Pay-ı taht İstanbul’u bilen biliyordu lakin bu şehr-i Trabzon bir cennet yurduna benziyordu. Hayret makamında, hayrete düşürüyordu insanı. Gören zannederdi ki güzel denen ne varsa arza burada nakşedilmiş, birer minare gibi ağaçları bile isteye bu topraklara hakkedilmiş. Aşk burada toprağa indirilmiş, Mecnun Leyla’sını bu topraklarda buluvermiş, Ferhat Şirin için bu dağları delivermiş... O kadar güzel ve o denli zorlu bu topraklar. İnsana sevdiği her ne varsa sanki burada sevdirilmiş. Cennet bir şerbet olmuş da dünya denen yetime burada emzirilmiş.
Ve deniz... Bu topraklarda hayattır, nefestir, sestir... Denizi olmayan, deryayı görmeyen, ummanı bilmeyen şehirlerin bir yanı noksan kalmış sanki. Bir tarafı sessiz, bir kulağı sağır bırakılmış. Karadeniz eli, dili, sesi olmuş bu toprakların.