Çözülmemişti henüz gece.
Sabaha üç beş vakit önce,
dururken koca gök yerli yerinde
derin bir nefes alır gibi
kabardı göğsü toprağın.
Uğultu,
çatırtı,
çığlık, çığlık, çığlık…
Bağırdık, çok bağırdık.
Yıkıldık ey halkım,
unutma bizi.
Koca karınlıydı cehaletin çukuru,
ne yediyse doymadı.
Hak yedi, emek yedi,
Çocukların gülüşünü, annelerin şükrünü,
dizlerin, omuzların, bileklerin gücünü yedi.
Birdenbire değil,
ağır ağır fokurdadı çukur.
Ziftli bir balçık oldu, kabardı,
taşıp yayıldı dört bir yana.
Hırs vardı, kibir vardı harcında.
Kendini hiç bilmeyen
fakat hep önceleyen
sığ bir idrak vardı mayasında.
Kirli, dikenli, bozguncu ve yakıcı.
Sessiz ve sinsiydi adımları.
Dağıldı, sardı tüm kolonları.
Boğdu bilimi, boğdu soran aklı.
Esir aldı tüm renkleriyle sanatı.