Lazım olduğunda musibet de bir nimettir. Baş ağrısına ihtiyacı olabilir mi insanın? Beden ve nefs bakımından bunun bir gereksinim olmadığı açıktır (:) ancak nefsin bir şeye ihtiyaç duymaması, ruh ve kalbin de ona gereksinim duymadığı anlamına gelmez. Sufiler derler ki, nefse lezzet veren pek çok şey ruha acı vermektedir, ruhta tat bırakan pek çok şey de nefste keder olarak hissedilir. Oruç nefse acı verse bile ruh ve kalp için bir lezzet, bir gıda ve bir ihtiyaçtır.
Yükseklik değil: uçurumdur korkunç olan!
Bakışın aşağıya düştüğü ve elin yukarıya uzandığı uçurum. Başı döner yüreğin orada bu ikili isteminden. Ah, dostlarım, anlayabildiniz mi benim yüreğimin ikili istemini?
İşte budur benim uçurumum ve tehlikem: bakışlarımın yukarıya düşmesi ve ellerimin tutunmak ve dayanmak istemesidir - derinliğe!
Beyazıt Bistami Hazretleri vefatından sonra, bir talebesinin rüyasına girer. Talebe ona Allah'ın kendisine nasıl muamelede bulunduğunu sorar. O da şunu anlatır: "Cenab-ı Hakk, 'Bana ne getirdin, diye sordu. Ben de, 'Ya Rabbi, sana sevap olarak bir şey getiremedim; ama birçok günahla geldim; getirmediğim günah kalmadı ancak işlemediğim bir günah var, o da şirk! dedim. O da bana buyurdu ki, Ey Beyazıt, hani sen bir gün yoğurt yemiştin. Ardından başın ağrımıştı. Sonra da, keşke şu yoğurdu yemeseydim de başım ağrımasaydı, demiştin. Bu, yoğurdu ortak koşmak değil de nedir?" İşte, nimetlerde olduğu gibi belalar da da vesileleri fail olarak görmek, kişiyi müşrik yapmasa bile şirke bulaştırır. İş gören kudret-i ilahiyedir. Allah'ın havl ve kuvvetinden başka kuvvet yoktur ki o kuvvetle iş görülebilsin.