ayşe

Ölemiyorsan, yeniden doğarsın, dedi ölüme fısıldayan adam. Ben de onun zihninin kuytularında yeniden doğdum.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Hem boş bir çuval kadar hafifsiniz korkarken hem de bir bina kadar ağır. Hem ruhunuz havalanıp uçuyor ve korkmayacağınız yerlere gidiyor hem de kaskatı kesiliyorsunuz en korktuğunuz yerde. Konuşamıyor, bağıramıyor sadece susuyorsunuz. Korkunuz görünmez bir bez parçası olup ağzınıza tıkılmış gibi.
Sanki ikisinin arasında kimsenin duyamayacağı bir dil vardı da o dilden konuşuyor ve anlaşıyorlardı. Sanki ikisinin arasında kimsenin göremediği bir el varmış da, gidip o dokunuyormuş gibiydi, birbirlerine onların dokunamayan elleri yerine. Sanki ikisi arasında bir bağ varmış da, çözülmüyormuş gibiydi ne olursa olsun.
Buradan pası, çatlak boyaları filan göremiyorsun ama bu yerin gerçekte ne olduğunu anlıyorsun. Hepsinin nasıl da sahte olduğunu görüyorsun. Plastikten yapılmış kadar bile sağlam değil. Kağıttan bir kent. Yani şuna bir bak, Q, bütün şu çıkmaz sokaklara, aynı yere dönen caddelere, parçalanması için inşa edilmiş bütün şu evlere bak. Kağıttan evlerinde yaşayan bütün şu kağıttan insanlar, kendilerini ısıtmak için geleceği yakıyorlar. Bütün kağıttan çocuklar, bir serserinin kağıttan büfeden onlar için aldığı birayı içiyor. Herkes bir şeylere sahip olma çılgınlığıyla kendini kaybetmiş.