Sessizce Kök Salan Çabalar
Her zamanki yerimdeyim… Sandalyemde, çınar ağacına bakan penceremin önünde dışarıyı izliyorum. Rüzgâr yaprakların arasından geçerken, içimde de aynı dağınıklık dolaşıyor; sanki her şey yerli yerinde ama ben biraz eksilmişim gibi. Elimde Kur’an-ı Kerim tefsiri var, sayfaları ağır ağır çeviriyorum. Aslında okumaktan çok arıyorum… Beni anlayacak bir cümleyi, içimdeki ağırlığa dokunacak bir hakikati. Ve gözüm Necm Suresi’ne takılıyor. Duruyorum; içimde bir şey “burada kal” diyor sanki. Sonra o ayetler karşıma çıkıyor: “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır…” (39)ve “Onun çabası yakında görülecektir.” (40)Bir an nefesim yavaşlıyor; sanki bu ayetler sadece okunmak için değil, hissedilmek için inmiş. Gözlerimi kapatıyorum ve geçmişten sahneler birer birer beliriyor: uykusuz geceler, içime attığım kırgınlıklar, kimseye anlatmadan taşıdığım yükler, “güçlüyüm” deyip sustuğum anlar… ve en çok da çabalayıp karşılığını göremediğimi düşündüğüm o zamanlar. İçimden bir ses yükseliyor: “Gerçekten boşa mıydı hepsi?” Sonra ayet yeniden yankılanıyor içimde: “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır…” O an anlıyorum; ben sonucu göremediğim için emeğimi yok saymışım, oysa görülmemesi değersiz olduğu anlamına gelmiyormuş. Ve devamı: “Onun çabası yakında görülecektir.” “Yakında…” Bu kelime kalbime dokunuyor; sabırsızlığımı fark ediyorum, her şeyin hemen olmasını isteyen yanımı, beklemeyi bilmeyen ve sürece güvenmekte zorlanan halimi… Pencereden tekrar dışarı bakıyorum; çınar ağacı orada, kökleri derinde, dalları gökyüzüne uzanıyor. O da bir günde büyümedi ki… Rüzgârla, yağmurla, zamanla… Belki ben de öyleyim diyorum, belki benim çabam da sessizce kök salıyor. İçimde bir yumuşama oluyor; uzun zamandır ilk kez kendime bu kadar şefkatle bakıyorum. “Yoruldun” diyorum kendime, “ama
Nietzsche ‘Beni öldürmeyen şey güçlendirir’ demiş ;bu söz çoğu zaman hayatta kalmanın insana direnç kazandırdığını anlatır. Ama bazı deneyimler vardır ki insanı güçlendirmekten çok yavaş yavaş aşındırır; taşıdıkça ağırlaşır, alıştıkça içten içe tüketir. Belki de bu yüzden bu kez aynı cümlenin devamı bende artık farklı bir yere çıkıyor: Beni öldürmeyen şey her zaman güçlendirmiyor diye bazen sadece daha fazla dayanamayacağımız bir yüke dönüşüyor. Ve belki de asıl mesele, neyin güç verdiği değil; neyin artık gücün ötesine geçtiğini fark edebilmekte
Duygu ve Düşünce
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
*YÛSÜF ALEYHİSSELAM-1* Kenan ilinde, Hazret-i Yûsüf ile kardeşi Bünyamin öksüz kalınca, babaları Hazret-i Yâkup aleyhisselâm, onlarla daha çok ilgilendi. Diğer kardeşleri, onları kıskanmaya başladı. Kardeşleri; "Ya Yûsüf'u öldürürüz veya onu çok uzak bir yere bırakırız." diye düşündüler. Hazret-i Yûsüf'u koyun gütmeye yanlarında götürmek için, babalarından izin istediler. Babalarından izin alıp gittiler. Hazret-i Yûsüf'u kuyuya attılar. Gömleğini, kana bulayıp getirdiler. Eve yaklaşırken, yalancıktan ağlamaya başladılar. Hazret-i Yakup, bunları işitip; "Ne oldu, Yûsüf nerede?" dedi. Onlar da kanlı gömleği gösterip; "Yarış edecektik, Yûsüf'u da elbiselerimizin yanına bırakmıştık. Onu kurt yemiş." dediler. Hazret-i Yakup, oğlunun kanlı gömleğini yüzüne gözüne sürdü. Gömlekte hiç yırtık olmadığını görünce, onu kurdun yemediğini anlamıştı. - devamı var - *Türkiye Takvimi* turktakvim.com *Huzur Pınarı* huzurpinari.com
Alıntı
Külün Sadâkati
KÜLÜN SADAKATİ İnsan ilişkilerinde en derin kırılmalar, çoğu zaman büyük olaylarla değil; anlamın sessizce yer değiştirmesiyle başlar. Sevgi, bir zamanlar emekle büyüyen, sabırla derinleşen bir hâl iken; giderek gelip geçen bir hisse indirgenir. Hâl süreklilik ister, his ise var olduğu sürece geçerlidir. Bu dönüşüm, ilişkilerde görünmeyen bir asimetri üretir. Taraflardan biri bağı taşır, eksildikçe tamamlar, daraldıkça genişletir. Diğeri ise aynı bağı, içindeki duygunun devamı kadar sahiplenir. Duygu çekildiğinde, bağ da sessizce geri çekilir. Böylece ilişki kopmaz; fakat aynı kalmaz. Aynı çatı altında, farklı hakikatler yaşanmaya başlar. Bu noktada en hayati eksiklik, çoğu zaman sevginin kendisi değil; onun dili olan dinlemenin yokluğudur. İnsan, anlaşılmakla ferahlar, yargılanmakla içine kapanır. Sevgiyle dinlenmek, yalnızca sözleri işitmek değildir. Bilakis, bir insanın acısını savunmak zorunda kalmadan anlatabilmesine alan açmaktır. Dinlemenin yerini yargı aldığında, konuşma da hakikatini kaybeder. Söylenenler savunmaya dönüşür, duyulanlar anlamını yitirir. Ve orada, aynı cümlelerin içinde iki ayrı yalnızlık doğar. İncinen yerden dinlenmeyen duygu kaybolmaz, sadece içeri çekilir. Zamanla söz olmaktan çıkar, sessiz bir ağıda dönüşür. Bu ağıt, dışarıya değil, insanın kendi içine söylenir. Ve en derin yorgunluklar, çoğu zaman buradan doğar: anlatamamış olmaktan değil, anlaşılmamış olmaktan. Modern insanın ilişkilerde yaşadığı temel gerilim de burada düğümlenir. Bir yanda süreklilik ve emek, diğer yanda his ve tatmin… Bu iki zaman çoğu kez birbirine değmeden akar. İlişki sürer, fakat taşıdığı anlam incelir, yer yer boşluğa dönüşür. Neticede ortaya çıkan şey açık bir kopuş değil, daha zor fark edilen bir çözülüştür. İnsanlar aynı ilişki içinde kalır kalmasına da,
Tartışmaları doğruyu söyleyerek kazanamazsınız...
Çoğumuz insanları doğrulara ikna etmenin en iyi yolunun onlara doğru bilgi vermekten geçtiğini düşünürüz; fakat gerçekte bu pek de işe yaramaz. Buna her zaman şahit oluruz, öyle değil mi? Elimizde iklim değişikliğinin insan kaynaklı bir sorun olduğunu gösteren yığınla bilimsel veri ve bilgi bulunmasına rağmen toplumun çok büyük bir kesimi buna hâlâ itibar etmiyor. İnsanlar rakamsal veriler oldukça açık olmasına rağmen bir mitinge kaç kişinin katıldığı gibi konularda birbirleriyle bir türlü anlaşamıyor. Devamı buradan okunur: felsefe.gen.tr/tartismalari-ka...