Siz bana her yolda yarıda bırakılmanın edebiyatını yapın sanki dünyada bir tek sizin canınız yanmış gibi mağrur cümleler kurun arkamızdan.. Ben de size o yarıda bıraktığınız yolların aslında hiç yürünmediğini anlatayım. Kendini feda edilmiş sanırken aslında sadece korkakça kaçışların arkasına sığınıldığını sessizce izleyeyim.
Kanatların kırıkken uçmaya zorlanmayı her sığınakta bir yabancı gibi kalmayı ve en çok da kendi yaralarını kendin sarmak zorunda olmanın o sessiz ağırlığını çoktan kabullendim ben
Öyle bir eşik ki bu artık ne canımı yakanların ne de uğruna her şeyden vazgeçileceği sanılan o büyük iddiaların bir hükmü var.. Her şey bittiğinde geriye sadece büyük bir sessizlik kalıyor ve insan o sessizliğin içinde kurulan tüm o dertli cümlelerin ne kadar boş ne kadar anlamsız olduğunu anlıyor.
Ve her şeyin anlamını yitirdiği bu koca boşlukta insanı en çok o acımasız tezat yoruyor. Kalbin artık hiçbir beklentisi hiçbir inancı kalmamışken o yaraları açan eli o çıkmaz sokakları ve yaşanması mümkünken öylece feda edilen o eski günleri hâlâ içten içe sessizce arıyor. Haklı çıkmanın hiçbir şeyi iyileştirmediği bu yorgunlukta nefret etmeyi bile beceremiyor insan. Geriye dönülmeyeceğini dönülse de hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını bile bile o kırık dökük hikâyenin en baştaki o bozulmamış hâline duyulan o çaresiz o dilsiz sızıyla baş başa kalıyor insan. Tüm bu anlamsızlığın tüm bu kırgınlığın ortasında konuşacak hiçbir şeyi düzeltecek mecalim yok zaten sadece tüm bu kırgınlığın ortasında... tek bir an yüzünü görsem yeter