derdiderun

Allah Teâlâ, itaat eden ve helâlinden kazanıp yiyen mümin kulunu sever. Helâlinden yiyip güzel ameller işleyen kimseyi sever, helâlinden yiyen fakat güzel ameller işlemeyen kimselere ise buğzeder. Kendi kazancıyla yiyeni sever; münafıklık yaparak yiyeni ise sevmez, onların işini insanlara bırakır. Kendisini birleyeni sever, kendisine ortak koşana ise buğzeder. Kendisine teslim olanı sever, kendisiyle çekişene ise buğzeder.
Sayfa 270·Kitabı okuyor
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Hayâlinden gelir gam hatıra cânâneden gelmez Sitem hep âşinâlardan gelir bîgâneden gelmez ~Nâbî~ Sana gam sevgiliden gelmez, hayalinden gelir. Sana senden gelir o gam. Izdırap, kişiye ancak tanıdıklardan gelir, yabancılardan gelmez. Tabii bu beyitte bir iç mana kendini gösteriyor. Bir kişiye sıkıntı, ızdırap en yakın olanından geliyor, diyor üstadı Nâbî. Peki bana en yakın olan kimdir? Elbette ben, yani nefsim. Bana gelen ızdırap herkesten çok ve herkesten önce nefsimden gelir. İnsanın en büyük düşmanı, hasmı bizzat nefsidir. İnsan onu tanımazsa, kendinden gelen zararı başkasına ihale ederse, başkalarını suçlamaya kalkarsa, kendisini düzeltme kaygısından uzaklaşırsa vay haline.
Sayfa 41·Kitabı okuyor
Selef, din kardeşleriyle karşılaştıkları zaman birbirlerine hal ve hatır sorduklarında, bununla sadece karşısındakinin Allah Teâlâ'ya hamd ve şükrünü ortaya çıkarmak, bu şekilde onların şükür sevabına ortak olmak isterlerdi. Çünkü onlar, böyle davranmakla karşısındakinin Allah Teâlâ'yı zikretmesine sebep olmaktaydı. Bunun için sen, bir kimseye halini sorduğunda Mevlâ'sından şikayet edip Onun kader ve kazâsına hoşnutsuzluğunu belirteceğini bilirsen sakın ona hal ve hatır sorma. Bu durumda sen onun şikayet ve cehaletine ortak olmuş olursun. Her şeyin mülk ve melekûtu kudret elinde olan, misli ve benzeri olmayan Mevlâ'yı, hiçbir şeye sahip olmayan aciz kula şikayet eden kimse ne kadar çirkin bir iş yapmış olmaktadır.
Sayfa 262
Din
Bir haberde şöyle nakledilmiştir: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem] bir adama, - Nasıl sabahladın, diye sordu. Adam, Hayır içinde, dedi. Efendimiz ikinci kez sorusunu tekrarlayarak, - Nasıl ne halde sabahladın, diye sordu. Adam tekrar, - Hayır içinde, diye cevap verdi. Allah Resûlü [sallallahu aleyhi vesellem] üçüncü kez, - Nasıl, ne halde sabahladın, diye sorunca adam, Elhamdulillah, Allah'a şükrolsun, hayır içinde, diye cevap verdi. O zaman Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem], - Senden söylemeni istediğim işte bu idi, buyurdular. (Taberânî, el-Mu'cemü'l-Evsat, nr. 4374; Beyhakî, Şuabü'l-İmân, nr. 4448.) Yani Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem], adamın sıhhat ve nimete karşı Allah'a hamd, senâ ve Şükrü açıkça ifade etmesini istedi.
Sayfa 262
Din
Dilin şükrü, Allah Teâlâ'yı güzelce sena etmek, O'na çokça hamd ve Övgüde bulunmak, nimet ve ikramlarını zikredip iyilik ve ihsanlarını yaymak, yüce mülk sahibini yaratıklara, zelil kullara şikayet etmemektir.
Sayfa 262
Din