olmasına izin ver: güzellik ve dehşet. Yalnızca devam et. Hiçbir duygu son değildir.” — Rainer Maria Rilke
Alıntı
Hastalık ve ölüm çevirir küle Bütün ateşleri bizim'çin yanan. Aşk ve şevk dolu bu iri gözlerle, Kalbimin boğulduğu bu ağızdan, Bu öpüşten merhem gibi etkili, Bu coşkudan bir ışık kadar keskin, Ne kalır? Ruhum, bu dehşet verici! Sadece üç çizgi, soluk bir resim, Ölür, benim gibi bir yalnızlıkta, Ve zaman, o küfürbaz ihtiyar ki, Sürtünüyor her gün sert kanadıyla... Hayat ve Sanatın kara katili, Öldürmeyeceksin bende kalanı Zevkim ve şanım olan kadını!
Şiir