Henry Kissinger, tam anlamıyla statükocu bir denge adamıydı. Onun temel amacı, küresel sistemi sarsacak, ABD ile Sovyetler Birliği'ni nükleer bir çatışmaya sürükleyecek "Büyük bir savaşı engellemek"ti. Kissinger için İsrail’in varlığı ve askeri üstünlüğü, Ortadoğu’da Sovyet nüfuzunu kırmanın ve bölgeyi Amerikan hegemonyasına bağlamanın en kestirme yoluydu. Kissinger, İsrail'in teolojik veya ideolojik anlamda sınırlarını genişletmesinden ziyade; çevresindeki Arap devletlerinin (özellikle Mısır, Suriye, Irak) İsrail karşısında bir zafer kazanmasını önlemeye odaklandı. Çünkü bu devletlerin kazanması, arkalarındaki Sovyetler Birliği'nin Akdeniz ve Ortadoğu'ya kalıcı olarak yerleşmesi anlamına gelecekti. Bölgeyi, yerel dinamikleri ve Kürtleri ezerek tahkim etti ki, nihai güç dengesi bozulmasın ve ABD kontrolü sürsün.
Carter döneminin Ulusal Güvenlik Danışmanı olan Zbigniew Brzezinski, Kissinger’dan tamamen ayrışıyor. Brzezinski, Kissinger gibi Yahudi kökenli değil, Polonya asıllı bir aristokrat aileden geliyordu ve onun bir numaralı takıntısı Sovyetler Birliği’nin (ve daha sonra Rusya'nın) Avrasya'da tamamen çökertilmesiydi. Brzezinski, "Büyük İsrail" ideali veya İsrail'in bölgede fütursuzca genişlemesi yönündeki politikaların, Amerikan çıkarlarına vurulmuş en büyük darbe olduğuna inanıyordu. Brzezinski’nin vizyonuna göre; İsrail’in Filistin topraklarını tamamen yutması ve bölgede agresif bir genişleme siyaseti izlemesi, tüm İslam dünyasını (Arap devletlerini, Türkiye'yi ve İran'ı) kaçınılmaz olarak ABD karşıtı bir blokta birleştirecekti. Bu durum, Rusya ve Çin’in Ortadoğu’ya sızması için bulunmaz bir fırsattı. Brzezinski, anılarında ve sonraki analizlerinde açıkça şunu savunmuştur. ABD, İsrail’in kuyruğuna takılıp Ortadoğu’da (özellikle İran'la) büyük bir savaşa