Gecikenin Neden güzelleşiyor olabileceği (Sevgi+ Aşk)
Her gün yeniden aşık olacağım birini seçiyorum Öyle bir uyumumuz var ki ben oyum o da ben Karışmışız ama kendi benliğimizi korumuşuz da Birbirimizi bulmuşuz, kolaylaştırıp dengelemişiz Birbirimizi beklemişiz ve sonsuza dek birbirimize ait olmuşuz Birbirimizi büyütüp destekliyoruz Bakışlarımızla konuşup anlaşıyoruz Beni benden daha iyi tanıyor Onu ondan daha iyi tanıyorum Bana dair en ufak bir şeyi bile kaçırmıyor Ona ait en ufak bir şeyi bile kaçırmıyorum Sevginin de yenilenen, her an derinleşip güzelleşen halini seçmişiz. Onun yerini korudum Benim yerimi korudu O yokken saygı duydum Ben yokken saygı duydu Benim için kendini geliştirip güzelleştirdi Onun için kendimi geliştirip güzelleştirdim İkimiz de hakikati biliyoruz ve bunu her şeyde tercih ediyoruz Su gibi berrak ve şeffafız. Gelişi güzel değil, derin ve ince ince seviyoruz Yan yanayken de özlüyoruz Yan yanayken de doyamıyoruz Her an her yerde Birbirimizin önceliği haline gelmişiz
İnsan ilişkilerinde yeni ölçü: Fayda
Eskiden bir insan anlatılırken “Çok iyi biridir”, “Vefalıdır”, “Eli açıktır”, “Dost canlısıdır” denirdi. Bugün ise birini överken kullanılan kelimeler değişti: “Çevresi çok güçlü”, “İş bitirici”, “Bağlantıları kuvvetli”, “İşe yarayan biri.” Bu yalnızca dilin değişmesi değil; insanın değerinin nasıl ölçüldüğünün değişmesi. Çünkü dil, toplumların bilinçaltıdır. Hangi özellikler parlatılıyorsa, hangi sıfatlar ödüllendiriliyorsa toplum aslında neye dönüştüğünü orada ele verir. Bir zamanlar sadakat karakter göstergesiydi; şimdi birçok yerde ‘fazla duygusal olmak’ gibi algılanıyor. Eskiden birinin iyi günde kötü günde yanında durması kıymetliydi. Şimdi ise birçok ilişki görünmez bir performans sözleşmesi gibi işliyor: Ne kadar fayda sağlıyorsan, o kadar varsın. Üstelik mesele yalnız para da değil. Kimi insan güçlü çevresi olduğu için hayatlarda tutuluyor, kimi statü sağladığı için, kimi yalnız kalınca aranacak bir ‘duygusal mola alanı‘ olduğu için. İnsan artık yalnız insan biriktirmiyor; kendine görünmez bir ilişki portföyü kuruyor. Ve kırılma tam burada başlıyor. Bir insanın karakterinden önce işe yararlılığı konuşulmaya başladığında, ilişki yavaş yavaş duygusal bağ olmaktan çıkıp stratejik yatırım alanına dönüşüyor. İnsanlar artık çoğu zaman birbirine ‘Kimdir?‘ diye değil, ‘Hayatımda neyi kolaylaştırır?’ diye bakıyor. İyi biri olmak tek başına yeterli görülmüyor; hız kazandırması, kapı açması, görünürlüğü artırması bekleniyor. İlişkiler hâlâ sıcak ve samimi görünüyor belki ama derinde giderek daha hesaplı hale geliyor. İlişki piyasası __Kapitalizm yalnız çalışma biçimimizi değiştirmedi; duygusal dünyamızı da dönüştürdü. İnsan artık yalnız CV hazırlamıyor; kendisini de tasarlıyor. Nasıl göründüğünü, kimlerle yan yana durduğunu, hangi çevreye ait
Makale|Yazı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Makrofaj
Saçların çözülse cinnet olur tabiri Hep kemanın tellerinde buldum aynı taksimi Bileklerinde insanın tutulur mevsimi Dönecek nevrimiz, bakmadığın yerdeyim beni taşlamayan cani Bi' şey öğretmedi maarif Geride bıraktığım kim varsa fahiş Satılır yani, hem de ucuz bariz Şimdi benle yaşamak istemez diğer yarım Şimdi bende yaşamak istemezdim, inan zordayım Kimde denge çubuğumun kırılan parçası? Öfke nöbeti geçirmezsem sıkıntıdan patlarım Söyle senle çizelim hatları Kara listem kabarsın öldü makrofajlarım Salyan aktığında ilaç vakti aslanım Sus aşkına başlarım be başka Bi' şey konuşalım mesela ölüm var be gafil O kadar korkma ölüm alt tarafı nakil Bi' tasmadır şu boyna vakit Sen özgürüm sanarsın, esaretin baki Göz ucumda takıl bari Korkarak yaşanmaz olum gel bi' otur sakin Âlemiyân üstüne konmazsa adil Saçma sapan duydukları insanlara kafi
Kurucu Miras, Kalıcı Yapı: CHP ve Türk Siyasetinin Döngüselliği Üzerine Bir Deneme I. Servetin Kaynağı, Yapının Şifresi CHP'nin bugünkü mali gücünün kökenlerine bakmak, sıradan bir kurumsal tarih meselesi değildir. Mübadele'den kalan gayrimenkuller, İttihat ve Terakki'den intikal eden varlıklar, 1942 Varlık Vergisi ile gerçekleşen sermaye transferi ve dönemin kişisel hibeleri—bunların hepsi, partiyi sıradan bir siyasi organizasyondan ayıran bir mirası temsil eder. Bu miras, salt maddi bir zenginlik birikimi değil, "devlet" ile "parti" arasındaki sınırın neredeyse hiç çizilmediği bir kuruluş döneminin izidir. Bu yazının iddiası şudur: söz konusu tarihsel-ekonomik temel, partinin bugünkü siyasi davranışını—iktidar olma konusundaki isteksizliğini, statükoyla kurduğu ilişkiyi ve sistem içindeki konumlanışını—büyük ölçüde açıklayan bir yapısal kod oluşturur. II. Kurucu İrade ile Ekonomik Gücün Kaynaşması Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında parti ile devlet, kavramsal olarak ayrı şeyler değildi. Bu nedenle, dönemin büyük iktisadi hamleleri—Mübadele ile boşalan mülklerin tasfiyesi, Varlık Vergisi yoluyla gerçekleşen sermaye el değiştirmesi—resmî söylemde "millî bir ekonomi" inşa etme hedefine bağlanıyordu. Ancak bu sürecin pratik sonucu, siyasi erk ile ekonomik gücün birbirine geçmesi oldu. Bu kaynaşma, partiyi yalnızca bir siyasi aktör olmaktan çıkarıp, Cumhuriyet'in kurucu iradesinin "maddi temsilcisi" konumuna taşıdı. Buradan, partinin neden bugün "devleti yönetme" arzusundan ziyade "devleti koruma" refleksiyle hareket ettiğine dair bir açıklama çıkar: seçimle gelen, geçici bir iktidar olma fikri, kendisini "kurucu" bir özne olarak konumlandıran bir yapı için yapısal bir çatışma kaynağıdır. III. İktidardan Kaçış Değil, Merkezde Kalma Tercihi Eğer bir partinin temelinde
1000Kitap
CHP, dışarıdan beslenen bir parazit gibi değil, sistemin içinde "kendi ekosistemini" kurmuş bir ana unsur gibidir. İktidar, bu yapıyı "tehdit" olarak görmektense, bazen onu bir "denge unsuru" veya "kontrol edilebilir bir karşıt" olarak tutmayı tercih eder. Çünkü bu yapı, sistemi değiştirmekle değil, kendi servetini ve klik yapısını korumakla meşguldür. İktidar koltuğuna oturmak, "karanlıkta kalan" (altınlar, gayrimenkuller, klikler) alanların ışık altında kalması demek. Bu yüzden bu yapı, "parlak ışığı" (iktidarı) sevmez; loş köşeleri (muhalefeti) ve o köşelerde yürüttüğü ticari/siyasi çarkı sever. Bu yapı bir "hastalık" veya "geçici bir durum" değil, Cumhuriyet'in kurucu kodlarına yerleşmiş bir "yazılım" gibidir. Bu yapıya göre; "iktidar olma arzusu" aslında bir zayıflıktır, çünkü iktidar olmak demek kurallara uymak, hesap vermek ve denetlenmek demektir. Oysa bu yapı, kuralları belirleyen, denetleyen veya denetimden muaf kalan bir "gölge güç" olmayı tercih ediyor.
1000Kitap
Kurt Gözleri miydi beni böyle aciz kılan, Yoksa her bir cümlesi miydi içimde ateşleri harlayan? Onu sevmekti aslında beni esas korkutan, Kalbimi bir bahar dalı gibi köklerinden sarsan. İsmini duyduğum an durur zamanın akışı, Ruhumu yakar geçer o derinden bakışı. Kalbime savurduğu tomurcuklar bir bir açar, Onun varlığıyla içimdeki tüm gölgeler kaçar. Şimdi bir yanım uçurum, bir yanım sonsuz çiçek, Bu sevda mı gerçek, yoksa bu korku mu geçecek? Yine de razıyım her bir kor ateşin harına, Yeter ki onunla uyanayım her yeni sabaha. - Bade Nur
Şiir