EN İYİ ARKADAŞ. SIRDAŞ. SENATÖR. ERKEK ARKADAŞ. YÖNETİCİ.
Beş yabancı.
On milyon dolar.
Ve ne zaman başlayacağı asla bilinmeyen bir yayın.
One Lucky Winner, şimdiye kadar gördüğünüz hiçbir reality şova benzemiyor. Bu bir yarışma değil; bu, dünyanın gözleri önünde oynanan bir deney. Yarışmacılar, Kuzey Kaliforniya’daki gözlerden uzak, görkemli bir malikaneye kapatılıyor. Dış dünyayla tüm bağları koparılıyor. Telefon yok. İnternet yok. Tek bildikleri şey şu:
Bir gün… bir saat… bir anda… canlı yayındalar.
Yayın saati yok. Program akışı yok. İzleyiciler, yalnızca telefonlarına düşen bir uyarıyla oyunun başladığını öğreniyor. Uyarı geldiği an, dünya ekrana kilitleniyor. Sosyal medya aynı anda alev alıyor. #OneLuckyWinner trend oluyor. Kimsenin kaçma şansı yok ne yarışmacıların, ne izleyicilerin. Malikanede kamera her yerde.
Ama gerçekler… saklanacak yer buluyor.
En İyi Arkadaş herkesin bildiğini sandığı şeylerden fazlasını biliyor.
Sırdaş, sustuğu her an bir şeyler biriktiriyor.
Senatör, geçmişin gölgelerinden kaçamayacağını henüz fark etmiyor.
Erkek Arkadaş, rolünü ne kadar iyi oynarsa oynasın, maskesi çatlamaya başlıyor.
Yönetici ise kontrolün elinden kaymasının ne demek olduğunu öğrenmek üzere.
Başta her şey bir oyun gibi.
Lüks. Şarap bağları. Spa. Sonsuzluk havuzu. Ama izolasyon derinleştikçe, sırlar su yüzüne çıkıyor. Ve yarışmacılar çok geçmeden şunu anlıyor: Bu artık sadece bir reality şov değil.
Birisi izlenmekten zevk alıyor.
Birisi daha fazlasını istiyor.
Ve birisi… kan peşinde.
Oyun, dünya yarışmacıların gerçekte kim olduklarını öğrenene kadar bitmeyecek.
Peki ya sen?
Uyarı geldiğinde ekrana bakacak mısın?
Yoksa gözlerini kaçırıp her şeyin bir kurgu olduğunu mu düşüneceksin?
•
Kitabın puanı 3.64 olduğu için başlarken biraz çekimserdim. Konusunu da özellikle