Aşka ve Kadınlara Dair (Aşkın Metafiziği)Arthur Schopenhauer

·
Okunma
·
Beğeni
·
4.177
Gösterim
Adı:
Aşka ve Kadınlara Dair (Aşkın Metafiziği)
Baskı tarihi:
Haziran 2017
Sayfa sayısı:
80
ISBN:
9789754686210
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Über die Weiber(Parerga und Paralipomena II); Metaphysik der Geschlechtliebe ( Die Welt Als Willle und)
Çeviri:
Ahmet Aydoğan
Yayınevi:
Say Yayınları
Bir şey ne kadar soylu ve mükemmel ise onun olgunluğa erişmesi de o kadar geç ve yavaştır. Erkek akli melekesinin ve ruhi kabiliyetlerinin olgunluğuna yirmi sekizinden önce nadiren ulaşır; kadınlar ise henüz on sekiz yaşlarında; fakat kadınların durumunda bu çok zayıf ve dar sınırlar dahilinde gerçekleşir. Bu sebepten ötürüdür ki kadınlar bütün hayatları boyunca çocuk kalırlar, çünkü her zaman içinde bulundukları anı sıkı sıkıya bağlı kalarak sadece kendilerine en yakın olanı, olmak üzere olanı görürler, gerçek yerine bir şeyin görünüşüne teslim olurlar ve en önemli işlere karşı önemsiz şeyleri tercih ederler. Eski zamanlarda Almanların yaptığı gibi, güç ve nazik meselelerde kadınlara danışmak hiçbir surette hafife alınacak bir mevzu değildir; çünkü onların meseleleri kavrayış ve değerlendiriş şekli bizimkinden oldukça farklıdır.
- A. Schopenhauer
(Tanıtım Bülteninden)
ARTHUR SCHOPENHAUER …
Bir deha, edebi dili harika olan düşünür... Yazdıklarını okurken illaki kendinizden tespitler bulacaksınız.Arthur belki insan sevmez ama insanı çok iyi tanıyıp ve yerinde tahliller yapan bir şahsiyet.Ona hayranım.Her ne kadar katılmadığım noktalar da olsa. Açık sözlülüğü, yapmacıktan uzak olması beni en çok çeken şey.Şunu merak ediyorum, Virginia ile birbirini tanısalardı ne düşünürlerdi birbirleri hakkında?Biri kadınları aşağılıyor birisi ise feminist ama ikisi de çok zeki. Kadınlar hakkında bir münakaşa olsa kim kazanırdı? İkisini aynı anda sevmek gülünç geliyor bazılarına.Ama değil.Neyse konuya geleyim, pardon.


Schopenhauer’i okumak için benim fikrimce hayatını ve de felsefesini iyi bilmelisiniz çünkü düşünür kendi hayatını felsefesine yansıtmıştır.Öncesinde Veysel ATAMAN’IN Varolmanın acısı adlı kitabından hayatını, felsefesini okumanızı tavsiye edebilirim ayrıntılı almış yalnız biraz uslubu ağır ve pek de akıcı değil.David E. Cartwrigt’ın kitabı var ama baya kalın bir kitap okumak istemedim, pek fikir sahibi değilim maalesef.

Not:Bu kitap feminist kardeşlerimin severek okuyacağı bir kitap olmayabilir şimdiden söyleyeyim, okurken besmele çekiniz naçizane tavsiyem.

Kitap neyi anlatıyor? 80 sayfalık bir kitap bu kadar çok tespit yapabilir mi?Arthur yapar.
1-Arthur’un kadınlarla alıp veremediği nedir?
2-Arthur kadınlar hakkında ne düşünüyor?
3-Aşk var mıdır?
4-Aşık olmanın nihai amacı nedir?
5-Aşık olurken seçim nasıl gerçekleşir?
6-Neden fiziksel özellikler önemli?
7-Cinselliğin aşkla ilişkisi
Gibi sorulara cevap verdiği bir kitap.Onun penceresinden cevaplayacağım soruları.

Birinci kısım kadınlara dair söylemlerini içeriyor.
Arthur’un kadınlara olan meşhur tutumundan bahsedeyim;
Arthur efendi diyor ki ; kadınların tek bildiği emek sarfettiği giyim kuşam, cilt bakımı dans, sevdiğinin gönlünü kazanma ve bunlarla bağlantılı eylemler.Ona göre kadın erkeğe itaat etmek için yaratılmış ve onlar borçlarını doğum sancısıyla,çocuk bakıp büyütmek ve erkeğe itaat ile öderler.
Kime olan borcumuz Arthur Bey?
Ona göre, kadınlar zihin bakımından dar görüşlü akli melekeleri zayıf yaratıklar. Ona göre kadın kocası ölsün de mirasına konayım rahat ve refah içinde yaşayayım der bu sebeple erkeğin para için yaratıldığını düşünürler.Diğer taraftan kadınlar dürüstlük , adalet, metanet,vicdanla ilgili konularda erkeklerden daha aşağıdadır.Dolayısıyla iki yüzlülük ve riyakarlık kadınlarda doğuştandır. Bu bodur. dar omuzlu, geniş kalçalı ve kısa bacaklı soya, •cins-i latif" ismini verebilen sadece cinsel içgüdüsüyle aklı yahut görüş ufku bulutlanıp kararmış olan erkeklerdir.
Çok eşlilik olması gereken ve tek eşlilik erkeklere yapılan bir haksızlık, kadına miras ise verilmemelidir.Avrupa’da kadına fazla ve gereksiz önem verildiğini düşünürken, o sıralar kullanılan hanımefendi kelimesi bile kullanılmamalı parayı kazanan kadınlar değil erkeklerdir.Kadınlar ne mutlu ne mutsuz olmalıdır bu onların yararınadır ve erkekleri rahat ettirecektir.
Görüyorsunuz ya çok kaba ithamlarda bulunmuş Arthur hazretleri.Bunlar sadece birkaçı söylediklerinin.
Ben bu tutumunu yaşantıları ile bağdaştıyorum (ki çoğu yazar bu şekilde düşünüyor), annesi ile yaşadığı sorunlar, babasının intiharı, hayatı boyunca hep kadınlar tarafından red edilmesi…Özellikle babasının ölümünden sonra Schopenhauer, annesiyle iyi ilişkiler kuramamıştı. Annesinin Schopenhauer’a yazdığı mektuplardan biri, aralarındaki ilişkiyi gösteriyor: “Tahammül edilir şey değilsin, başına bela oluyorsun insanın, seninle birlikte yaşamak güç; ukalalığın bütün iyi taraflarını gölgede bırakıyor, başkalarında kusur bulmadan edemediğin için, o iyi yönlerinin dünyaya hiçbir faydası yok.”
Esasında kendisi de aşık olmuştur hem de aralarında 26 yaş farkı bulunan bir kıza…Kız kendisinden tiksindiğini açıkça söylemiştir.Hep bir redddedilme ve kadınlar tarafından itici bulunma…Hoş miras bırakılmamalıdır kadına demiştir ama tek miras bıraktığı uzun yıllar yaşadığı(aşık mıydı bilmiyoruz) bir kadındı.Kadınların zeka konusunda aşağı olduğunu söylüyor kendileri.Çocuk zekayı anadan, iradeyi babadan alır da diyor.(E yani burumda erkekler de zeki değil, çünkü annesinden alıyorlar zekayı? )
Bakmayın bu tutumuna ‘’Kadınlara çok düşkündüm beni bir anlasalardı…’’ diye itiraflarda bulunmuştur.
Schopenhauer’in kadınlarla ilgili görüşlerinin hayatının ileriki dönemlerinde değişip değişmediyse bilinmiyor. Her ne kadar Wagner’in arkadaşı ve Nietzsche’nin tanıdığı Malwida von Meysenburg, bir kadın arkadaşının, yaşlı filozofun “Oo, daha kadınlarla ilgili son sözümü söylemedim.” dediğini aktarsa da, ünlü filozof, konu hakkında son sözünü yayımlamadan hayatını kaybetmişti.

İkinci kısım ise muhteşem tespitler ile dolu,aşka dair söylemlerini ele alıyor. Arthur’a göre aşk vardır yalnız bu tamamen yaşama iradesi ve cinsel içgüdü ile alakalı.Ne kadar büyük olursa olsun her aşk bütünüyle cinsiyet içgüdüsü ile ilgilidir.Aşkın nihai amacı gelecek neslin oluşturulması işi, üremedir. Gelecek insanların varlığı bizim içgüdümüz tarafından koşullandığına göre tabiatımızda yapacağımız seçimi de belirleyen şey, aşktırAşk tabiiatın amaçlarina ulaşması için bizim içimize koyduğu bir yanılsamadır.Aşk serüvenin amacından daha soylu ve yüce bir amaç yoktur Schopenhauer’e göre; aşk yeni varlıkların dünyaya getirilmesini sağlar çünkü.
Birbiri ile tamamen zıt; düşünce beden olarak uygunluğun bulunmadığı kişiler arasında da aşk yaşanabilir, düşmanlıktan, nefretten aşk doğması da pekala mümkündür.Böyle bir aşk deyim yerinde ise gözlerini kör eder ve evlilik ile neticelenirse mutsuz bir evlilik ortaya çıkar.
Aşk, yaşayan kişinin kendi seçimi değildir mükkemmel, güçlü bir neslin devamı için seçimi tabiat yapar.Bundan dolayı herkes öncelikle güzel olanı arzu eder, üstelik herkes kendinde olmayan özellikleri kusurları güzellik olarak görür, çekici bulur.Mesela çelimsiz bir adam balık etli kadınlardan hoşlanır iken, sarışınlar esmerlerden hoşlanır.(Bu durumda erkekler neden minyon kadınlardan hoşlanır aldınız cevabınızı) Aynı şekilde herkes kendikinin tersi mizaçta olan birini ister.Bir erkekte güzel bir kadını seçmeye iten , türde en iyiyi hedefleyen içgüdüdür, erkek her ne kadar zevkini arttırmaya çalıştığını düşünse de.Bu yüzden; kalçanın bele oranı ve göğüsler gibi vücut oranı erkekler için önemlidir çünkü doğurganlığa işaret eder, görüldüğü gibi erkek seçimini kendisini yapmaz, seçimi yapan gelecek nesli oluşturma içgüdüsüdür.Seçimimi yönlendiren başka etkenler de vardır : Yaş, sağlık, kemiklerin yapısı ve güzel bir yüzdür.Üreme kabiliyeti olan herkes bu amaç uğruna aşık olduğu kişi için her fedakarlığı yapabilir.

Arthur’un söylemek istedikleri bunlarla sınırlı değil, daha fazlasını yazsam size haksızlık etmiş olacağım.Okuduğunuz için teşekkürler.Eksik nokta olduğunu düşününler bana yazarlarsa sevinirim, musmutlu kalın.
Keyifli okumalar, sevgili dostlar…️
Arthur Schopenhauer etkinliğini düzenleyen Quidam 'a teşekkürler..

Müslüm Babadan Arthur Amcaya gelsin,

https://www.youtube.com/watch?v=l-KmnqbT3ZA

KADIN-ERKEK MESELESİ ÜZERİNE BİR TAKIM TESPİTLER KİTABI

İnsanlık tarihinin üzerine kurulu olduğu bu kadim mesele ile ilgili Arthur amca kendince yorumlar getirmiş ve bilmeceye yeni sorular katmıştır.

Özetle kadının ve erkeğin tabiatı üzerine kafa yormuş ve her şeyin aslında neslin devamı meselesinden ibaret olduğu sonucuna varmıştır, haksız da sayılmaz.
Kadınların aynı zamanda annelik misyonunu da hesaba katarak, erkekten nasıl farklılaştığını da incelemiş. Aşktır meşktir falandır filandır fazla da takılmayın diyor yani. Erkeğin kadına olan bağımlılığı ile kadının erkeğe olan bağlılığı arasındaki farklar hani.

Biraz da arabesk yaklaşmış mevzuya , iyi de etmiş. Nice filozoflar da açıklamaya çalışmış yüzyıllarca ne iştir bu işler diye.. Mesela Spinoza’dan bir örnek var kitapta,

“Aşk, bir dış sebebin tasavvuru eşliğinde ortaya çıkan bir iç ürpermesidir” demiş Spinoza. Benim bugüne kadar gördüğüm en güzel aşk tanımı sanırım bu, yani varsa tabi böyle bir duygu ki aslında var olup olmadığı da belli değil demeye getirmiş bence Spinoza.

İlk kafa yoran Arthur amca değil yani, son da olmayacak. Pek çok kişi gibi o da bu ilişki biçimini türün devamı, soyun ilerlemesi gibi temel bir nedene bağlamış. Bu sayede, bu çekim sayesinde nesiller devam etmiş diye açıklamış ve cinsel dürtülerle de bir güzel bağlamış.

Aslında şunu da söylüyor Arthur, keşke sevgiyle bağlansaydık da birbirimize, araya bunca dünya telaşını katmasaydık. Yüreğimizin sesini dinleseydik de gerçekten sevebilseydik birbirimizi. Fakat ne mümkün! İlle de uyumluluk peşine düşmeliydik ve boş vermeliydik duygulara..

Kimileri de bu kitaptan şunu çıkarıyor, Arthur amca kadınları doğurgan varlıklar ve cinsel obje olmaktan ibaret görerek kadını aşağılamıştır. Haklılar mı yoksa ? Arthur da istemez miydi kadınlarla sağlıklı seviyeli güzel ilişkiler kurmayı? Ama becerememiş işte adamcağız ne yapsın yani, bir tek onun derdi miydi bu ? Hayır. Belki çirkin bir adamdı, uyumsuzdu, çaresizdi belki de..

Suçu doğaya atmış biraz da. Normal bir adam olamamış hayatı boyunca neylesin.. Kadınların bu kadar gücün peşinden gitmelerini hem içine sindirememiş hem de kabullenmiş.

Kadınları yerden yere vuruyormuş gibi görünse de çoğu zaman , aslında içten içe onlara bir türlü ulaşamayışının yasını tutmuş ve deliye dönmüştür. Dünyaya eli yüzü düzgün sağlam bir çocuk getirmek uğruna iki yetişkinin neden kendilerini heder ettiklerini de çözmeye çalışmıştır.

Hayatı bu kadar ciddiye almak neden demiş ve bir yerden sonra da koyvermiştir. Kimseye kalmayan dünya bize mi kalacak demiştir de sözünü dinletebilmiş midir ?

Kimsenin çözemediği kadın bilmecesini çözmek Arthur amcaya mı kalmıştır? En azından yola çıkmıştır, galiptir bu yolda mağlup misali uğraşmıştır.

Pek anlatamadım sanırım, neyse okumak isteyen okusun bu kitabı, iyi okumalar..

Benzer kitaplar

  • Deccal
    8.2/10 (85 Oy)82 beğeni315 okunma279 alıntı4.346 gösterim
  • Ecce Homo
    7.9/10 (138 Oy)139 beğeni469 okunma325 alıntı4.383 gösterim
  • İnsanca, Pek İnsanca 1. Kitap
    8.6/10 (59 Oy)71 beğeni213 okunma503 alıntı3.030 gösterim
  • Akıl Çağı
    8.8/10 (78 Oy)77 beğeni231 okunma160 alıntı4.508 gösterim
  • Varoluşçuluk
    8.4/10 (67 Oy)72 beğeni271 okunma94 alıntı2.638 gösterim
  • Mutlu Olma Sanatı
    8.1/10 (89 Oy)95 beğeni216 okunma289 alıntı5.568 gösterim
  • Ada
    8.1/10 (37 Oy)33 beğeni91 okunma100 alıntı2.879 gösterim
  • De Ki İşte
    8.7/10 (90 Oy)89 beğeni291 okunma137 alıntı3.858 gösterim
  • İle
    8.9/10 (125 Oy)121 beğeni336 okunma227 alıntı3.809 gösterim
  • Uzak
    8.4/10 (69 Oy)65 beğeni219 okunma133 alıntı2.551 gösterim
Kitap yer yer ağır eleştirilerde bulunsa da bazı eleştirileri bana göre çok yerinde ve doğru. Şimdi bunları burada sıralayıp da ne kimsenin kalbini kırmalı ne de uzun uzun tartışmaya girmeli. :) Lakin çalıştığım yerde de bir ablama bu kitabı hediye etmiştim vakti zamanında. Zaten bu ikinci okuyuşum. Dün de bu kitabı okurken beni gördü tekrar mı okuyorsun muhabbetinden sonra "Evet abla. Sana da vermiştim. Beğendin mi?" diye sordum. "Evet. Çok beğendim" diye yanıtladı. Şaşırdım. Çünkü bayanlara karşı çok ağır eleştiriler bulundurduğu için yazara saldıracağını zannetmiştim. Ona da şaşırdığımı söyleyince " Haklı ama " deme cesaretinde bulundu.. Ve ona saygım bir kat daha arttı. Yani bayan arkadaşlara demem o ki kitap da size karşı -bana göre tabi- ağır eleştirilerde bulunsa da her kadın/erkek ferdin okuması gerektiğini düşünüyorum. Özeleştiri yaparken eminim faydası olacak ve eksiklerinize daha geniş açıdan bakma imkanı bulabileceksiniz. İyi günler dilerim.
Aşka farklı bir bakış açısıyla yaklaşılmış ve biyolojik temele indirgenmiş. Kadınlarla ilgili yorumlarında üslubunu pek beğenmedim. Kitabın yazarı Schopenhauer değil de başka biri olsaydı sanırım bu kitap fazla ilgi görmezdi..
Aşk ve kadınlara dair adlı kitapta kadınların nasıl mutlu edilebileceği kadınların neler istediklerini kadınların aşka karşı düşüncelerinin yansıtılmış olduğu son derece muhtazam bir kitap eserdir.
Kadınlar ne mi ister :
Sevgi
ilgi
aşk
korkusuz
yiğit biri
kıskanan


Kıskanmak aslında güzeldir. Kıskanmayan insan nasıl sevebilirki
aslında sevmek için en önemli faktör ilk önce kendini sevmelisin.kendini sevmeyen insan kimseyi sevmez aşık oluğunu sanar ama canı yanar karşındakinin bunu farkedemez.
“ Kadınlar, yalan söylemeye karşı iflah olmaz bir temayüle sahiptirler, Nadiren karşılaşılan istisnalar dışında bütün kadınlar savurganlığa meyyaldir, Kadınlar zihinsel olsun, bedensel olsun, büyük işler için yaratılmamışlardır, Kadınlar, çocuk ile gerçek anlamda bir insan olan yetişkin erkek arasında bir orta nokta, bir ara aşamadırlar.” Kadınlar hakkında en masum cümlelerinden bir kaç tanesi.
Okurken, bir insan ne yaşar da kadınlar hakkında bu kadar kötü ve aşağılayıcı yazabilir diye düşünmeden edemiyorsunuz. Hayat hikayesine şöyle bir göz attım. Annesiyle geçmişinde anlaşmazlıklar yaşamış, özellikle babasının ölümünden sonra Schopenhauer, annesiyle iyi ilişkiler kuramamış.
Annesinin Schopenhauer’a yazdığı mektuplardan biri, bu durumu açıkça ortaya koyuyor: “Tahammül edilir şey değilsin, başına bela oluyorsun insanın, seninle birlikte yaşamak güç; ukalalığın bütün iyi taraflarını gölgede bırakıyor, başkalarında kusur bulmadan edemediğin için, o iyi yönlerinin dünyaya hiçbir faydası yok.”:) Ağzına sağlık annesi, duygularıma tercüman oldun:))Okurken bu kadar rahatsızlık duyduğum başka bir kitap olmadı. Ne diyim ki sana Schopenhauer:))
Kadınların okumaması gereken bir kitap :) Hiç tavsiye etmiyorum.

"Kadınların zihinsel olsun bedensel olsun, büyük işler için yaratılmamış olduklarını anlamak için görüntülerine bakmak yeterlidir. Onlar hayatın cefasını yaptıklarıyla
değil katlandıklarıyla çekerler. Borçlarını doğum sancı­larıyla, doğurdukları çocuğu bakıp büyütmeleriyle, sabırlı ve neşeli bir yoldaş olmaları gereken erkeğe itaatleriyle öderler. Onlar için değildir en yoğun ıstıraplar ve neşeler, büyük güç ve metanet gösterileri değildir onların payına düşen. Onların hayatı erkeğinkinden daha sakin, daha yumuşak ve daha önemsiz bir şekilde sürmeli ve esas itibariyle ne çok fazla mutlu ne çok fazla mutsuz olmalılar."

İşte Schopenhauer'un kadınlar hakkında genel görüşü budur.

Genellikle bu kitabında kadın doğası üzerinde yoğunlaşır yazar. Bunu belli başlı çözümlemelerle dile getirip kadınla erkek ilişkileri üzerinde bir uzlaşıya gitmeyi amaçlar. Aslında düşünüldüğü zaman haklı olduğu çok konu var ama bir erkek olarak kadınlar hakkında ne kadar konuşsa da onları sadece kendi gözünde tutarsız bir değerlendirmeden öteye gidemez.
Bu kitabinda, kadınları eleştiren Schopenhaur kadınları; akıl eksiği, gülünç, savurgan, gözetim altında olması gereken, ölçüsüz, hiçbir işe yaramayan kişiler olarak tarif etmiş. Schopenhaur'a göre, kadınların erkeklerin onda biri kadar degeri yoktur.

Aşka ve Kadınlara Dair, bu eserde anladığım kadarıyla Schopenhaur kadınlara düşmandır ve onları zevk aracısı olarak görüyor.

İlk sayfalarından itibaren düsünceler kadın okuyucuyu rahatsız edebilecek düzeyde. Feminizm'e karşıt bir eser.
Hayretler içinde okudum, ruh halini anlamaya çalıştım. ''Bir insan kadınları bu kadar küçük görmesine sebep olan ne yaşamış olabilir'' diye kendi kendime sordum durdum. Sonuç: Karoline sendromu. Schopenhauer bu sendromu atlatamamış. Kendi atlatamamış birde bunu Nietzsche'ye aşılamış. Nietzshe'nin kitaplarında da ( bunun kadar değil ) kadın düşmanlığı görmek mümkün. Neyse, bu adam bir düşünür ve düşüncelerini aktarmış, bize de okuyup eleştirmek düşer. Her şeye rağmen akıcı, okuması kolay bir kitap.
Arthur Schopenhauer'ın kadınları yerden yere vurduğu kitabı. Kendisi her ne kadar bir "düşünür" olarak anılsa da bu kitabı yazarken pek düşünememiş! Kadının bir birey olduğunu fark edemeyen, cinsiyeti sebebiyle insanları aşağılayıp, yerden yere vuran birine "düşünür" demek gerçek düşünürlere hakarettir. Ayrıca kendisi çok eşliliği de savunur. Kadınları "kafası fazla çalışmayan, sadece erkekleri eğlendirmek için varolan, çocuk doğurup büyütmesi gereken, savurgan, miras hakkından mahrum olmaları gereken, erkekle aynı hakları almaya layık olmayan" canlılar olarak tanımlamış kendisi. Bugün "yobaz" dediğimiz insanları bile aşmış düşünceleri.
Aşka dair söylenecek ne kadar az ve ne kadar çok söz var değil mi?
Ezelden ebede kadar var olacak bu karmaşık, namütenahi kavram(aşk) hayatlarımızın önemli bir bölümünü işgal etmekten geri durmaz. Öyle ya da böyle herbirimize isabet etmesi kaçınılmaz olan bir oktur kimine göre. Kimine göre "Aşk, karşılıklı bir yanlış anlamadır."
Schopenhauer'a göre ise "Ne kadar yüksek ve ulvi görünürse görünsün, ne var ki her türlü aşk bütünüyle cinsiyet güdüsünden kaynaklanır."
Yani özetlemek gerekirse, türün devamı için gereken içgüdüsel hareketler bütünü; demek istemiş Schopenhauer abimiz.
Eee Schopenhauer diyorsa doğrudur deyip geçelim mi o zaman?
-Ey Schopenhauer, sen kimsin ya!
Şaka bir yana kitapta, yazar büyük oranda haklı bulduğum ifadelerle açıklamış aşk kavramını. Bizi, yani kadınlar ve erkekleri, birbirine çeken şey büyük ölçüde bu cinsel içgüdülerimiz. Türümüzü devam ettirmek için bu anlamsız ve vakit israfı telâşın içine girmemiz kaçınılmazın ta kendisi. Bunun için de işte güzel, sağlıklı kadınlara çekim gücü hissederiz falandı filandı. Ha bunun dışında, yani fiziksel görünüm dışında, "Kadınlar, irade sağlamlığı, kararlılık, cesaret ve belki de dürüstlük ve iyi kalplilikten büyülenirler."miş. (Kadınların bu kitaptaki dürüst ifadelerden pek de büyülenmeyeceğini düşünüyorum açıkçası)
Ama bunun aşkın sadece bir yönü olduğunu söylemeden geçmek istemiyorum. Aşk, sadece kadınlar ve erkekleri cinsi münasebete sürükleyen biyolojik bir olgu değil. Aşk, tutkunun ötesinde evrensel bir kimlik bunalımı.
Kitabımızın diğer kısmının sujesi, Kadınlar...
Kadınlara dair öylesine çarpıcı ve yerinde saptamalarda bulunmuş ki Schopenhauer, bu tespitlerin kadınların hoşuna gitmemesini oldukça tabii görmek gerek. Ha tabi birazcık da, Schopenhauer'ın kaba ifadelerinin de bunda etkisi olduğunu söyleyebilirim.
Özetle asırlardır büyük manâlar yüklediğimiz değerlere farklı bir bakış sunan bu kitap benim bakış açımla pek de bağdaşmıyor. Her ne kadar yukarıda tespitlerin için yerinde desem de bu böyle Schopenhauer reis.
Sonuç olarak, kadın-erkek, herkesin okumasını tavsiye ediyorum.
Yazarın okuduğum ilk kitabı. Oldukça yoğun anlatıma sahip olmakla birlikte tekrar okunması gereken kitaplardan. Kitabın kadınlara dair kısmını ilk okumaya başladığımda oldukça sinirlendim. Eleştirileri kadınların genelini kapsayan oldukça keskin, sert, kadınları ikinci sınıf vatandaşa indirgemesi feministlik damarınızı ortaya çıkartıyor. Lakin sayfalar ilerledikçe bazı noktalar hariç bende oluşan çağrışımlarında dahilinde malesef eleştirilerini haklı bulmaya başladım. Aklıma gelen kadın imajlarından biri olan Güler Sabancı'nın böylesine başarılı güçlü olarak tanımlanmasının sebeplerinden biri de kadınlık vasfının baskın olmaması. Dış görünüşünde dahi erkeksi tutumları kitabın içeriğini malesef haklı çıkartıyor.

Özellikle sert eleştiriyi kaldırabilen kadınların okuması gereken kitap. Ancak içeriğinden bu şekilde yararlanabilirsiniz.
Diğer taraftan , kadınlar adalet , dürüstlük ve vicdanla ilgili meselelerde erkeklerden daha aşağıdadır.
Arthur Schopenhauer
filozof olmuş ama adam olamamışsın terbiyesiz
Eski zamanlarda Almanların yaptığı gibi, güç ve nazik meselelerde kadınlara danışmak hiçbir surette hafife alınacak bir mevzu değildir, çünkü onların meseleleri kavrayış ve değerlendiriş şekli bizimkinden oldukça farklıdır.
Bir erkeğin, belirgin biçimde çirkin olan bir kadına aşık olması az rastlanır bir durumdur. Fakat aşık olursa bunun sebebi aralarında mevcut cinsiyet derecesi bakımından tam bir uyumun gerçekleşmesi ve kadındaki bütün anormalliklerin, kendisinin tam zıttı bir başka söyleyişle kendisininkileri düzeltici unsurları taşımasıdır.
Arthur Schopenhauer
Sayfa 60 - Say Yayınları, 6.Basım 2012, İstanbul
Öncelikle âşık olan bir erkek, doğası gereği hercai (kararsız, sebatsız, vefasız, dönek, mütelevvin) buna karşılık bir kadın, vefakar olmaya eğilimlidir. Bir er­keğin aşkı belli bir dönemden sonra, yani tatminine eriştikten sonra hissedilebilir derecede azalır; neredeyse başka her kadın onu sahip olduğu kadından daha fazla cezbeder, değişikliği arzular, halbuki bir kadının aşkı karşılık gördüğü andan itibaren artar.
kadınlar ; Ne müzik ne şiir ne de güzel sanatlar için gerçek anlamda duygu ve duyarlılığa sahiptirler onlar ; hoşça vakit geçirme arayışlarına yardımcı olsun diye eğer böyle bir şeye soyunacak olsalar bu her ne ise onu alaya yahut hafife almaktan asla öteye geçmez.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Aşka ve Kadınlara Dair (Aşkın Metafiziği)
Baskı tarihi:
Haziran 2017
Sayfa sayısı:
80
ISBN:
9789754686210
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Über die Weiber(Parerga und Paralipomena II); Metaphysik der Geschlechtliebe ( Die Welt Als Willle und)
Çeviri:
Ahmet Aydoğan
Yayınevi:
Say Yayınları
Bir şey ne kadar soylu ve mükemmel ise onun olgunluğa erişmesi de o kadar geç ve yavaştır. Erkek akli melekesinin ve ruhi kabiliyetlerinin olgunluğuna yirmi sekizinden önce nadiren ulaşır; kadınlar ise henüz on sekiz yaşlarında; fakat kadınların durumunda bu çok zayıf ve dar sınırlar dahilinde gerçekleşir. Bu sebepten ötürüdür ki kadınlar bütün hayatları boyunca çocuk kalırlar, çünkü her zaman içinde bulundukları anı sıkı sıkıya bağlı kalarak sadece kendilerine en yakın olanı, olmak üzere olanı görürler, gerçek yerine bir şeyin görünüşüne teslim olurlar ve en önemli işlere karşı önemsiz şeyleri tercih ederler. Eski zamanlarda Almanların yaptığı gibi, güç ve nazik meselelerde kadınlara danışmak hiçbir surette hafife alınacak bir mevzu değildir; çünkü onların meseleleri kavrayış ve değerlendiriş şekli bizimkinden oldukça farklıdır.
- A. Schopenhauer
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 307 okur

  • Mervin Kıcı
  • Nesih Dmr
  • Murat Elçi
  • Nazlı Bilek
  • Nobody
  • Efe Oğuz
  • Hcrt  ÇT
  • Ahmet
  • Duygu Fendoğlu
  • İmren Üren

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.9
14-17 Yaş
%0.8
18-24 Yaş
%22.5
25-34 Yaş
%34.9
35-44 Yaş
%24
45-54 Yaş
%7.8
55-64 Yaş
%2.3
65+ Yaş
%3.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%41.5
Erkek
%58.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%15.4 (14)
9
%14.3 (13)
8
%26.4 (24)
7
%19.8 (18)
6
%12.1 (11)
5
%2.2 (2)
4
%2.2 (2)
3
%2.2 (2)
2
%1.1 (1)
1
%4.4 (4)