İnsanın en önemli varlığı manevi kalbidir. Günah ise kalbin hastalanmasına, kararmasına ve katılaşmasına sebep olur. Önce kalpte leke oluşturur. Tövbesizlik ve günahta ısrar ile kalbin yaratılış safiyetini yitirmesine ve mühürlenmesine kadar gider. İnsanı merhametten ve muhabbetten mahrum eder.
Allah'a karşı vurdumduymaz olan, insanlara karşı gerçekte vahşidir. İnancı ve hayat tarzı bâtıl olan Batı'ya bakın; ne kadar medeni, insani görünseler de merhametsizlikleri ve katılıkları insanlığın başına nasıl bir beladır.
Cenab-ı Hak bize nasıl tövbe etmemizi emrediyor?
“Ey iman edenler, Allah'a nasuh tövbesiyle tövbe edin." (Tahrim Sûresi, 8.) Nasuh tövbesi, nasihat kökünden gelir. Yani çokça nasihat veren tövbe.
Öyle bir tövbe edeceksin ki, o tövbe devamlı sana aynı günaha benzeri günahlara dönmemen için nasihat edecek. Dönme, sakın bir daha yapma, düşme ve o nasihatı dinleyeceksin, kararlılıkla tövbe edeceksin.
Ömer Faruk Korkmaz Hoca
Gavs-i Sani Seyyid Abdulbaki Hazretleri bir sohbetlerinde buyurdular ki:
“Günümüz insanları, Nuh aleyhisselâmın devrinde yaşayan insanlar gibiler. Allah'a çağrıldıkça kaçıyorlar, tövbeye davet edildikçe isyana dalıyorlar. Bir de dinle alay ediyorlar.”
Kıymetli bir mürşid bir beldeye irşada gidiyor. Kısa zamanda ilim ve takvası, etkili irşad sadece o beldede değil, civar köylerde kasabalarda da duyuluyor. Nihayet bu zatı dağda eşkiyalık yapan bir adam da işitiyor. Bir Cuma günü o da ziyarete gidiyor. Namazdan sonra huzura çıkıyor, neden geldiğini anlatıyor. Fakat pek de etkilenmediğini itiraf ediyor. Veli zat o kişiye ne işle iştigal ettiğini soruyor. O da eşkiya olduğunu açıkça söylüyor. Mürşid soruyor:
- Dağda iri bir yabani hayvan kaç kurşunla vurulur? Tek atışla teslim olur mu?
- Hayır, diyor eşkıya:
Fakat sorudan ne ders alması gerektiğini hemen anlıyor. İri bir vahşi hayvana dönüşen nefsinin böyle tek bir ziyaretle yola gelemeyeceği sonucunu çıkartıyor.
Mürşidin de davetiyle birkaç hafta daha sohbetlere devam ediyor. Üç hafta sonra teslim olup tövbe ediyor. Eşkıyalığı bırakıp salihlerin halkasına katılıyor.
Sohbetler, mürşidin nazarı nefsimize atılan kurşun gibidir. Kıssadaki eşkıya üç kurşunda nefsine söz geçiriyor. Bizler ise, mesela gıybet günahı ile alakalı birçok sohbet dinledik.
Fakat hâlâ gıybet cürmünü işlemeye devam ediyorsak, demek ki nefsimize sohbet kurşunu işlememiş. Ya kendi siperimize çekildik, gönlümüzü ve kulağımızı hakikate kapattık ya da nefsimizi çok beslemişiz ki teslim olmuyor.
Bırakın tedavi olmayı, bağımlılık halinde her gün birkaç defa gıybet etmeden duramıyor. Gıybet ve daha nice günahlara bağımlı olanımız az değil.