scream

scream
@desolation
elveda schopi...
1/10
okumaya başladığım günden ta bugüne kadar yarım bırakma kararı aldığım ilk kitap bu oldu: aşkın metafiziği. neden yarım bırakma kararı aldım? çünkü okunmayı zerre kadar hak ettiğini düşünmüyorum. zira düşüncenin ürünü olan bir kitap değil, nefretin ve aşağılamanın ürünü olan bir kitap bu! zannetmeyin ki schopenhaur'u hiç okumadım ve tanımıyorum; bilakis beş tane kitabını okudum ve kendisini severdim bu kitabını okuyana kadar... neymiş efendim erkekler çok zekiymiş de kadınlar bundan zerre kadar nasibini almamış, kadınlar var olmaması gereken yaratıklarmış bla bla bla… pardon da sevgili schopi, sen kimsin ya! kadınları bu kadar aşağılama hakkını sana kim veriyor? tamam, anlıyorum, psikolojik sorunların var; ama senin annene olan nefretini neden bütün kadınlar çekmek zorunda? huysuz, aksi, nalet, inatçı bir insanmışsın zaten; çok zekisin ya sevgili schopi'ciğim keşke şu kitabını aşağılayıcı cümleler kurmadan makul düşüncelerle yazsaydın da ben de sana saygı duysaydım. ama beni hiçe sayan ve dahi beni aşağılayan bir insana ben neden saygı duyacakmışım? önce haddini bileceksin sevgili schopi! şu kitabı beğenenleri de anlamıyorum; neymiş efendim schopenhauer'un yaşadığı zaman için oldukça makul düşüncelermiş kitaptaki düşünceler... arkadaşlar! schopenhauer bugün de yaşasaydı bugün de aynı şeyleri yazardı. mesele kadınlarla ilgili düşünceleri değil çünkü; mesele şu ki annesiyle ciddi anlamda çatışmaları var, ki babasının intiharından dolayı da annesini suçluyor, ve annesini olan öfkesini bütün kadınlardan çıkarıyor. sonra lafa gelince kadınların aklı yoktur, sadece duygularıyla hareket ederler bla bla bla… isteyen istediği kadar linçlesin beni. dediğim gibi şimdiye kadar okuduğum 600 küsur kitap arasında yarım bıraktığım tek kitap bu. kitap sıkıcı olduğu için veya dili
Aşka ve Kadınlara Dair (Aşkın Metafiziği)Arthur Schopenhauer · Say Yayınları · 202016,8bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Çürümek de Varoluşsaldır!
8/10
Cioran demek bulantı demektir, var olmak demektir, sancılarla, metafizik kaygılarla, içsel çalkantılarla ve nihayetinde uykusuzlukla geçen karanlık bir ömür demektir. Roquentin’in bulantısı, Cioran’da kendini uykusuzluk olarak gösterir. İnsan varoluşunun ağırlığını, yaşamın absürtlüğünü alaycı ve keskin bir üslupla dile getirir Cio. Dünyaya en büyük zararı verenlerin kötüler değil, saf insanlar olduğunu dile getirir. Zira “halkları oportünistler kurtarmış, kahramanlar perişan etmişler” derken de bundan bahseder. Belki de en büyük kötülük, bilincinde olmadan yaptığımız iyiliklerdir. En büyük günah, cehalettir belki. Her şey bilinçle değer taşır zira… Varoluşsal sancıların sebebi de bilinç değil midir? Bütün içsel çatışmaların sebebi, yaşama ve insana dair tiksintinin, ve dahi Cio’nun uykusuzluğunun sebebi de bilinç değil midir? Yaşamı bilinçle anlamlandırmaya çalışırken, yine hayatı anlamsız bulmamızın sebebi de yine bilinç değil midir? Bulantılar bilinçten doğar, acılar bilinçten… Her ne yapıyorsak bilinçle yapılmalıdır. İyilik de şayet bilinçle yapılmazsa, ortaya çıkan şey, kötüden daha kötü olan bir iyilik olur. Kitapta bir benzetme geçer ki, doğruluğuna hayran olduğum: Toplumu, gardiyanı olmayan bir hapishaneye benzetir Cio. Öyle değil midir gerçekten de? İnsan irade sahibi, özgür bir varlıktır; fakat kendi kendisini prangalara vurur, kendi kendisini kendi koyduğu toplumsal kabullerle hapseder. Toplum için “iyi insan” toplumsal kabullere uyan insandır, bu toplumsal kabuller baştan aşağı yanlış olsa bile! Toplum için “kötü insan” toplumsal kabullere uymayan insandır, uymadığı kurallar doğru olsa bile! Yani kendi özgürlüğü önündeki en büyük engel, yine kendisidir insanın. Zincirlerinden kurtulmak kendi elindedir insanın, zira gardiyanı yoktur bu hapishanenin. Fakat
Çürümenin KitabıEmil Michel Cioran · Metis Yayınları · 202514,5bin okunma
Bulantı Varoluşsaldır!
9/10
Kitabı açtığım ilk sayfayla birlikte “anlaşıldı, acı çekeceğim!” diyerek okumaya başladığım kitaptır kendisi. Kahramanımız Roquentin günlük tutmuş. Biz de onun günlüğünü okuyoruz “bulantı”da. Kimdir bu Roquentin? Öncelikle yalnız bir adamdır. Fakat yalnızlığının bilincindedir. Bütün duygular ve düşünceler bilinçle beraber yoğunlaşır, öyle değil mi? Ben de yalnızımdır, Roquentin de yalnızdır. Ben yalnızlığımın farkında değilimdir, asgari bir acı çekerim bu sebepten; Roquentin yalnızlığının farkındadır ve yalnızlığının sancısını bulantılarla çeker… Bulantı demişken, nedir bu bulantı? Kitaba da ismini veren bulantı? Bir açıdan tiksinti fakat bir diğer açıdan kayıtsızlıktır. Tüm insanlardan ve nesnelerden ve tabii kendinden tiksinme. Aynı zamanda kayıtsızlık, anlamsızlık… Bir şeylere anlam yükleyememek, buna mukabil kendine de anlam yükleyememek, ve yine bununla beraber “ben”in de bir anlamının olmaması, kendine “bile” kayıtsız kalmak, var olmak, sadece var olmaktır bulantı; özünde herhangi bir değişim olmaksızın sana dışardan eklenen boş bir biçimdir varoluş… ve bu varoluşun bilincinde olmak, çektiğin belirsiz acının farkında olmak, işte bulantı… Görünürde somut bir derdin yok, tasan yoktur; paran pulun da var. Her şey yolunda yani hayatında. Her şeyin yolunda olmasını bununla ölçeriz, öyle değil mi? Parası pulu var, mesleği var, evi arabası var, sağlığı yerinde, yaşadığı herhangi bir zorluk yok… O zaman her şey yolundadır. Bu adamın acı çekmeye hakkı yoktur, öyle değil mi? Hayır! Öyle değil! Bilakis, tam aksini düşünüyorum; somut bir derdin varsa, derdinin ne olduğunu biliyorsan işte asıl o zaman acı çekmeye hakkın yoktur. İnsan bildiği bir acının üstesinden kolaylıkla gelir çünkü. Ama ya Roquentin gibi öyle belirsiz, öyle metafizik bir derdin varsa peki? İnsan
BulantıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 202128,1bin okunma
8/10
Kitabın en kısa şekilde özeti şu ki, (yalnızca bu cümlede spoiler var) iyi niyetli ve zeki bir dolandırıcının, zengin, dindar fakat cahil bir adamı dolandırıp elde ettiği parayı da ihtiyaç sahibi iki çocuk için harcaması. Hüseyin Rahmi’nin okuduğum beşinci kitabıdır bu ve okuduğum tüm kitaplarında işlenen konular da, konunun işleniş tarzı da, verilmek istenen mesajlar da birbirine benzerdir. En başta güldürür sevgili HRG, mutlaka güldürür ve mutlaka güldürürken düşündürür. Türk Edebiyatı’nın en iyi ayar vermiş yazarlarından biridir. Dönemin ittihatçılardan tutun da istibdatçılarına kadar lafını esirgemez, cehaleti alaya alır; okurunu pozitif bilimlere yönlendirir. Sosyal eşitsizliklere, zengin fakir arasındaki uçuruma, dönemin adaletsizliklerine yergiler sunar. (Aynı zamanda kendisinin çok iyi reçel yaptığı söylenir ve örgü örme gibi bir mahareti daha vardır.) En fazla değindiği konu toplumun cehaletidir; insanların batıl inançları, körü körüne itaatleri… Dindar olarak nitelendirilen kesime neredeyse okuduğum her kitabında yergiler vardır. Dindar bir insanı herhangi bir konuda kullanmanın en kolay yolu, dini kullanmaktır. Bu ne yazık ki geçmişte böyle olduğu gibi bugün de böyledir. Sorgulamaksızın inanan insanın duygularını sömürmek için kullanılan en güçlü araç, dindir. Yıllar geçse de konu güncelliğini hala korumaktadır ülkemizde. İşte sevgili HRG, sorgulamadan inanan insanın cehaletini alaya alır ve böylelikle okuruna “yanlış yol”u gösterir. Eğlenceli, keyifli bir anlatımı vardır aynı zamanda. Bir yazar hem güldürüp hem de düşündürebiliyorsa daha ne beklenir o yazardan…? Hüseyin Rahmi’yi tanıyınız, etrafınızdaki okurlara tanıtınız. Biraz da Hüseyin Rahmi’yi yüceltelim derim ben, ki bunu sonuna kadar hak eder. Hoş kalın, hoşça kalın, kitapla kalın…
Hakka SığındıkHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20212,866 okunma
İsmi kendisinden güzel olan kitap.
6/10
Başını örten kızlar felsefe bilmelidir, Türklüğü ve Müslümanlığı ileriye taşıyacak olan da budur; Müslüman kızın felsefe bilmesi… Türklüğün yeniden dirilmesi, eski gücüne ulaşması ancak başını örten kızın felsefe bilmesiyle gerçekleşecektir diyor Sevgili İsmet’ciğim Özel. Kadınların; kendilerinin bile kendilerini bir nesne olarak gördüğü bir dönemde, kadına böyle büyük bir değerin atfedilmesi yazarımızı takdir ettiğim bir konu. Her şeyin iyiye güzele doğru gitmesi, yozlaşmanın yerini güzel ahlaka bırakması, ülkenin içine düştüğü bataklıktan kurtulması…ancak kadınların felsefe okuyup kendi değerini anlamasıyla mümkündür. İsmet Özel biz kadınlara büyük ve güzel bir anlam yüklemiş, var olsun… Kaleminin ve düşüncelerinin ağır olduğunu söylerler, katılmıyorum. Anlaşılması zor bir adam olduğunu söylerler, buna da katılmıyorum. Zira İsmet Özel’inki “anlaşılması zor olmak” durumu değildir, kendi kendini bile anlayamama durumudur. Kendi kendiyle bile çelişme durumudur. Kendi içinde tutarsızlık durumudur. Kafası karışık olma durumudur. Kafası karışık bir adam bir şeyler yazıyor, söylüyor; bizimkiler de diyor ki “oo anlaşılması çok zor bir adam(!)” Kitapta baştan sona Türkçülük, Türk ırkının yüceliği, üstünlüğü anlatılıyor. (Hamdolsun Türk olduğum için ben de onurluyum, ırkım bir onur ve gurur vesilesidir benim için de.) Ama hem aşırı Türkçü hem de İslamcı olamazsın, kanımca. Eğer kendini dindar, muhafazakar bir insan olarak görüyorsan önce Müslümanlık, sonra Türklük gelir. Önce din, sonra ırk gelir. Evet, İslamiyetin yayılmasında Türklerin etkisi çok fazladır, hatta en fazladır. Evet, İslamiyet dünyaya bu denli yayıldıysa Türkler aracılığıyla yayıldı; bunu kimse yadsıyamaz zaten. Ama şunu da gözardı etmemek gerek ki İslamiyetin ne Türklere ne de başka herhangi bir duruma,
Başını Örten Kızlar Felsefe Bilmelidirİsmet Özel · Tiyo Yayınları · 2018575 okunma