Çocukluğunda ne kadar rahattım. İçimde iki üç kişi birden konuşmazdı. Bir tek kişiydim ve sadece kendi yaşantımdan haberdardım.
Sonra herkes bana neyin iyi neyin kötü olduğunu söylemeye başladı. Konuk geldiği zaman, “Niçin konuşmuyorsun, bak sana adını soruyorlar!” derken, yarım saat sonra, “Küçükler çok konuşmaz!” diye azarladılar. Böylece ben, iki ben oldum.
“Benler”den birisi bir şey yaparken öteki ben sürekli onu ayıpladı. Neleri sevmem, nelerden hoşlanmam gerektiğini, biri diğerine söylemeye başladı. Ama çoğu kez birbirleriyle anlaşamıyorlardı. Bu tartışma hâlâ içimde sürüp gidiyor.
Çocukken ben bendim ve iyi bir bendim. 
Sevgi eksikliği her zaman bir Zengo yaratmaz, ama dünyaya küskün, kendini değersiz bulan, kendini ve insanları sevmeyen kişiler ortaya çıkarır. Benlik bilinci, geçmişte kişiye nasıl davranıldığı, neler söylenildiğiyle oluşur. Benlik bilincini değiştirip, kendini tanıma yoluyla yeniden biçimlendirme durumuna geçilmesi, gerçeğe uymayan benlik bilinci ömür boyu sürer. 
Çocuklar kolay inanan varlıklardır. Mesajlara anında inanırlar. Kendileri konusunda bilgi sahibi olabilecekleri başka hiçbir kaynak olmadığından, özellikle başlangıçta, tümüyle aile içinde duydukları sözlere dayanırlar. Böylece çocuk çevrede duydukları sözler yoluyla kendisiyle ilişkili bir resim, bir imaj oluşturmaya başlar. Bir yaşına geldiğinde “benlik bilinci”nin temeli oluşmuştur. Dört beş yaşına geldiğinde ise kendisi hakkında o denli tutarlı ve güçlü bir kanı -iyi ya da kötü- geliştirmiştir ki bu, ömür boyu sürer. Bu kanıyı değiştirmek zordur.
“Bir insana verilecek en korkunç ceza, onun varlığını kabul etmemektir. Örneğin, varsayalım ki bir insan topluma bırakılıyor ve o toplumun hiçbir üyesi tarafından fark edilmiyor. Bu kişi bir yere girdiğinde hiç kimse kafasını kaldırıp bakmıyor, cevap vermiyor, yaptığı hiçbir işe aldırmıyor, kısacası sanki o hiç yokmuş gibi davranıyor… Bu durumda olan kişinin içinde öyle bir kızgınlık ve çaresizlik ortaya çıkacaktır ki en vahşice bedensel işkenceler bile böyle bir duruma oranla bir iç rahatlığı gibi görülecektir. Çünkü bedensel işkence yapan, ne kadar kötülük yaparsa yapsın, yine de bizim varlığımızı kabul ediyor demektir.”