'Yaban' günümüzle ne kadar benzer özellikler taşıyor:
9/10
·214 syf.··
2026 4. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 21 Mart 2026 13:01
Kitaptaki eğitim görmemiş halk ile günümüzdeki sözde (!) eğitim alan halkımız ne kadar benzer özellikler gösteriyor, halbuki aradan bir asırdan fazla zaman geçti. Tabi ki oradaki halkı bunun yüzünden suçlayamayız. Başlarındaki devlet; sorumluluğu olan halkı bilinçlendirme görevini yerine getiremediği, onların refahını sağlamadığından dolayı bu haldeydiler. İnsan; boğazının derdindeyken, ölümle burun burunayken, açlıktan ağzı kokarken karnından başka şey düşünemez. Öyle ki bu büyük köyde okumayı bilen bir iki kişi belki var, zaten onlarda yarım yamalak biliyorlar. İnsanlar burada tamamen hayvani içgüdülerle yaşıyor; yemek ye, su iç, barın, neslini devam ettir. Bu insanların millet bilinci oluşmasını nasıl sağlayabilirsiniz ki? Peki bu insanlar imkansızlıklar yüzünden bu haldeler onları suçlayamayız dedim ama ya şuan ki milletimizde niye millet bilinci yok? Öyle ki bizi sömürge olmaktan, güçten yoksun, dışa bağımlı bir ülke olmaktan kurtaran Mustafa Kemal Atatürk'e nefret besleyebiliyorlar. Hatta Ulu Önderi suçlayabilme cüretinde bulunuyorlar. Bu insanlar okumadan, araştırmadan, kulaktan dolma bilgilerle atıp sallamayı çok seven insanlar olduğuna şüphe yok. "Hepsinin içinde, semavi bir afet esnasında bir koyun sürüsünün ürkekliğinden bir şey var. Neden ürküyorlar?" kitaptan aldığım koyun sürüsü metaforu günümüzde halen geçerliliğini sürdürüyor. Koyun sürülerine benzetilmesini ise şu şekilde anlatayım: Elimizde bir koyun sürüsü var ve diyelim ki bu sürü bir platoda, uçurumun kenarında otluyor bu koyunlardan birisi uçurumun kenarına doğru ilerlemeye başlayınca diğer koyunlar da peşinden gider, bu koyun farkında olmadan uçurumdan düştüğünde diğer koyunlar bunun onları öldüreceğini anlayamaz ve tek tek uçurumdan atlayıp telef olmaya başlarlar, bu sürünün son ferdine kadar
Edebiyat
YabanYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 202154,5bin okunma
İktidarın sınırı var mı!
Puan vermedi
Agustina Bazterrica’nın Leziz Kadavralar adlı romanı, insanın insanlıktan nasıl vazgeçebileceğini gösteren sert, rahatsız edici ve sarsıcı bir distopyadır. Roman, GGB adı verilen bir salgın sonrasında tüm hayvanların ölmesi sonucu hayvan etinin yasaklanmasıyla başlayan yeni bir düzeni anlatır. Bu düzende insanlar, artık başka insanları “besin”, “ürün” ya da “et” olarak tüketmektedir. Ancak asıl mesele yamyamlık değil; bu korkunç pratiğin nasıl olağanlaştığı, yasallaştığı ve ahlaki bir sorun olmaktan çıkarıldığıdır. Ana karakter ve anlatıcı Marcos Tejo, bu yeni düzenin tam merkezinde yer alır. Bir mezbahada yöneticidir; yani sistemin devam etmesini sağlayanlardan biridir. Marcos, uyuşturulmuş gibi yaşamak ister: “Hiçbir şey hissetmeden, otomatik olarak hareket etmek.” Bu cümle, romanın ruhunu özetler. Çünkü bu dünyada hayatta kalmanın yolu, hissetmemekten geçer. Düşünmek, sorgulamak, acı hissetmek tehlikelidir. GGB’den sonra dünya kökten değişmiştir. Bunun sonucunda insan eti, devlet eliyle meşrulaştırılır. Kimse bu canlılara “insan” diyemez; çünkü insan demek, onlara bir kimlik vermek anlamına gelir. Bu yüzden “ürün”, “et”, “besin” gibi sözcükler tercih edilir. Dil, burada en önemli araçlardan biridir: İnsanı insandan çıkaran şey, önce kelimelerdir. Roman boyunca medyada yer alan haberler bu normalleşmeyi pekiştirir. İki işsiz Bolivyalının öldürülüp pişirilmesi “ilk büyük skandal” olarak sunulur. Bu olaydan sonra topluma şu düşünce aşılanır: “Et ettir, nereden geldiği önemli değildir.” Böylece ahlaki sınır tamamen silinir. Marcos’un özel hayatı da bu çürümenin bir yansımasıdır. Karısı Cecilia, bebeklerini kaybettikten sonra kırılmıştır; Marcos onun artık asla iyileşmeyeceğini bilir. Acıya alışılır ama “çocuğunun ölümüne asla.” Bu kayıp, Marcos’un iç dünyasında
Leziz KadavralarAgustina Bazterrica · Çınar Yayınları · 20202,405 okunma
Reklam
7/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2025 63. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 15 Ekim 2025 14:57
“Hayat seni senden uzaklaştırabilir.Sana ait olmayan rolleri oynarsın, başkalarının seni görmek istediği gibi davranırsın. Ve bir bakmışsın,kendini yavaş yavaş unutmuşsun” Herkese merhaba.Harika bir kitabın dana sonuna geldim.Sevgili yazarımız mnplsyn ile de tanışma kitabım oldu.İyi ki oldu.. Bana hayat nedir?diye sorsalar herhalde sınanmalarla geçen,inişli çıkışlı,kavga dövüş bir süreç derdim.Hayat bazen yorar,ne yapacağımızı bilemez hale getirir,çoğu zaman farkında olmadan..Bu kitap ‘farket’diyor. ‘Kırılabilirsin,yorulabilirsin, ağılabilirsin’ belki de;ama ‘kırıldım’de,bunu fark et diyor.Çünkü değişim fark etmekle başlar! Bu kitap iyileşmenin sürecini bizlere hatırlatıyor en kısa ifadeyle..Ve bu sürecin bir anda olamayabileceğini..Adım adım geliyor değişim,iyileşme..Adım adım gösteriyor bize yolu, şaşırmamıza,yolumuzu kaybetmemize izin vermeden. Önce kırgınlıklarını fark et ve fark ettir diyor bize; bunu gizlerken,saklarkenki ağırlıklarını bırak..Sonrasında keşkeleri de bir kenara koy;çünkü onlar ağır bir yüktür, değiştirebileceğin şeylere odaklan.Geçmişi değiştiremiyorsak,elimizde değilse bazı şeyler,ona verdiğin değerin adını değiştir diyor.Nasıl güzel bir öneri değil mi?Sonrasında kendimize dönebildiğimiz anda,dışarıya karşı sınır koyup kimsenin bizi tanımlamasına izin vermeden,kim olduğumuzun kararını bizlerin eline bırakıyor.Affetmenin gücünü,kendini yargılamadan yola devam etmenin güzelliğini,ve küllerinden doğup parlamanın eşsiz halini okuyoruz satır satır.. Yalnız değiliz be!Her bir satırda çoğumuzun benzer süreçlerden geçtiğini fark etmek de ayrı bir hafifilik.Tüm bu farkındalığı nazik,yargısız bir yaklaşımla kazandıran yazar daha ne yapsın?Üstelik sihirli bir değnekle anlık bir değişmeyi de vaat etmiyor.Acele yapılacak bir yolculuktan ziyade,
Kırıldım Ama İyileşiyorumKinsun · Destek Yayınları · 2025192 okunma
9/10
·210 syf.··
2025 4. kitabı
Kitle hareketleri ne kadar yıkıcı ve yok edici olsa da aynı zamanda avantajları da vardır.Milletleri uyandıran ve harekete geçiren etkili bir yoldur. İnsanların uğruna öldükleri ülkülerin aslında bir sanı olduğu gerçeğine katılıyorum. Kitapdaki tabirle '' hüsrana uğramış'' insanların bireysel varoluşlarının yükünden kurtulup kolektif bir bilinçte kendi bilincini uyutması elbetteki onlar için çok cezbedicidir. Bu kitle hareketlerinin doğuşunun ve sürdürülebilmesinin bazı kriterleri vardır. KİTLE HAREKETLERİNİN CAZİBESİ '' Doygunluk hissi olan insanlar bunun iyi bir dünya olduğunu düşünüp onu aynen korumak ,hüsrana uğramış kişilerse bu dünyayı temelden değiştirmek isterler.'' Başarılarımı da başarısızlıklarımı da dış dünyaya bağlama eğilimindeyiz ve hoşnutsuzluklarımız bizi değişim arzusuna götürür. Aynı zamanda bu değişim hamlelerime girişenler kendinde bu güce sahip olduklarını hissedenlerdir.( İmtiyazlı kişiler kadar yoksul tutucular da bu kişilere dahil değil.) Geleceğe duyulan inanç da aynı şekilde önemlidir. Tecrübe bir dezanatajdır. Bir kitle hareketi insanları kendine çekmek ve kendini sürdürebilir kılması için kişisel gelişimi değil insanların kişiliklerinden kurtulma arzusunu teşvik etmesi gerekir. Bir insan kendi gücüne ne kadar az inanırsa davasının gücüne o kadar çok inanır. İnsan kendi meşguliyetini ne kadar değersiz görüyorsa başkalarının işleriyle o kadar çok ilgilenir.(Dedikodu, fanatizm vs.) İnsanlar bir kitle hareketine katılmaya hazır durumdalarsa eğer, bu herhangi bir kitle hareketi olabilir. Bu hareketlerinin ülkülerinin ve içeriklerinin en az önemli şey olması dikkate değer doğrusu. İNANÇ DEĞİŞTİRMEYE HAZIR KİŞİLER Bir ırkı , ulusu veya herhangi bir grubu onun en kötü üyelerine bakarak değerlendirme eğilimimiz bir noktaya kadar doğrudur. ''Tarih
Kesin İnançlılarEric Hoffer · Olvido Kitap · 20193,720 okunma
Puan vermedi·336 syf.··
2024 75. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 22 Aralık 2024 13:25
İçini dünya ağrısı dolduranların mutlu olması mümkün mü? Ya dünya ağrısı ile dolmayanlar. Onlar nasıl yaşıyor bu hayatı. Acı ve ağrı dolu, ah dedirten, bazen öfkeden küplere bindirten, hadi bir hareket lütfen dedirten bir kitap oldu benim için. Hiç bir şey yapmadan yaşamak bile bir isyandı, bir başkaldırıydı hayata. Ailelerin kendi düzeni ve devamını istemeleri bazen çocukları mahvediyor. Bencillik mi bu, benim hayatımı devam ettir bence elbette bencillik. Mürşit de kaybolmuş bir insan, araya sıkışmış, dünya ağrısını iliklerine kadar yaşayan. Madenci var bir tek anlayan onu. Onunla benzeşen yaralarından ötürü. Ayfer Tunç benim çok sevdiklerimden. Her kitabı ayrı lezzet. Severek okudum ben. Okumak isteyen herkese de keyifli okumalar.
Dünya AğrısıAyfer Tunç · Can Yayınları · 20216bin okunma
6/10
·256 syf.··
2024 93. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 18 Aralık 2024 10:54
Aşkın İlk Kıvılcım’ı kitabının yorumu ile geldim.Çok büyük bir bekletim olmasa da daha çok severim diye düşünmüştüm.Ama çok çok ortalama kaldı. Konusu,CeCe’nin yaşadığını apartmanda bir gece yangın çıkıyor.Gabe de itfaiye görevlisi.Onu kurtarırken aralarında bir tartışma geçiyor.Kavgalı bir şekilde ayrılsalar da birbirlerinden etkileniyorlar.Bundan iki hafta sonra CeCe çalışanının doğum gününe gidiyor ve partide karşılaşıyorlar.Sonra malum ateşle barut zaten o gece ve sonrasında yaşadıklarını okuyoruz. Kitap bana biraz yüzeysel geldi.Yani tamam birbirlerinden etkilendiler ama hemen o parti gecesi birlikte oldular.Tamamen tenseldi çünkü birbirleri hakkında düşünceleri kötüydü.Sonra tabi iyi bir seks ardından ilişki kısmı oldu.O kısımlar fena değildi.Gabe’in ailesi falan da hoştu.O kısımları sevdim.Sonlarına doğru kitapta yazar saçma bir dram yazmış.Hadi yazdın madem güzel bir şekilde devam ettir de telafisi hoş olsun.O da olmadı hemen hatasını anladı sevdiğini söyledi falan.Benlik değildi,seveni olabilir ama ben beğenmedim.
Aşkın İlk KıvılcımıK.C. Lynn · Pukka Yayınları · 2024488 okunma
Reklam
Reklam