ROMEO
Parıldamayı öğretiyor bütün meşalelere
Bir Habeşin kulağındaki pırlanta gibi,
Asılmış gecenin yanına sanki;
El sürülmeyecek kadar güzel,
Dünyaya fazla gelen değerli bir taş bu,
Akranlarından çok değişik ve başka,
Ak bir güvercin kargalar arasında.
Durduğu yeri kaçırmayayım dans bitince,
Şu kaba elim kutsansın onunkine değince.
Gönlüm hiç sevdi mi bugüne dek?
Sevdiyse, yalanlayın gözlerim. Görmedim çünkü
Bu geceye dek gerçek güzelliği.


“BENVOLIO
Beni dinle ve onu düşünme, unut!
ROMEO
Öğret bana, nasıl unutulur düşünmek?
BONVELIO
Özgür kıl gözlerini; başka güzellere bak!
ROMEO
Güzelliği o zaman daha çok çıkar ortaya
Güzellerin yüzünü örten mutlu maskeler
Kara olduğu için gizlediği kişiler
Bakana güzelmiş gibi gelirler.
Sonradan kör olan âşık unutamaz
Daha önce gördüğü değerli hazineyi.
Eşsiz güzellikte bir kadın göster bana,
Ancak vesile olur anımsatma ya
Kimin ondan da güzel olduğunu
Öğretemezsin bana unutmayı.
Hoşça kal. 
“Hoş, yeni geldim bu ilçede beni şaşırtacak şeyler, olaylar benim önceden sandıklarından daha çok. Benim kızdığım önceden bunlara hazırlıklı olmamız, buralara şaşmaya hazırlıklı gelişimiz. Kötü, geri, ilkel bir şey gördük mü, sanki içimizde, batmış bir kent yıkıntılarında, İsa öncesi bir kral mezarı bulmuş arkeoloğun sevincini duyuyoruz. Ben de bu duygulardan uzak kalamamışım.”
“ Balta girmemiş ormanlarda aslan avına çıkan ve ulusların heyecan arayan gezginleri, nasıl içten içe bir boa yılanına kovalanmak, nasıl yamyamların eline düşmek, yurtlarına dönünce heyecanla anlatacaklarım türlü serüvenler yaşadıktan sonra kurtulmak isterlerse, bizim de içimizde, daha yola çıkarken işte böyle bir gizli duygu var. Bu duyguyu şimdi burada daha iyi anlıyor da utanıyorum. Buralarda hep şaşılası, hep kötü, hep ilkel şeyler görmek için hazırlıklı gelmişiz. Her gördüğümüz şeye, “Aaa!..” diye ağzımızı açıp şaşacağız. Sonra da birbirimize yazdığımız mektuplarda bunlara bire bin katarak, ballandıra ballandıra anlatacağız. Neden böyle? Düşünüyorum da sonra kendi kendine bizden öncekiler hep böyle yapmışlar, bizi de böyle alıştırmışlar, gelenek bulmuşlar da ondan, diyorum.”