Tarihin altüst olduğu o nadir dönüşüm anlarından birindeyiz. Kartlar yeniden dağıtılıyor. Ülkeler arası dengeler yeniden belirleniyor. Bu devirde çevreye rağmen üretim yapan değil, çevre için üretim yapan kazanacak.
Hukukun işlemediği ülkelerde yurttaşlar yaşadıkları mahallenin, kentin, ülkenin gidişatına müdahale edemiyorlar. Sel gelip oturduğumuz evi bassa, kuraklık musluktan suyu kesse bile kılımız kıpırdamıyor.
Sonuçta, nerede doğmuş olursak olalım, birkaç bin yıl geriye gittiğimizde hepimiz bir mağaradan çıkıp kurda kuşa yem olma korkusuyla mücadele ederek buralara gelmişiz. Öyle olduğu için de yakın ve görünen riskleri, uzak ve görünmeyen risklerden daha çok önemsiyor olmuşuz.
Türkiye pek farkında değil ama bir devir kapanıyor. Türkiye demografik avantajını yitiriyor. O nedenle elimizi sıkı tutmak, bu kuşağı en iyi şekilde geleceğe hazırlamak zorundayız. Ya şu an öğrenme çağında olan kuşağı çok iyi eğiterek onları bu yüzyılın etkin yurttaşları yapacağız ya da tarihimizin gördüğü en kalabalık kuşağı heba ederek çocuklarımıza bakıma muhtaç, yaşlı bir ülke bırakacağız.