İhtilalin bir düşmanı var; eski dünya. Ve o, bu düşmana acımasız davranıyor. Tıpkı cerrah kangrene karşı nasıl acımasızsa, öyle. Krallığı kralda, soyluluğu soylularda, zorbalığı askerde, batılı papazda, barbarlığı yargıçta; tek kelimeyle özetlersek, ne kadar zulüm varsa hepsini zalimde yok ediyor. Bu korkunç bir ameliyat ve ihtilalin eli hiç mi hiç titremiyor.
Eşsiz doğanın iki yönü vardır; yüce ruhları aydınlığa boğar, vahşi ruhları ise kör eder. İnsan cahil, çöl de serap dolu olunca yalnızlığın karanlığı zekanın karanlığına eklenir. İnsanın içinde uçurumlar açılması da işte bundandır.
İhtilaller iki noktaya akar, çıkışa ve inişe. Ve bu kaygan yüzeylerde buzdan çiçeğe, bütün mevsimler vardır. Bu yüzeylerin her bölgesi kendi iklimine uygun insanı yaratır. Güneşte yaşayanlardan yıldırım ve şimşek altında yaşayanlara kadar.
Önlerine çıkan her şeye destek olurlardı, ta ki onu da devirinceye kadar. Sendeleyen bir şeye son darbeyi indirmek onlar için içgüdüsel bir dürtüydü. Onların gözünde desteklenebilir olmak için sağlam olmak gerekirdi. Sendelemeyi kendilerine ihanet sayarlardı. Sayı, güç ve korkuyu temsil ediyorlardı. Alçaklıklarındaki cüret de buradan geliyordu.