İnsanların kendi duygularını tanımada zorluk çektiği bir gerçektir. Acaba bu zorluk nereden ileri geliyor? Doğuştan bu zorlukla mı doğulur? Hayır! Böyle doğmayız. Çocukları gözleyin; onların duygu ve davranışları arasında bir fark yoktur. Çocuk mutlu olduğu zaman güler; üstelik yalnız yüzüyle değil, tüm bedeniyle güler. Bir yeri acımışsa ağlar, kızdığı da hemen anlaşılır. Kısacası çocuklar, büyüklerde görülen HİSSET > DÜŞÜN > UYGUN OLANI SEÇ > GÖSTER formülünü uygulamazlar. 
“… Her düşünce, her jest, kas gerginliği, duygu, midenin gaz yapması, burnu kaşıma, saçı karıştırma, hımlayarak melodi mırıldanma, dil sürçmesi, baş ağrıması gibi her şeyin şu anda olup bitenlerle anlamlı bir ilişkisi vardır.
Eğer bedenimin bana söylediklerini anlarsam, en derin duygularımı bilirim ve ne yapacağıma o zaman karar verebilirim… Kendimi tam anlamıyla tanıyorsam, yaşamımı kendim yönetebilirim. Bu bilinç olmadan, çoğu kez dış etkenler tarafından yönetiliyorum… Verimsiz, üzücü, karışık bir zihinle ve istemediğin bir biçimde…” 
Sayfa 105 - Amerikalı klinik psikolog Schutz, 1975·Kitabı okudu
İnançları, tutumları ya da o anda içinde bulunduğu duygusal durum nedeniyle, hedef birim karşıdakinin söylediğini, söyleyenin anlamından bambaşka bir biçimde yorumlar ve farklı bir anlam çıkarırsa, “psikolojik gürültü”nün varlığından söz edilir.
Dokunma, bir insana en kısa yoldan “Sen benim için önemlisin, seni yalnız bırakmayacağım,” mesajını verir. Hiçbir söz, bu mesajı, dokunma kadar etkili olarak ifade edemez.
Sade bana değil, herkes birbirine, “Sen yoksun, insan olarak bir sıfır kadar bile değerin yok,” demekten hoşlanıyor. Bayılıyorlar birbirlerini adam yerine koymamaya.