Sosyal medyada sıkça karşınıza çıkmıştır: "Nuh Tufanı zaten Gılgamış Destanı’nda vardı", "Hz. Adem kıssası Sümer metinlerinde de geçiyor, demek ki dinler Sümerlerden kopyalanmış!" Bu iddiayı ortaya atanlar, aslında farkında olmadan İslam’ın en temel iddialarından birini desteklediklerini görmezden geliyorlar.
Neden mi? Gelin, birlikte inceleyelim.
1. "Her Kavme Bir Uyarıcı Gönderdik" Hakikati
Kur’an-ı Kerim, İslam’ın sonradan uydurulmuş yeni bir din olmadığını, aksine insanlık tarihinin başlangıcından beri süregelen tek bir dinin (Tevhid) devamı olduğunu söyler:
"Andolsun ki biz, her ümmete, 'Allah’a kulluk edin ve tağuttan sakının' diyen bir peygamber gönderdik." (Nahl Suresi, 36)
Bu ayet bize şunu söyler: Mezopotamya’da, Mısır’da, Hindistan’da veya Amerika kıtasında yaşamış her toplum, İlahi bir mesajla tanıştı. Eğer Sümer tabletlerinde tevhid inancına, ahirete, mizan terazisine veya peygamber kıssalarına dair izler buluyorsak; bu, İslam’ın oradan kopyalandığını değil, bir zamanlar Sümer halkına da hakikati anlatan bir peygamberin gönderildiğini ispatlar.
2. Ortak Hafıza: Tufan ve Yaratılış
Sümerlerin "Ziusudra"sı, Babillerin "Utnapiştim"i ve Kur’an’ın "Hz. Nuh"u... Hikayelerdeki benzerlikler tesadüf değildir. İnsanlık tarihini derinden sarsan bir olay (Büyük Tufan), o bölgede yaşayan tüm halkların hafızasında yer etmiştir.
Seküler Bakış: "Sümerler uydurdu, Semavi dinler onlardan aldı."
İlahi Bakış: "Olay gerçektir, Allah tarafından vahyedilmiştir. Sümerler bu gerçek olayı zamanla mitolojiye karıştırıp efsaneleştirmiş, Kur’an ise olayın aslındaki tevhid eksenini (saflaştırılmış halini) bize bildirmiştir."
3. Zamanla Bozulma (Deformasyon) Süreci
Tarih boyunca dinler hep aynı döngüyü izlemiştir: Allah bir peygamber gönderir -> Toplum bir süre doğru yolda gider ->