“Cedric’i hatırlayın. Gün gelir de doğru olanla kolay olan arasında seçim yapmanız gerekirse eğer, iyi kalpli, yardımsever ve cesur bir çocuğa, sırf Lord Voldemort’un yoluna çıktığı için neler olduğunı hatırlayın. Cedric Diggory’yi hatırlayın.”
Sıska adam kazanın içinden çıktı, gözlerini Harry’e dikmişti… Harry de üç yıldır kâbuslarına giren yüze baktı. Bir kurukafadan da beyaz bir ten; iri iri açılmış, öfkeli kırmızı gözler; delik niyetine iki ince yarığı bulunan, bir yılanınki gibi yassı bir burun…
Lord Voldemort hayata dönmüştü…
Harry karanlıkta yatağının tentesine bakarak, Voldemort’du, diye düşündü, her şey Voldemort’da düğümleniyordu… Bütün aileleri parçalayan, bütün hayatları mahveden oydu…
“Dobby nasıl?” dedi Harry. “Özgürlükle arası iyi mi?”
“Ah, efendim,” dedi Winky, başını iki yana sallayarak, “ah, efendim, ben saygısızlık etmek istemiyor, efendim, ama ben emin değil Dobby’yi kurtarınca ona iyilik ettiğinizden efendim.”
“Neden?” dedi Harry şaşırarak. “Nesi var?”
“Özgürlük Dobby’nin aklını başından aldı, efendim,” dedi Winky üzgün üzgün. “Haddi olmayan fikirler, efendim. Başka iş bulamıyor, efendim.”
“Niye?” dedi Harry.
Winky sesini yarım perde alçattı ve fısıldayarak, “İş için ödeme istiyor, efendim,” dedi.