Fişini Çekemeyeceğimiz Tehdit: Yapay Zeka Ve Bilginin Karanlık Yüzü
Yuval Noah Harari’nin Sapiens ve Homo Deus kitaplarında kurduğu o büyüleyici tarihsel perspektifi yakından takip eden bir okur olarak, son kitabı Neksus’u büyük bir merakla bitirdim.
Harari’nin kitap boyunca kafama kazıdığı en önemli ayrım, "bilgi" ile "gerçek" arasındaki fark oldu. Hepimiz daha çok bilgiye ulaştığımızda dünyanın daha iyi bir yer olacağını varsayıyoruz. Ancak yazar, tarihten örneklerle bilginin her zaman gerçeği yansıtmadığını, çoğunlukla insanları organize etmek ve güç devşirmek için kullanılan bir düzen aracı olduğunu gösteriyor. Güçlü bilgi ağları maalesef gerçeği değil, kendi düzenlerini besliyor.
Yapay zeka tarihteki matbaa ya da radyo gibi diğer teknolojilerden çok farklı olduğunu, çünkü onun kendi başına karar verebilen ve yeni fikirler üretebilen bağımsız bir aktör olduğunu çarpıcı bir şekilde anlatıyor. Bu, insanlık tarihinde ilk kez kontrolü tamamen elimizden kaçırma riskiyle karşı karşıya olduğumuz anlamına geliyor.
Kitabın en güçlü yanı, Taş Devri'nden totaliter rejimlere, kutsal metinlerin yazımından günümüzün sosyal medya algoritmalarına kadar uzanan o muazzam köprüyü kurması. Cadı avlarının aslında tarihin ilk "yalan haber" kampanyalarından biri olduğunu okumak, bugün algoritmalara kurban giden toplumsal kutuplaşmaları çok daha iyi anlamamı sağladı. Kesinlikle bildiğimiz durumlarda farkındalığı arttırdığını söyleyebilirim.
Neksus, bana göre sadece bir teknoloji eleştirisi değil, insanlığın varoluşsal krizine tutulmuş çok güçlü bir ayna. Kitabı bitirdiğimde, cebimdeki akıllı telefona ve sosyal medya akışıma çok daha şüpheci ve tetikte bir gözle bakmaya başladım. Harari bizi felaket tellallığı yaparak korkutmaya çalışmıyor; aksine, henüz vakit varken bu bürokratik ve