Kur’ân-ı Kerîm’de Kehf Sûresi’nin 83 ilâ 98. âyet-i kerîmeleri, Zülkarneyn aleyhisselâm hakkında olup onun set inşası anlatılmaktadır ki şöyle tefsir edilmiştir:
Zülkarneyn aleyhisselâm, iki set (dağ) arasına vardığında bir kavim buldu ki bunlar, hemen söz anlayacak gibi değildiler. Dilleri garip, ifadeleri kâsırdı. Zülkarneyn aleyhisselâm’a her şeyden bir sebep verilmemiş olsaydı, bunlara söz anlatamayacak, onlar da dertlerini anlatamayacak idiler. Maamâfih bunlar, şimdi anlaşılacağı üzere ehlini bulunca kuvvet teşkil edebilecek, işe yarayacak bir kavim idi. Kur’ân-ı Kerîm, bunun hangi kavim olduğunu tasrih etmemiştir.
O kavim dedi ki: “Ey Zülkarneyn! Haberin olsun, aslı ve nesebi belirsiz, din ve millet tanımaz Yecüc ile Mecüc, bu arzda fesad yapıp duruyorlar. Yani bu arzı berbat ediyorlar, önlerine geleni tahrip eyliyorlar, bırakılırlarsa bütün yeryüzünü ifsat edecekler. Onun için onlarla bizim aramıza bir set yapman şartı ile sana bir bedel versek olur mu?
Zülkarneyn aleyhisselâm dedi ki: Rabb’imin bana verdiği kudret, çok hayırlıdır. Yani bedel vermenize ihtiyacım yoktur. Allâhü Teâlâ tarafından bulunduğum makam, mâlî kuvvetim vesair sebepler itibarıyla hâlim, sizin tasavvur ettiğinizden daha yüksektir. Ben, sizin öyle mâlî ücretinize tenezzül etmeksizin istediğinizden daha iyisini bağış olarak yapabilecek bir güç ve kuvvet içindeyim. Haydin, siz, mâlî masrafa karışmayınız da adamla, amele, sanatkâr, âlet ve edevat tedarikinde emrime âmâde olarak fiilen yardım ediniz. Ben, onlarla sizin aranıza, setten daha muhkem, daha büyük bir şey yapayım.
Bana, demir kütleleri getirin, dedi. Getirdiler, tam iki ucu denkleştirdiği vakit, körükleyin (üfleyerek ateşi canlandırın), dedi. O demirleri, ateş gibi hararetli hâle getirdiği vakit, şimdi getirin bana, üzerine erimiş