"İçinizin rahatlığı doya doya zikretmeye bağlı, bol bol sadaka vermeye bağlı. Ne müzik sesi, ne su sesi, ne kuş sesi, ne sessiz bir orman, ne bir dalga sesi...Bunlardan gavur da pay alıyor ama mutlu olamıyor arkadaşlar."
Abdülmetin Balkanlıoğlu Hocaefendi
Mescid-i Aksa Hatibi Dr. Yusuf Cuma Selâme Şöyle diyor:
“İslam ümmetinin Mescid-i Aksa ile olan ilişkisi itikadî bir ilişkidir. Çünkü İsra ve Miraç, inancımızın bir parçası olan mucizelerdendir. İslam ümmeti ekonomik güçten, düşünen beyinlere ve çalışan ellere kadar zaferi gerçekleştirecek tüm gereksinimlere sahiptir. Tek eksiğimiz birlik olmayışımızdır. Eğer İslam ümmeti Mescid-i Aksa’ya karşı gevşeklik gösterir ve Yahudilerin, Kudüs’ü Yahudileştirme çabalarına sessiz kalırsa bilinsin ki mukaddesatın başında gelen Mekke ve Medine’de de gevşeklik gösterecektir.
Kalp çok süratli olarak halden hale geçtiği için afetler de ona çok çabuk gelir. Kalp için, kaynamakta olan bir tencerenin kapağından daha hareketli derler. Şair şöyle der:
Kalp, çok değiştiği için bu ismi almıştır
Fikirler insanı halden hale sokar.
Allah korusun kalbin sürçmesi, doğruluktan sapması çok büyük bir felaket, böyle bir tehlikeye düşmek katlanılmaz bir zorluk ve afettir. Bunun başlangıç seviyesi kalp katılığı/kasvet ve Allah'tan başkasına meyil, sonu ise Allah korusun küfürdür.
Cenab-ı Hakk'ın iblisle ilgili şu kavlini duymadın mı:
"O yüz çevirdi ve büyüklük tasladı, böylece kâfirlerden oldu. "(Bakara, 34.) Onun kalbinde kibir vardı, kibir onu Allah'tan yüz çevirmeye ve açık bir küfre sevk etti. Cenab-ı Hak şeytanlara uyanlarla ilgili olarak da şöyle buyurur:
"Fakat o, dünyaya saplandı ve hevesinin peşine düştü. " (A'râf, 176.)
Zaten onun kalbinde hevasına meyletme ve uyma isteği vardı. Bu da onu o çirkin günahı işlemeye itti. Şu ayete de kulak ver:
Yine O'na iman etmedikleri ilk durumdaki gibi onların kalplerini ve gözlerini ters çeviririz. Ve onları şaşkın olarak azgınlıkları içerisinde bırakırız. " (En'am, 110.)
Ey saadet yolcusu, bütün bu manalar sebebiyle Allah'ın has kulları kalpleri için çok korkarlardı. Onun için ağlar, kalplerinin sapmaması için büyük gayret gösterirlerdi.
Kalbin meşguliyeti oldukça fazladır. Akıl ve heva-i nefis oradadır. Orası iki rakip ordunun savaş alanıdır; bir tarafta heva ve askerleri, diğer tarafta ise akıl ve askerleri bulunuyor. Bu sebeple kalp, sürekli bir muharebe meydanı, ölüm kalım mücadelesinin mekanı ve rakiplerin çekişme alanıdır. Böylesine mühim bir noktanın dikkatlice korunup gözetilmesi, güvenliği konusunda gaflete düşülmemesi gerekir.