7/10
·651 syf.··
2026 25. kitabı
·
34 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 15:45
Devlet Ana Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemini konu alan, tarihî olayları ve toplumsal yapıyı merkeze alan önemli bir romandır. Eserde yalnızca savaşlar ve siyasi gelişmeler değil, insanların dayanışması, adalet anlayışı ve devletin kuruluş felsefesi de işlenir. Romanı okurken en çok dikkat çeken noktalardan biri, yazarın tarihi kuru bilgiler halinde vermek yerine canlı karakterler ve olaylar üzerinden anlatmasıdır. Özellikle Devlet Ana karakteri, toplumun bir arada kalmasını sağlayan değerleri temsil eder. Sonuç olarak Devlet Ana sadece bir tarih romanı değil; insan doğası, toplumsal düzen ve devlet anlayışı üzerine düşündüren güçlü bir eserdir. Tarihî romanlardan hoşlananların mutlaka okuması gereken kitaplardan biridir.
Devlet AnaKemal Tahir · Ketebe Yayınları · 20268,9bin okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2026 12. kitabı
Mahmut Yesari,Ömer Seyfettin’in hikâyeleri için şöyle söyler:“Ondan evvel küçük hikâye tatsız, yavan bir şeydi.Edebiyat -ı Cedidecilerin küçük hikâyeleri lisan itibarıyla cıvık,kozmopolit, mevzu noktainazardan da daha toy,çocukçaydı.” Ömer Seyfettin’den birçok öykü okudum.Bu kitabındaki öyküleri ağırlıklı olarak “milli değerlerin halka yansıtılması,hatırlatılması ve bu hatırlatmanın neden yapıldığı” temelinde incelemeye çalışacağım.Yazarın tarihi konu edinen öyküleri zaten kitabın içeriğini oluşturur; dolayısıyla “Yeni Lisan”dan,cocukluk temasından,tebessüm ettiren Ömer Seyfettin’den pek bahsetmeyeceğim. Ömer Seyfettin,Balkanlar’ın acısını yaşamış ve Osmanlı’nın adım adım,an be an yıkılışını gözlemlemiş,hissetmiş ve bunun üzerine fedakârlıkla ilgili ve insanların cesaretini taze tutmak için milli değerlerin topluma güç olması adına konusunu tarihten alan hikâyeler yazmıştır. Milli değerleri ve vatan sevgisini üst seviyeye çıkarma hedefi olan bu öykülerde,geçmişin destansı kahramanlıkları yer alır.Bu kitaptaki bazı hikayeler kurgusunu ve konusunu destanlardan da almıştır. Başını Vermeyen Şehit hikayesi, Peçevi Tarihi’nde yer alan destanın unsurlarından yararlanmıştır.Bu hikâyelerin kahramanları,yazarın kurgusuyla birleşince ideal,vatan sevgisi barındıran,örnek alınacak kişilere dönüşür.Türk halkının kendine olan güvenini,motivasyonunu yerine getirme amacı bulunan bu hikâyelere,anlatıcısı her açıdan örnek sayılacak özelliklere sahip Ferman hikâyesi örnek verilebilir. Kahramanlık,Ömer Seyfettin’in tarih konulu hikâyelerinde en çok işlenen temadır.Bu doğrultuda yazılan hikâyesinde de babası haksız yere idam edilmiş Tosun Bey,cesareti ve hızlı yapısıyla kahramandır. Aynı zamanda devletin kendisi için aldığı karara da boynu kıldan incedir;onu büyüten baba yadigarının “
Seçme Hikayeler 1Ömer Seyfettin · Bilge Kültür Sanat · 2014432 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
TARİHSEL SOSYOLOJİ VE SİYASAL TEOLOJİ BAĞLAMINDA DİNÎ SÖYLEM
Puan vermedi
TARİHSEL SOSYOLOJİ VE SİYASAL TEOLOJİ BAĞLAMINDA DİNÎ SÖYLEMİN MEŞRUİYET ÜRETİMİ: ANTİK İMPARATORLUKLARDAN POST-SEKÜLER TÜRKİYE’YE BİR İKTİDAR ANALİZİ Din olgusu, insanlık tarihinin yalnızca metafizik ve aşkınlık eksenli bir fenomeni olarak değil; aynı zamanda siyasal egemenlik ilişkilerinin, ekonomik tahakküm biçimlerinin ve ideolojik hegemonya mekanizmalarının kurucu bileşenlerinden biri olarak değerlendirilmelidir. Tarihsel süreç içerisinde din, bireyin kutsalla kurduğu ontolojik ilişkinin ötesine taşınarak, devlet aygıtlarının meşruiyet üretiminde işlevsel bir aparat hâline dönüşmüştür. Bu bağlamda din, kimi zaman egemenliğin sembolik sermayesi, kimi zaman tahakkümün retorik zemini, kimi zaman ise ekonomik yeniden dağıtım ilişkilerinin kutsal referanslarla rasyonalize edilmesini sağlayan bir hegemonik diskur olarak tezahür etmiştir. Özellikle siyasal teoloji literatürünün işaret ettiği üzere, egemenlik ile kutsallık arasındaki ilişki tarihsel olarak birbirinden ayrıştırılamaz bir mahiyet taşımaktadır. Carl Schmitt’in “modern devlet kuramının bütün önemli kavramları dünyevileştirilmiş teolojik kavramlardır” önermesi, bu dönüşümün teorik çerçevesini sunmaktadır. Devlet, kutsalın dünyevî temsilcisi olarak kendisini aşkın bir otorite düzlemine yerleştirirken; din de siyasal iktidarın toplumsal rızayı üretme kapasitesini artıran bir ideolojik üstyapı unsuruna dönüşmektedir. Antik Yakın Doğu uygarlıklarında dinî söylem, modern dönemdeki ideolojik manipülasyon biçimlerinden farklı olarak daha çıplak bir iktidar pratiğinin metafizik çerçevesini oluşturuyordu. Yeni Asur İmparatorluğu , Ahameniş imparatorluğu ve Eski Mısır siyasal organizasyonlarında fetihlerin temel motivasyonu ekonomik artı-değerin denetimi, verimli tarım havzalarının kontrolü ve ticaret arterlerinin
Carl SchmittReinhard Mehring · Polity · 20131 okunma
Puan vermedi·480 syf.··
2026 7. kitabı
Askerlik vazifemi ifa ederken okumaya başladığım 6. kitap olduğunu belirterek inceleme yazıma başlamak istiyorum. Eser için genel bir değerlendirme yapacak olursam şunları söyleyebilirim: Kitabın giriş ve gelişme bölümü muazzam bir şekilde oluşturulmuş, karakterler tam oturmuş, olaylar ise yerli yerinde ilerliyor. Lakin sonuç bölümü acayip bir şekilde yavan kalmış diyebilirim. Yazarın neden böyle bir son yaptığı konusunda hiçbir fikrim yok maalesef. Desem ki karakter değişimi konusunu önemsemiş onunla alakalı bir durumda göremedim. Neyse eser konu olarak Mevlana-Şems ilişkisine dayanıyor. Bu konu hakkında çok çeşitli rivayetler de var (eşcinsellik vs.). Ama eserde böyle bir atıfta bulunulmamış. Genelde ikisi arasındaki dostluk üzerinden Allah'a olan aşk incelenmiş ve irdelenmiş. Bütün bunlar dışında yan karakterlerin hemen hemen hepsini başarılı buldum. Olayın akışı içerisinde ana kahraman moduna girip çıkabiliyorlar. Bunların yanı sıra eser o dönem Anadolu Selçuklu Devleti'nin içerisinde bulunduğu durumu da bizlere anlatıyor. (En güçlü dönemin aslında en zayıf anındır "sosyal çöküş, toplumsal yozlaşma, idari rehavet vs."). Bunun sonucunda devletin dahili ve harici düşmanları tarafından yıkılması durumuna da değinilmiş. Asıl düşmanın dışarıda değil de içeride olduğu da vurgulanmıştır. Bu da çok doğru bir vurgulamadır. Bir de din adamları üzerine eleştiriler yapılmıştır ki bunlar günümüz için bile geçerlidir. Mevlana ¿gönül dostu? iken Faluliddin tam bir din simsarıdır. Gerçi Mevlanaya da simsar diyen bir kesim var ama neyse (saçmalık.) ;). Günümüzde bile hala bazı insanlar; dini değerleri kullanarak kolay yoldan köşeyi dönüyorlar amma velakin bizim toplumumuz bu durumun farkında bile değil. :( İnsanımız akıl nimetini kullanmıyor, kullanamıyor veyahut kullanmak
GelFatma Polat · Callisto Kitap · 201133 okunma
9/10
·50 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2026 23:53
Mecburiyet, Stefan Zweig’ın insan psikolojisini derinlemesine ele aldığı kısa ama etkileyici bir eseridir. Kitap, özellikle bireyin iç dünyası ile dış dünyanın dayattığı sorumluluklar arasındaki çatışmayı merkezine alır. Eserde baş karakter, savaşın gölgesinde “mecburiyet” kavramıyla yüzleşir. Kendi ahlaki değerleri, vicdanı ve korkuları arasında sıkışırken; toplumun ve devletin yüklediği görevler karşısında özgür iradesini sorgular. Zweig burada, insanın gerçekten ne kadar özgür olduğunu ve zorunlulukların bireyi nasıl şekillendirdiğini oldukça çarpıcı bir şekilde işler. Anlatım dili sade ama yoğun bir psikolojik derinlik taşır. Özellikle karakterin iç çatışmaları, okuyucunun empati kurmasını sağlar. Yazar, savaşın sadece fiziksel değil, ruhsal yıkımını da gözler önüne serer. Kısaca eser, “mecburiyet” kavramını yalnızca bir görev değil, insanın içsel bir sınavı olarak sunar ve bireyin vicdanı ile dış baskılar arasındaki mücadelesini etkileyici biçimde ortaya koyar.
MecburiyetStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202175,1bin okunma
17. Türk devleti Safeviler (!)
7/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 27 Mart 2026 14:19
Bugünkü İran gibi bir ülkenin tarihte, nasıl oluyor da Safevi hanedanı gibi bir Türk soylu aile tarafından idare edilmiş olduğu insanı şaşırtmıyor değil. Bu kitabı okurken, Türkiye'deki resmi tarih anlatımının ne kadar yanlı ve beyin yıkayıcı bir amaçla yürütüldüğünü daha net anladım. Meğer gerçekler çok farklıymış. Safevi devleti nasıl kuruldu, bu zamanda Avrupalı devletlerle kurulan ilginç ilişkiler; Kurucu Şah İsmail' in Anadoludaki Türkmen/Kızılbaş/Alevilerle bağlantısı ve Osmanlı ile olan ilişkisi; en güçlü hükümdarlarından (Şah Abbas) nasıl kendinden sonra gelecek hanedan üyelerini-kendi tahtının güvenliği için- "evcilleştirdiği" ve bunun ülkesinin yıkılışını hazırladığı; Osmanlı' daki devşirme sisteminin benzeri olan Gulam ile Gürcü, Ermeni, Çerkeslerin devletin işleyişindeki varlıkları; Avrupa'ya giden Safevi elçilerin nasıl din değiştirdiği; Tebaanın, doğrudan Şah ile görüşebilme imkanının olması; Devlet makamlarına gelebilmek için liyakat sistemi uygulandığı (meritokrasi), bunun devletin güçlenmesine nasıl etki ettiği; Safevilerdeki resim (Osmanlı'nın tam karşıtı) ve müzik özgürlüğünün var olması; Molla Sadra gibi alimlerin düşünce ve tasavvufa (metafiziğe) katkısı; Safevilerin bilime, sanata, tıbba, edebiyata karşı tutumları ve katkısı ; Çöküşe doğru, gerici mollaların, devlet idaresini nasıl ele aldıkları ve kurucu değerleri nasıl 'kâfirlik' sınıfına aldıkları; Yıkılış döneminde, diğer bir Türk Oğuz boyu Afşar hanedanının (Nadir Han) nasıl ülkenin başına geçtiği gibi konuları ve daha fazlasını öğreniyorsunuz ki insan bunları öğrenirken, İran ülkesinin Türkler tarafından asırlarca yönetilmesi sebebiyle hayret ve gurur hisleriyle dolmuyor değil. Keşke daha önce bunları öğrenseydim. Daha iyisi olabilir mutlaka ama tarihe ilginiz varsa okunması gereken bir
Sâfeviler Devrinde İranRoger Savory · Bilge Kültür Sanat · 06 okunma