Zünnun-i Misrî (k.s.) şöyle buyurmuştur:
"Receb-i Şerif ayı, afetlerin ve kötülüklerin bırakıldığı, Şaban-ı Şerif ayı taatlerin yapıldığı, Ramazan-ı Şerif ayı da ikramların beklendiği aydır. Afetleri ve kötülükleri bırakmayan, taatlere sarılmayan ve ikramları da beklemeyen kişi, boş işlerle uğraşanlardandır."
"O sırada şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve şöyle dedi: " Ey kavmim! Bu elçilere uyunuz!"
(Yasin Suresi, 20.)
Tefsir
Cenâb-ı Hak buyuruyor ki: O sırada şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi. O Habib en-Neccardı. Dağdaki bir mağarada Allah'a ibadet ediyordu. Elçilerin haberi kendisine ulaşınca, onlara geldi ve halkın önünde dinini açıkladı.
İmam Kuşeyri (k.s.) ayetin tefsirinde demiştir ki:
"Kıssada anlatılan adam, aslında bir köyden geldi, fakat Allahu Teâlâ, oraya da şehir ismini verdi ve, 'Şehrin öbür ucundan' dedi. İkisi arasında çok farklılık (ve uzaklık) yoktu. Cenâb-ı Hak, kulları içinde de sünnetini (ilâhî kanunu) böyle uygular. Yüce Allah, kulundan razı olunca, onun yaptığı az işleri, çok kabul eder; ona yaptığı çok ihsanları ise az bulur."
"Mizana vur görüştüğün ihvânı el-hazer
Rehber tasavvur ettiğin reh-zen olmasın"
(Görüştüğün dostunu/arkadaşını tart önce
Sakın sonradan yoluna engel olmasın)
-Nevres-i Kadîm-
Bugün şehirler yükseliyor, ama insan küçülüyor. Camdan kuleler göğe doğru uzanıyor, fakat göğe değil, menfaate, ihtirasa, gösterişe bakıyor. Sokaklar dolup: taşıyor ama ses yok; herkes duvarların, ekranların, gürültünün içinde yalnız. Modern insan, "inşa"yı sadece "inşaat" sanıyor. Taş, çimento ve demirle bir şehir kurabileceğini, ama ruhsuz bir toplumla bir medeniyet kuramayacağını unuttu.