Pay-ı taht İstanbul’u bilen biliyordu lakin bu şehr-i Trabzon bir cennet yurduna benziyordu. Hayret makamında, hayrete düşürüyordu insanı. Gören zannederdi ki güzel denen ne varsa arza burada nakşedilmiş, birer minare gibi ağaçları bile isteye bu topraklara hakkedilmiş. Aşk burada toprağa indirilmiş, Mecnun Leyla’sını bu topraklarda buluvermiş, Ferhat Şirin için bu dağları delivermiş... O kadar güzel ve o denli zorlu bu topraklar. İnsana sevdiği her ne varsa sanki burada sevdirilmiş. Cennet bir şerbet olmuş da dünya denen yetime burada emzirilmiş.
Ve deniz... Bu topraklarda hayattır, nefestir, sestir... Denizi olmayan, deryayı görmeyen, ummanı bilmeyen şehirlerin bir yanı noksan kalmış sanki. Bir tarafı sessiz, bir kulağı sağır bırakılmış. Karadeniz eli, dili, sesi olmuş bu toprakların.
YAR KASİDİ
Sen yârımın kasidisen
Eylen sene çay demişem
Sen yârimin habercisisin Eylen sana çay demişim
Heyalını gönderibdir
Bes ki men ah vay demişem
Demek benim inlemelerimi, ah vah etmelerimi duymuş ki bakın hayalini göndermiş bana
Ah geceler yatmamışam
Ben sana lay lay demişem
Geceleri yattığımı mı zannediyorsun ey sevgili ben geceleri senin hayaline ninni söylemişim.
Sen yatalı ben gözüme
Ulduzları say demişem
Sen yattıktan sonra da ben uyumamışım gözlerime yıldızları say demişim
Herkes sene ulduz diye
Özüm sene ay demişem
Herkes sana yıldız dese ben sana Ay demişim
Senden sonra heyata men
Şirindise zay demişem