Bazı usûl alimleri derler ki: Eğer Efendimiz’in nübüvvetinin delili olarak sahâbe neslinden başka hiçbir şey ortada olmasaydı sadece sahâbenin varlığı bile tek başına nübüvvete delil olmak için yeterdi.(el-Karafi, el-Furûk, 265-266)
Dürüst olalım. Hiçbirimiz, bize hayır denmesinden hoşlanmayız. Bir başkasından destek, yakınlık veya bağışlanma talep ettiğimizde, bu isteğimizin geri çevrildiğini kabullenmek zordur. Yine de sağlam ilişkiler, itiraz etme ve yüzleşme üzerine kuruludur: “ Demirin demiri bilediği gibi, bir insan da diğerini biler.”
Sınırların “nefes alabilir” olmaları, kapıları bulunan tahta perdeler gibi iyiyi içeri alabilecek ve kötüyü dışarı çıkarabilecek şekilde olmaları gerekir. Sınırlar yerine duvarlara sahip bireyler ne iyiyi, ne de kötüyü içeri alabilir. Kimse onlara dokunamaz.