Gün geçtikçe çocuksu heyecanımı yitiriyordum ... Ağırlaşıyordum ...
Ağırlaştıkça, etrafımdaki yetişkinler bu ağırlığa isim koyuyordu; olgun olmak ... Halbuki çocuksu duygularımı yitiriyordum ...
...Kişi kendini ne kadar kusurlu, eksik görür, ne kadar değersiz hissederse o kadar iyi insan kabul edilirdi...
Benim yetiştiğim coğrafyada kendini iyi hissetmek sanki kötü bir şeydi...
Benim yetiştiğim coğrafyada, çocuk bir yanlış yaptığında, yetişkinler ona kendini kötü hissetmesin diye yardımcı olmaz, "Korkma, bir şey olmaz, hadi git, oyununa devam et. .. " demez, aksine bir daha yanlış yapmasın(!) diye üstüne gider, ona kendini kötü hissettirmek için ekstra çaba harcarlardı. .. Bunun işe yarayacağı düşünülürdü ... Çocuk, hatası karşısında 'kendini ne kadar kötü hissederse' o hatayı bir daha tekrar etmez diye inanılırdı ...
"Ne oldu?"
"Korkuyorum ... "
"Neden korkuyorsun?"
"İçimde bir ses, sevilmeye değer olmadığımı söylüyor ... Kendimi sevemeyeceğim diye korkuyorum. Kendimi nasıl seveceğimi bilmiyorum."
"Kendini sevebilmek için önce sevilmeye değer olduğunu fark etmelisin..."