Romanın "Ön Söz”ünden (Selim İleri)
“İçimizdeki Şeytan’ı okuduğumda, romana yönelik eleştirilerin hiçbirini okumamıştım. Bu yüzden de, Sabahattin Ali’nin ‘birtakım gerçek kişiler’i hedef aldığını bilemez, düşünemezdim.
Sonradan öğrendiğime göre, İçimizdeki Şeytan’da, Peyami Safa, Atsız gibi gerçek kişiler ağır ithamlarla yeriliyormuş.
Bu türden sözlerin, söylentilerin geçersizliğini öğrenmek için de zamana ihtiyacım varmış: Bugün, roman sanatının, ‘kurmaca’dan ötesiyle değerlendirilemeyeceğini bildiğimden, ne Sabahattin Ali’nin eserinde Peyami Safa’yı ya da Atsız’ı görüyorum ne de Atsız’ın eserinde Sabahattin Ali’yi.”
Evet, Selim İleri’nin tespiti böyle. Ben, romanı okumadan önce maalesef ‘birtakım gerçek kişiler’i hedef aldığı yönündeki eleştiriler hakkında az da olsa malumata vâkıftım. Bu sebeple eseri okurken hangi karakterin Peyami Safa olduğunu merak ettiğimi itiraf etmeliyim. Tespit etmem de zor olmadı. Bu merakla birlikte “roman sanatının, ‘kurmaca’dan ötesiyle değerlendirilemeyeceği” gerçeğine uyarak okumaya, anlamlandırmaya çalıştım. Bunu doğru olduğu konusunda Selim İleri’ye katılıyorum.
Bu romanı da Kuyucaklı Yusuf ve Kürk Mantolu Madonna kadar severek ve hayranlıkla okudum. Sabahattin Ali’nin gerçekten tatlı bir dili var. Okuyucuyu saran, sıkmayan, akıcı bir dil.
“İçimizde şeytan yok! İçimizde aciz var! Tembellik var! İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey:Hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var!” (s.262, YKY)
Eserin beni düşünmeye sevk ettiği en önemli nokta hangi sebeple olursa olsun insanoğlunun hakikatleri görmekten kaçmak itiyadında oluşudur. Cevizin kabuğunu kırmaya üşenip içi görme şerefine nail olamayışımız ve onu büsbütün kabuk kabul etmemiz... Hatta bu yalana kendimizi inandırmaya çalışmamız... Burnumuzdaki