Derya Ülkar

Derya Ülkar
@deryaulkar
İstanbul
7 okur puanı
Eylül 2020 tarihinde katıldı
Aşina olmadığınız bir ortamda tümüyle yalnız olmak iyi bir deneyim bence. Şu an dibe vurmuş değilsiniz. Suya battığımızda ayaklarımızın altında zemini, dibi hissetmek iyi gelebilir, çünkü kendimizi tekrar yukarı itebileceğimizi biliriz. Fakat hayatınızdaki zemini hissedemiyorsanız, korku fazla gelebilir. O yüzden dibe vurmak iyi bir şeydir.
Reklam
Bir başkasının ne yaşadığını, nasıl yaşadığını, neler hissettiğini anlayabilmek, dünyanın sırrına ermek demektir çünkü hakikat orada bir yerlerde gizlidir. Sadece kendimizi değil, başkalarının dertlerini, sorunlarını, acılarını görmeye çalışmak, bunları merak etmek bile hakikate bir adım daha yaklaştırır insanları. Başkalarını hoş gördükçe, neyi, ne zaman ve neden yaptığını anladıkça kendi sorunlarımıza da başka bir gözle bakmayı öğrenir, gelişir, olgunlaşır, içimizi parçalayan acıların biraz olsun hafiflediğini görürüz. Bir başkasını anlamak, bizi kendimize bir adım daha yaklaştırır; o hep kızdığımız, bir türlü beğenmediğimiz, kıyasıya suçladığımız, çoğu zaman hiç sahiplenmediğimiz, acımadığımız, merhamet etmediğimiz kendimize.
Denge...
İnsan ilişkilerinde denge çok önemlidir. Denge yani iki tarafın birbirine gösterdiği ilgi, sevgi, değer biraz denk olmalı. Bu durum sadece aşk ilişkilerinde değil, arkadaş, konu komşu, iş arkadaşlarıyla hatta anne babalarımız, kardeşlerimiz, çocuklarımızla aramızdaki ilişkilerde bile çok önemlidir. Yani aşkta bile iktidar kanunları geçerlidir. Biri size, sizin ona gösterdiğinizden daha fazla ilgi gösteriyor, üzerinize düşüyorsa, bu durum önce hoşunuza gider. Kendinizi önemli ve değerli hissedersiniz. Ancak bu durum artarak devam ediyorsa yavaş yavaş geri çekilmeye başlarsınız. O sizin üzerinize düştükçe sizin ona verdiğiniz değer azalır. Artık ona karşı daha rahat davranır, kimseye etmediğiniz sitemi ona eder, kimseden istemediğiniz yardımı ondan ister, nezaketinizi ve saygınızı ona karşı daha kolay bozar ve kimseyi olmasa da onu kolayca ihmal edersiniz. Neden? Çünkü o nasıl olsa sizi seviyor, size düşkün, ne yaparsanız yapın o sizi idare eder, sizden vazgeçmez yani bu suçun bir cezası, bir karşılığı yoktur. İşte böyle düşünürsünüz. Bu hikayede bir başka soru daha geliyor akla. Bazı insanlar ilişkilerdeki deneyi hiç bozmazken bazıları ilişkinin yara alması ya da kopmasından neden bu kadar korkuyor. Bu dengeyi bozan da zaten o korku değil mi? Eğer siz de terk edilmekten çok korkuyor, bu yüzden karşı tarafa çok taviz veriyorsanız, bu korkunun temellerini geçmişinizde arayın. Bir an önce bulun ve yüzleşin onunla. Ne siz o eski küçük, çaresiz bebeksiniz, ne de hayat o zamanki hayat. Sonra da bir dedektif gibi izleyin kendinizi. Nerede ne yapıyor, kimse nasıl davranıyor ve bunu neden yapıyorsunuz. Duygularınızın sesine kulak verin. Konuşun onlarla. Korkularınızı görmezden gelmek yerine onları önemseyin. Göreceksiniz, bir gün korkularınız sizi görecek, siz de
Anneyle bebek arasında kurulan o ilk ilişki aslında kaderimize giden ilk basamaktır. Eğer o anne bebeğin ihtiyaçlarını onun el kol sallamalarından, bakışlarından, çıkardığı seslerden hemen anlar ve anında bu ihtiyaçları karşılarsa bebek bu yeni ortama güven duymaya başlar. Anne bu dönemde bebeğe nasıl davrandıysa bebek büyüdükçe başkalarıyla kurduğu ilişkileri ilk öğrendiği bu anne-bebek ilişkisi gibi kurar. Anne ona güven verdiyse o bebek için dünya güvenilir bir yerdir. Vermediyse güvensiz. Bebek bu ilişkide aradığı güveni bulamazsa gelecekte o yetişkin için tüm ilişkiler güvenilmezdir. Bu ilişkilerde zorlandığı zaman ilişkiden hemen kaçar, mücadele etmez kendini sakinleştirmenin yollarını arar. Sürekli alışveriş yapmak, gece yarıları kalkıp bol bol yemek yemek gibi. Yani annesinin doyuramadığı duygusal açlığı ısrarla bunları yaparak doyurmaya çalışır.
İnsanlar sadece doğru kabul ettikleri bir tavırdan doğan mutluluğu kalıcı olarak kabul ederler. Zevklerden ibaret bir mutluluksa gelir geçer. Daha hissedildiği an ölür. Mutluluk ancak başımıza gelince ne olduğunu hissedebileceğimiz bir duygudur. Beklenmedik ve kişiye özeldir. Yani reçetesi olmayan bir idealdir mutluluk. Ona ulaşmanın anahtarıysa insanın kendini tanımasında saklıdır. Önce kendini tanınmalı insan. Yargılamadan, aşağılamadan, seve okşaya yapmalıyız bunu.
Reklam