Temelde toplumsal eşitliği, sosyal adaleti, gelir dağılımında dengeyi ve insan haklarını ön planda tutan siyasi, ekonomik ve sosyal bir dünya görüşü derler...Toplumdaki sınıfsal farklılıkları azaltmayı, ayrıcalıkları kaldırmayı ve bireylerin refahını devlet eliyle güvence altına almayı hedeflediği söylenir ama inanç olarak, etnisite ve kültürel olarak çokluğun olduğu bir yerde çok teorik ve ütopik olduğunu düşünüyorum. Sağcılık gibi solculuk ta sadece ülkemizde değil tüm dünyada kaça bölünmüş bilmiyorum gerçekten. Kitap kısmen bu bölünmeye ve ülkemizdeki öncülerine değinmiş... Kafamdan geçen herşeyi yazamıyorum tabi ama kendi gibi düşünmeyenlere eziyet eden,yakan, içinde bulunduğu toplumun güvenlik güçlerine saldırıp şehit eden sağcı veya solcu olsa ne fark eder... Bana göre insanlar ikiye ayrılır: iyiler ve kötüler.. kurucu değerlere, yaşadığı topraklardaki insanlara saygılı herkese saygım var. Aksi insanların zaten derdi başka... yaşadıklarımdan öğrendiğim budur... Dünyada sağcı solcu mu kaldı bakmayın siz herkes paranın derdine düşmüş ama öyle ama böyle... "Zenginin ve siyasetçinin iyisi azdır, çünkü iyi olanları aralarında yaşatmazlar." Buket uzuner... Kitap yaklaşık 1400 sayfa olunca okumak biraz zamanımı aldı..meraklısına fikir olması açısından tavsiye ederim. Biraz yüzeysel kalmış...
1882’de Norveç’te yazılmasına rağmen, evreselliğini ve güncelliğini korumaya devam eden bir eleştiri/tiyatro metni aslında.
2008 Türkiye’sinden bir an, herkes hatırlar: Aysun Kayacı’nın “ Dağdaki çobanla benim oyum eşit mesela, niye?” çıkışını ve ardından gelen linçleri. Aysun Kayacı da Doktor Stockmann gibi artık Bir Halk Düşmanı’dır. Tam olarak aynı konu; Çoğunluk her zaman haklı mıdır, çoğunluğun vasfı ne kadar önemlidir?
Kaplıcaların zehirli olduğunu öne süren doktor halkı korumak için bir makale yayınlamak istese de vali, basın üyeleri ve kasabanın önde gidenleri tarafından engellenmeye çalışır. Halk, doktorun ekonomik çıkarlarına ters düşen makaleler yazdığına ikna edildiği için onu linçler. Doktor tam olarak bu mevzular yaşanırken çoğunluğun vasıfsız olduğunu belirten yeni söylemlerde bulunur. Konuştukça da dışlanır, ailesiyle birlikte saldırılara ve çeşitli manipülasyonlara uğrar.
Yakın arkadaşları ve çevreleri çıkıp da fikirleriniz yanlış demez kamunun görüşünden dolayı cesaret edemiyoruz derler. Herkes bir diğerini suçlar….
Ben tiyatro metnini çok beğendim. Kurgusu mizahın dozu, anlatmak istediği derdi açıkça ortaya koyuşu, bürokrasi ve liberalizme yönlendirdiği eleştiriler çok yerindeydi.
Peki Sehercim sen de Aysun Kayacı ve Doktor Stockmann’a katılıyor musun derseniz, işte buna HAYIR derim. Nedeni uzun….
Bir Halk DüşmanıHenrik Ibsen · Yapı Kredi Yayınları · 202512 okunma
Tarih, kazananlar tarafından yazılır derler; tıp tarihi de kadınların bilgisinin, emeğinin ve şifasının nasıl çalındığının tarihidir.
Cadılar, Ebeler ve Hemşireler kitabını okurken içimdeki adalet duygusunun nasıl sarsıldığını tarif edemem.Kitap, cadı avlarının aslında tıp alanındaki ilk büyük tasfiye hareketi olduğunu gözler önüne seriyor. Halkın içinden çıkan, bitkileri tanıyan, doğumu kolaylaştıran o bilge kadınlar, eğitimli elit erkeklerin kurduğu tıp tekeline kurban edilmiş. Kadınlar şifacıyken birden sadece emir kulu olan ‘hemşireler’ konumuna indirgenmiş.Okurken ‘biz bu günlere nasıl geldik’ sorusunun cevabını çok net görüyorsunuz. Kısa ama tokat gibi çarpan, her kadının kütüphanesinde bulunması gereken bir manifesto niteliğinde. Kendi tarihimizi öğrenmek ve unutturulan şifacı kadınlara neler yapıldığını -ki bu acımasızca canilik -kesinlikle okumalısınız.
Keyifli okumalar
Herkese merhaba,
Yeni yazar yeni bir kitap ile karşınızdayım. Bekletiğimi karşıladım diyelim, çok yükseldiğim bir kitap olmadı ama iyidi, kötü değildi. Ama uzun bir kitap, biraz slow burn tarzı ile devam ediyor. 400 kadar kitap aktı gitii valla , sonrası biraz sıkılmaya başladım ve bittirdim.
Kitaba gelirsek; Lilia annesinin ölümünden 4 yıl sonra en eski ve en saygın okullarından biri olan Dracadia Üniversitesi’nden kabul mektubumu alır. Okula giden Lilia hem gizemli ölümleri hem kendini hemde annesinin aslında kim olduğunu öğrenmek için Zorlu bir yola girer ama bu yolda onu en büyük duvarı okulun “Ölüm Doktoru” olarak bilinen ve Gece Yarısı Laboratuvarı’nı yöneten başarılı patoloji profesörü Devryck Bramwell, herkesden nefret ediyor gibi görünse de ölümcül derecede yakışıklı bir adam yolları bir düşer…
Şimdi yazarın kalemi, oluşturduğu dünyayıda sevdim ama karakterlerde pek başarılı olamamış bence… evet kız karakter kaşar değil ama yaptığı sacma sapan şeyler yok muydu tabiki vardı. Ilk gözümden düştüğü yeri yazmazsam olmaz, kendisi mastürbasyon yaptığı bir video cekiyor ve salak olduğundan yayınlıyor fılan bu siteden para kazanıyorlar sırf kardeşini okul parası için yapıyor bunu sonradan çok pişman oluyor ama neyseki başrol adamımın anından kaldıyor viedoyu ama ızleyen binlerce kişi oldu… kızdım ama çokta kızamadım , kardeşi okuldan atılırsa babasının yanına gelecek ve o evdede sapık bır adam var ve babası pıs işler yapan biri o yüzden o paraya ihtiyacı vardı ama olsun kızdım ben hahaha… sevdiği insanları guzel koruyan bır karakter olmuş ama yazar bir şeyleri eksik yazmış yoksa karakter iyidi kötü diyemem…
Başrol adama gelirsek alfa evet ama beni etkılemedi yani, yaşadıkları aşırı kötü şeyler ama birilerini kotrolunde olması cok hoşuma gitmedi, yok ne derler, yok
şüküüüür bitti!!!
ben bu kadar uzun soluklu kitaplar okuyabilen bir insan değilim bir kez daha bunu anlamış olduk ama napalım iki kitabını beraber aldığım için devamını da okuyacağım..
her şeyden önce illüstrasyonlarına bayıldığım bir kitap oldu. vampir avcısı olan Gabriel de Leon'un bir vampir tarihçisine hayatını anlattığı bir kitaptı. karanlık fantastik hava kitaba o kadar iyi işlenmiş ki bayıldım. size tavsiyem kesinlikle kış zamanı okuyun. bazı kitapların mevsimi olur derler ya işte bu kitapta onlardan biri.
Aslında esere bir romandan ziyade o dönemin balina tanıtım kitabı desem daha yerinde olurdu. Balinaların tarihinin, biyolojik özelliklerinin ve çeşitlerinin ele alındığı kısımların yanında hikayenin kendisi hem sönük hem hacimsiz kalmıştır. Eser balinalarla ilgili İncil ve Kur'an'dan çeşitli kişisel eserlere varan birçok alıntıyla başlar. Anlatıcı eserin baş kahramanı Ishmael'dir. Tam bir klasik özelliği olarak esere hacim yapsın diye tasvir ve tarifler uzun tutulur ancak bunu çok da sıkıcı bir şekilde yapmaz. Denizler ve denizcilikle ilgili döneminin bilinen neredeyse tüm özelliklerini vermiştir diyebilirim. Hâttâ o dönemde çeşitli yanlış balina tasvirleri gerçekmiş gibi kabul gördüğünden dolayı dönemde yaşayıp hiç balina görmeyenler için detaylı bir balina tasviri de yapar. Balinalarla ilgili bir olay geçtiğinde o duruma uygun verilebilecek bir bilgi varsa o dönemki bilgisiyle alıntı yaparak sanki bir dipnot gibi araya sıkıştırır hatta balinanın içini bile tasvir eder. Aslında bunu yaparken balinaları, özellikle de ispermeçet balinasını oldukça över. Eserin yazarı Melville iyi bir Hristiyan'dır, Yunus peygamberin kıssasından bahsederken bunu kendince bilimsel dayanaklara dayandırmaya çalışır ve inanmayanları kınar. Bir kısımda denizciler mürekkep balığı görür ve içlerinden biri "Mürekkep balığı varsa balina da vardır." der. Araştırıldığında bu balinanın temel besin kaynağının mürekkep balığı olduğu görülür yani verdiği bilgiler gerçekten tutarlıdır. Eser aralarında İstanbul'dan, fesli Türk denizcilerden, Osmanlı'dan Tarsuslu Aziz Pavlus'tan, Tatarlardan, Timur'dan bahsedilmesi böylesine meşhur bir klasik olması açısından beni mutlu etti. Davy Jones'tan da bahsedilir. Davy Jones ölen denizcilerin bekçisi ve denizlerin şeytani efendisi olarak adlandırılan mitolojik
Moby DickHerman Melville · Zeplin Kitap · 20207,3bin okunma