Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
37 yaşıma kadar evlenmedim.Vatan derdi,her gün biraz daha hor görülen müslümanlık acısı beni öylesine sardı ki,nefsimde aile zevkine hiç bir istek bulamadım.
Türk akademik çevrelerinden ve aydınlardan din meselesiyle ilgilenenlerin kaydadeğer bir kısmı hadisenin sadece olumsuz boyutu ile alakadar olmuştur.Onların temel meselesi “dinin Türkiye’yi,Türk laikliğini tehdit eden bir unsur olarak yeri ve fonksiyonu nedir?” sorusu ve mahut “irtica” edebiyatı etrafta cereyan etmektedir ki bu manada oryantalistlerden,yabancı akademisyen ve gazetecilerden esasta herhangi bir farkları da yoktur.Burada dinin Türk toplumu için kurucu ve yaşatıcı devam ettirici dayanıklı bir unsur olarak yeri ve önemi ilmi ve fikri bir mesele olarak dün de bugün de gerekli ve yeterli ölçüde gündeme gelmediğinin altı çizilmelidir.
Böyle bir çabanın ortaya konabilmesi için gerekli donanıma ve araçlara sahip olmaya yönelenlerin sayısı da ne yazık ki yoka yakıdır.Mesela Arapça ve Farsça öğrenen,Osmanlıcasını ilmi ve fikri tahliller yapabilecek düzeye çıkaran Türk akedemisyen ve aydınları birkaç kişiyi geçmez.Bu gerçekten üzerinde düşünülmeye değer önemli bir konudur.En “iyileri” bile tedbiri elden bırakmadan DİNİ SADECE BİR SOSYAL AÇIKLAMA KALIBI OLARAK KULLANMAYI DENEMEKTEDİRLER.
Birkaç örnek vermek gerekirse;
Tarık Zafer Tunaya:Türkiye cumhuriyeti gibi laikliği etnik ve ideolojik temel edinmiş devlet içinde dinci çevrenin kaydettiği bu gelişme yapıcı olmaktan ziyade yıkıcı bir eğilim göstermiştir.Çevrenin siyasi hayat içinde izlediği siyasi yol,bir nakilcilik ve dedikodu edebiyatı,ciddi ve samimi din incelemeleri yapmasına vakit bırakmamıştır.”
Ya müslüman kalmayı yahut yürüyen herhangi bir sistemin bir birimi olmayı seçeceğiz.Fiilen ikinci şıkkı yaşamak zorundayız bir bakıma.Mesele olarak önümüze koyduğumuz ise bu mecburiyeti kaldırma gereğinden ibaret.Eğer yaşanan herhangi bir sistemin herhangi bir birimi olmayı reddetmek diye bir meselesi yoksa bir Müslümanın,müslümanlığa ilişkin hiçbir meselesi de yok demektir.
İslamiyeti geçmiş çağlara ait bir düşünme ve davranma yolu olarak görenler modern çağda yürürlükte olan toplum hedeflerinden biri içi İslamiyetin nasıl devreye sokulabileceğini düşünüyorlar.Buna karşılık sayısı az da olsa bazı müslümanlar Allah'ın kendilerine tevdi (bir şeyi emanet olarak bırakma) ettiği emanetin kıymetini bilmeden yaşamanın şerefsiz bir hayat olduğunu biliyor ve ancak İslam'ın özgün kuruluşu vasıtasıyla kurtuluşun mümkün olduğunu ileri sürüyorlar.Kurtuluşun nasıl anlaşılması gerektiğinde ise temel ayrım beliriyor:Kimileri milli varlığın diğer milliyetler karşısında üstün bir duruma ulaşılmasını kurtuluş sayıyor,kimileri
bütün müslüman toplumların müşterek bir kuruluş yapısında kurtuluşa ereceklerini öne sürüyor.Bazıları komünizm tehlikesi bertaraf edilirse bunun bir islam zaferi olacağını düşünüyor.Bazıları ise kapitalizmin belalarını defetmekle İslamın başarı kazanacağı fikrinde.Bir kesim insana göre ise İslam,kalkınmanın sağlayabileceği bir ideoloji sunuyor insanlığa,diğer bir kesim sosyal adalet için İslami bir ideolojinin en elverişli olduğunu kabul ediyor.Irkçılığa ve sömürgeciliğe karşı karşı veya emperyalizme ve istilacılığa karşı başvurabilecek bir inanış manzumesi sayanlar var İslamı.Aynı zamanda işlenen birçok haksızlığın meşru mazeretini İslamda arayanlar da var.
Velhasıl insanların kendi heva ve heveslerinden türemiş birçok hedefin elde edilmesini sağlayacak bir güç