Ruhunu karanlıkla besleyen kızlar, siyahın tadını aldıklarıda ondan asla vazgeçemezlerdi.
Ben siyahın tadını almıştım.
Damaklarımı parçalayan siyah, bir parça umudu da tırmak izi gibi geçirmişti etime. Babasından hak ettiği sevgiyi alamayan kızlar, bir parça için elini uzatırdı o hak ettiği ama alamadığı sevgiye. Bir parçayı koparabilmek içinse paramparça olurlardı. Ben paramparçaydım. Belki de sen de öyleydin. Siz de. Ruhumun sesini duyurmaya çalışıp, satırların arasından kendini sarkıttığı kelimelerin arasına sıkışmış kimsesiz ruhlardık belki de.
Nefret en hakiki duygudur.
Siz hiç babanızdan nefret ettiniz mi?
Ben ettim.
Siz de ettiniz.
Belki benden daha fazla ama asla daha azı değil.
Her insan öldürür sevdiğini, demiş ya şair, hayır. Her baba en az bir kez katleder kızının ruhunu. Ve bilir. Katledilen ruh gerildiği çarmıhtan kurtulduğu an, ömür boyu saklanır ve bir daha aynı bakmaz küçük kızları babalarına.
Satır satır beni takip eden gözlerinden bildim küçücüğüm. Seni de üzdüler. Bin parçaya böldüler. Seni bin parçaya böldüklerinde dökülen parçalarınla umarım aynı yerlerinden yüz bin parçaya bölünürler.
"Gözlerimin etrafına yayılan damarlar, gecenin göğsünü örttüğü siyah kumaşı yırtan şimşek ipliklerini andırıyordu. Avuçlarımda tuttuğum ne kadar diken varsa, gül olarak göstermekten korkmadım ben hiç. Avucundaki gülleri diken sanan insanlar tanımıştım, bir farkımız olmalıydı. Tuttum, avucuma mezar taşı gibi dikilmiş dikenlerin üzerine kâğıtlardan keserek yaptığım sahte gül yapraklarını sapladım. İnsanlar avuçlarımda onlara uzananın gül olduğunu sandı. Geçmişini ne kadar süslersen o kadar çok yanarsın ama bilirsin, ne kadar yanarsan yan, süslediğin geçmişin içinde yanan ateşi kimse göremez. Geçmişimi kimsenin görmesini istemedim, insanların beni sevmesini değil, yalanlarıma inanmasını istedim. Bir yalanın kardan daha beyaz, daha soğuk ve daha öldürücü olduğunu öğrendiğimde karların altında çırılçıplak ölüm uykusuna çağrı yapmayı, ölümü beklemeyi, yalanların içine saplandığım çukurda boğulmaya tercih etmiştim. Ama mümkün değildi.
Ben artık ağır şeyler yaşamış bir kız çocuğu değil, yalancı bir kadındım."
"Kim olduğumu bildiğimi sanırdım ama insanların farklı ortamlarda kendilerinin farklı versiyonları olabilecekleri hakkında hiçbir fikrim yoktu. Her şeyin güzel ve mükemmel hissettirdiği bu ortamda aslında hayatımla barışıktım. Her gece acı çekerek uykuya dalmıyordum. Babamdan eskisi gibi bir fiil nefret etmiyordum. Ve artık aşka eskisi kadar inançsız biri de değildim. Burada şüpheci biri de değildim çünkü hayata farklı bir pencereden bakabiliyordum."