Derviş...

ROMEO Parıldamayı öğretiyor bütün meşalelere Bir Habeşin kulağındaki pırlanta gibi, Asılmış gecenin yanına sanki; El sürülmeyecek kadar güzel, Dünyaya fazla gelen değerli bir taş bu, Akranlarından çok değişik ve başka, Ak bir güvercin kargalar arasında. Durduğu yeri kaçırmayayım dans bitince, Şu kaba elim kutsansın onunkine değince. Gönlüm hiç sevdi mi bugüne dek? Sevdiyse, yalanlayın gözlerim. Görmedim çünkü Bu geceye dek gerçek güzelliği.  
Sayfa 29 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
“BENVOLIO Beni dinle ve onu düşünme, unut! ROMEO Öğret bana, nasıl unutulur düşünmek? BONVELIO Özgür kıl gözlerini; başka güzellere bak! ROMEO Güzelliği o zaman daha çok çıkar ortaya Güzellerin yüzünü örten mutlu maskeler Kara olduğu için gizlediği kişiler Bakana güzelmiş gibi gelirler. Sonradan kör olan âşık unutamaz Daha önce gördüğü değerli hazineyi. Eşsiz güzellikte bir kadın göster bana, Ancak vesile olur anımsatma ya Kimin ondan da güzel olduğunu Öğretemezsin bana unutmayı. Hoşça kal. 
Sayfa 13 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
“Hoş, yeni geldim bu ilçede beni şaşırtacak şeyler, olaylar benim önceden sandıklarından daha çok. Benim kızdığım önceden bunlara hazırlıklı olmamız, buralara şaşmaya hazırlıklı gelişimiz. Kötü, geri, ilkel bir şey gördük mü, sanki içimizde, batmış bir kent yıkıntılarında, İsa öncesi bir kral mezarı bulmuş arkeoloğun sevincini duyuyoruz. Ben de bu duygulardan uzak kalamamışım.”
Sayfa 100 - Nesin Yayınevi
“Kendimizi kendimize yabancı sayıp bir uzak ilçemizde atlaslara, coğrafya kitaplarına girmemiş, bilinmedik bir ülke keşfetmek aptallığı içindeyiz.”
Sayfa 100 - Nesin Yayınevi
“ Balta girmemiş ormanlarda aslan avına çıkan ve ulusların heyecan arayan gezginleri, nasıl içten içe bir boa yılanına kovalanmak, nasıl yamyamların eline düşmek, yurtlarına dönünce heyecanla anlatacaklarım türlü serüvenler yaşadıktan sonra kurtulmak isterlerse, bizim de içimizde, daha yola çıkarken işte böyle bir gizli duygu var. Bu duyguyu şimdi burada daha iyi anlıyor da utanıyorum. Buralarda hep şaşılası, hep kötü, hep ilkel şeyler görmek için hazırlıklı gelmişiz. Her gördüğümüz şeye, “Aaa!..” diye ağzımızı açıp şaşacağız. Sonra da birbirimize yazdığımız mektuplarda bunlara bire bin katarak, ballandıra ballandıra anlatacağız. Neden böyle? Düşünüyorum da sonra kendi kendine bizden öncekiler hep böyle yapmışlar, bizi de böyle alıştırmışlar, gelenek bulmuşlar da ondan, diyorum.”
Sayfa 99