Ne yalan söyleyeyim, ilk başlarda dedim ki, bu kitaptan bir cacık olmaz, hıyar bile olmaz bu ana erkek karakterden. İlk sayfalarda erkek ana karakter için ettiğim tüm hakaretlerde haklıydım. Her gittiği ülkede seks yaptığı kızları not defterine kaydedip kategorilere ayırmış; yok Ashley'nin çok iyi kalçaları ve büyük göğüsleri var, yok Betty çok güzel diz üstü çöküp malum şeyi yapıyor, yok Tiana'nın yatak performansı on numara. Hani bu şeyleri görünce bayağı midem bulandı, gerçekten ‘yeter artık, her kitapta kadın düşkünü erkek karakter görmek zorunda mıyız?’ diye düşünmeden edemedim.
Bayağı bayağı iğrenç yazılardı ve Zanders'in, ilk başlarda kızımız Stevie'ye sırf kendisine hayran olmadığı için, sırf ona ters davrandığı için zulüm etmesi sinirlerimi bozuyordu. Kızımızda nefret ediyorum ayakları çekip 160. sayfada pat yatağa balıklama atlayınca daha da sinirlerim bozuldu. Hiç abartmıyorum, 2 puan filan verecektim.
Ama amaaa, Zanders'in karakter gelişimi o kadar harikaydı ki... O kadar harikaydı ki, ay yemin ederim ben bile bu zamparaya aşık oldum, ne diyeyim.
Çok basit bir konusu var aslında, hatta bayağı basit bir konuya sahip. İşte burnu havada, "Herkes bana âşık, herkes benden etkileniyor, çok yakışıklıyım" diye dolanan bir erkek karakter var. Kızımız Stevie ise, ona istediğini vermeyince Zanders şoka uğruyor. "Nasıl olabilir?" deyip kıza kafayı takıyor.
Kızla ilgili sinir olduğum bazı noktalar var. Özellikle, sana böyle davranan, gıcığına giden herifle 160. sayfada yatağa atlamazsın! Ama çok komik sahneler vardı. Bak, bu dediklerim spoilere girecek büyük ihtimalle ama neyse… Zanders, ikinci tura geçmek için bir süre bekliyor, kıza da zaman tanıyor—hani elini yüzünü yıkasın falan misali. Ama kızımız kıyafetlerini giymeye başlayınca Zanders şok geçiriyor, hatta