Bir ay boyunca elimde resmen süründü bu kitap. Neden sevemedim bu kitapta beni ne rahatsız etti emin olamamakla beraber şöyle açıklayayım:
Öncelikle bu kurgu olduğunu iddia eden bir kitap fakat yazarın yaşamı göz önüne alındığında (ki yazarın yaşamını bilmeye gerek dahi yok bas bas bağırıyor beni yazandan bir parçayım diye) kitap birebir adamın yaşadıklarıyla örtüşüyor. Kurgu iddası var kurgu unsurları var ama bir taraftan kurgu olamayacak kadar içten ve gerçek bir anlatım var. Bu kimi okurlar için iyi bir özellik olabilir.
Ama bu kadar çabasız, bu kadar durduk yere mahvedilmiş ve bu denli insanlıktan uzaklaşmış bir yaşamın gerçek olma fikri okurken durmadan beni dürtüp durdu. Bunu bir "gerçek" olarak okumaktan rahatsızlık duydum ben. Örneğin Dosteyevkski'nin Yer Altından Notlar'ını okurken edebi bir haz keyif alırsınız. Orada da insanlığını yitirmiş tıpkı bu kitaptakine benzeyen son derece sevimsiz ve tuhaf bir anakarakter vardır. Fakat bu sizi rahatsız etmez. Aksine okumaktan keyif alırsınız. Orada da muhakkak yazardan parçalar vardır fakat kurgu olduğunu bilirsiniz. Yazar edebiyat sanatıyla gerçek yaşamı ve sancılarını yazıya aktarıp okunur kılmayı başarmıştır ve bize bir şaheser sunmuştur. Evet, bu bir yazı bir metin dersiniz, tatsız bir yaşam öyküsü değil.
Bu kitapta ise tam olarak tatsız bir yaşam öyküsü okuduğumu sanıyorum. Edebiyatla bunu yaşamından bir nebze olsun koparmayı becerebilseydi ve biz bunu hissetseydik şüphesiz başyapıt olurdu.