Kimliğin Arkasında - Melike Sayğan
“Tenime teğet geçen yağmur damlaları ile gözlerimi açtım. Ayaklarım hâlâ boşluktaydı. Saat kaçtı? Gök çoktan kararmıştı ve güneşin yerini çoktan elektrik almıştı. Sabah güneşi ile takındığımız maskeleri artık çıkarmaya iznimiz var mıydı? Yanaklarım ıslaktı ama ağlıyor muydum, yoksa suçlu bu yağmur damlaları mıydı? Şehir bu yükseklikten daha bi’ metalik geliyordu gözüme. Nefesim daraldı. Neden gelmiştim ki buraya?” Devamı için: calameo.com/read/007742061d... Sayı 09 “Maske” seni bekliyor! 🎭🗽
Binnur Şafak Nigiz Gül Kuyusu 1 kitap güzel ama devamı yok üniversiteye hazırlanan gülçehrenin babası doktor annesi hemşiredir.. Babası da kendisi gibi doktor olması için baskı kurar ve içine kapanık dünyası manga roman olur… Serinin olmaması üzücü..
1000Kitap
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
sadece ben
İnsan yaş aldıkça olgunlaşır derler. Aslında bu yanlış bir tabir. İnsan öğrendikçe olgunlaşır demeleri gerekirdi bana kalırsa. O kadar farklı olgunlaşma türleri vardır ki bunun hakkında kitap yazılabilir. Yirmi, altı yedi yaşındaki halimi az çok hatırlıyorum ve o zamanlar bile tanrıyı düşündüğümü fark ediyorum. Sanki tanrı her şeyi benim gözümden görüyormuş gibi geliyordu. Hâlâ da öyle ve bu hissin ne anlama geldiğini bilmiyorum. Tanrının benimle ne kastediyo onu da bilmiyorum. Belki de şu an bu anda yine fazlaca düşünüyorum ve tanrı bir yerde dur diyor bana. Algılamak, metafizik ötesini hissetmek neredeyse imkansız. Ama biliyor musunuz pişmanlık duymuyorum hayatımdan. Her istediğimi gerçekleştiremediğimi seziyorum ancak farkındayım ki insanlar farklı yollardan gitmek için yaratılmıştır. Kader beni bir köy hayatında yaşamaya sevk etmiştir. İstese İstanbul'un en semt mekanında en eğitimli ailesinde de doğabilirdim. Ama böyle olur muydum, hayır. Farklı hayatlar istemek yine aynı sen olacağın anlamına gelmiyor. İnsan farkındadır böyle olsaydı nasıl olurdu düşünür. Bir çok kez düşündüm ve tam bir piç olarak çıkardım diyorum kendime farklı bir kaderde doğsaydım. Fazla abarttığımı düşünebilirsiniz ama gerçekten böyle olurdu. Belki mizacımı kaybetmezdim ama daha acımasız olurdum. İnsanları gerçekten umursamıyor olurdum. Hâlâ daha umursanmaması gerektiğini düşünüyorum ancak bir tarafım onları o kadar umursuyor ki onları anla diyor. Daha da çok şey denebilir tabi bu konu hakkında. Tanrı, kader, ölüm, acı, yalnızlık. Hepsi, hepsinin bir parçasıyım ben. Yine uzattım. Bazen çok gereksiz kelime kullanabiliyorum, aslında şu an kendi kendime konuştum. Bir gün umarım deli hastanesine yatırmazlar beni. Buraya şunu da bırakıyorum ngl.link/gereksizyazar. Yine birileri tuhaf
Birgün uyandım ve kendime dedim ki bende bir ev sahibi olmalıyım, gel zaman git zaman çok aradım ettim baktım sordum soruşturdum güvenilir mi diye sonra bir gün şans eseri karşıma yol kenarında metruk eski yıkık kırık dökük bir binaya denk geldim. Sordum soruşturdum nedir ne değildir diye, öğrendim ki o evin kimsesi yokmuş evet dedim bu ev benim olmalı. Ben yeniden inşa etmeliyim yeniden hiç yıkılmamış gibi ayağa kalk sın istedim evi aldım başladım tadilata tabiki kolay bir iş değildi sonuçta yıkık dökük bir evi inşa ediyordum baştan özenle sıvadım alçıladım boyadım seçtim ki hiçbir şey hiçbir ev ondan daha güzel ve görkemli gözükmesin diye güzelce boyadım ben boyadıkça o yıkık dökük eski ev anlam kazanmaya başladı. Başladıkça ben daha çok üstüne gittim daha çok emek sarf ettim. İçinizde bir güzel kendi emeğimle kazandığım parayla dayadım döşedim o ev artık benim vazgeçemeyeceğim tek yer haline geldi o sicak evden sokağa çıkmak bile istemedim ben içimde kahkaha attıkça o kendimi huzurlu ve daha anlamı hissetsin diye şarkılar açtım söyledim birgün dışarıya çıktım işlerim vardi hemen geleceğim diye temkin verdim evime kendini asla yalnız hissetmesin diye dışarıya adım attığımda baktım gitmeden hemen önce evet dedim benim evim başta dediğim gibi herkesin evinden daha görkemli bir hal aldı evet emeklerim buna değmişti gururla evimin karşısından ayrıldım geri döndüğümde evime doğru yürüdüm çok sürmedi evime girdim girdiğinde her zaman ki hissettiğim o sıcaklık yoktu bir soğukluk Vard hemen Sobay yaktim Isinsin diye ama o sobada sondi evin soğukluğundan gel zaman glit zaman çok çaba harcadım evim isınsın diye ama o evim asla ısınmadı meğerse evim zaten benden çoktan uzaklaşmıştı. Benim' hikayemin devamı kursakta, öyle işte...🙂🙃
Havluyla yüzünü kuruladığında aynaya baktı birkaç saniyeliğine. Koyu kumral saçları yüzüne düşerken yeşile çalan kahve gözlerine baktı. Çenesini kaplayan sakalına dokundu. Babasına benzediğini düşündü. Elindeki havluyu yerine asarken derin bir nefes aldı. “Onun gibi değilsin!” dedi içindeki ses. “Ona benzesen de onun gibi değilsin!” ********************* Yeşil Hançer adlı hikayemden bir paragraf... Devamı profilimde hikayeler kısmında #Fantastik #Hikaye #YeşilHançer
YARATILMIŞLARIN TEKÂMÜLÜ...
Selim Gürselgil’in Yaratılmışların Tekamülü İsimli Eserinin İnceleme-Çalışması... İki eser arasındaki ilk ve en derin ayrım, bilime yaklaşımlarında ortaya çıkar. Shoaib Ahmed Malik, modern bilimin otoritesini ve yöntemini (Metodolojik Doğalcılık) veri olarak kabul eden bir "uzlaşma" stratejisi izler. Malik’e göre, evrim teorisinin ateizm veya materyalizm gibi ideolojilerle özdeşleştirilmesi, teorinin bilimsel değerinin anlaşılmasını engellemektedir. Malik, bilimin doğa olaylarını açıklarken fevkalâde güçlere atıf yapmamasının (Metodolojik Natüralizm), Allah’ın varlığını reddetmek (Felsefi Natüralizm) anlamına gelmediğini savunur. Onun amacı, bilimin verilerinin Eş’ari kelâmının sağladığı metafizik şemsiye altında nasıl "teolojik olarak zararsız" hâle getirilebileceğini göstermektir. Buna karşılık Selim Gürselgil, bilimin verilerini olduğu gibi kabul edip ona dini bir kılıf uydurmayı (uzlaşmacılığı) reddeder. Gürselgil’e göre mesele, bilimin bulgularını tevil etmek değil, bilimin "hayat"ı algılama biçimini kökten sorgulamaktır. O, epistemolojik temelini Batı bilimi üzerine değil, İslam tasavvufunun "tekâmül" anlayışı ve Salih Mirzabeyoğlu’nun "İbda Diyalektiği" üzerine kurar. Gürselgil için evrim teorisi, İslam’da mevcut olan "tekâmül" hakikatinin Batı’da bozulmuş, ruhundan arındırılmış ve mekanikleştirilmiş bir karikatürüdür. Her iki yazar da determinizmi reddederken "mümkünlük" (contingency/imkân) kavramına başvurur, ancak bu kavramı kullanım biçimleri farklıdır. Malik, Eş’ari kelâmının "Vesilecilik" (Occasionalism) ilkesini kullanarak, doğadaki sebep-sonuç ilişkilerinin zorunlu olmadığını, her ânın Allah tarafından yaratıldığını belirtir. Ancak Malik, bu ilkeyi Darwinci mekanizmaları (rastgele mutasyonlar ve tabiî ayıklanma) meşrulaştırmak için kullanır. Ona göre, dışarıdan mekanik veya
İnceleme & Yorum