Feyza

Bunun da bir derdi var, belli. Sorsan "Ne derdin var?" diye, "yok bir şeyim" der. Heee, ben de inandım. Hakikat derdi olan, "yok" der, derdi olmayan dert uydurur zaten.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Herkese karşı öfke doluydum. İçim dipsiz bir kuyu gibiydi. Yıllar boyu bazen bardaktan boşalır gibi, bazen damla damla, bazen ip gibi incecik akarak öfke doldu içime. O öfkeyi hiç-bir yere akıtamadım. Mecburen dışıma sızdı. Dipsiz kuyu bile dolmuştu. Bir yere dökebilsem içimi, rahatlayacaktım.
Benim anlamlı bir hayat yaşadığımı bana kim anlatacak? Eğer etrafımda benim anlamlı bir ha-yat sürdüğümü bana aksettiren insanlar yoksa, bana ayna tutan insanlar yoksa, giderek daha fazla kendim-den bahsetmeye başlarım. Yakınlarda bir hanımefendi bana "İnanamıyorum," dedi, "son günlerde diğer insanlarla bir araya geldiğimde hep kendimden bahsediyorum. Sonra kendime dönüp bakıyor, şaşırıyorum. Niye bu kadar çok kendim-den bahsediyorum diye." Bu çok açık. Bir şeyin yoklu-ğunu hissettiğinizde, ondan çok bahsedersiniz. Bu kişi etrafında kendi varlığını teyit eden kişiler bulamadığı için onlara ısrarla kendisini tanıtma, kendisini gün-deme getirme ihtiyacı duyuyor. Hepimiz hayatta teyit edilme ihtiyacı duyuyoruz ve anlam duygusunun bir kısmını buradan devşiriyoruz.
Bütün dünyada gözlenen bir şey var; ben bunu Türkiye'de de biraz gecikmeli olmakla birlikte, görüyo-rum. Sizler de Türkiye'deki gazete yazarlarına bir bakarsanız, ben vurgusuyla yazan insanların sayısında giderek çoğalma olduğunu göreceksiniz. Yani akşam yediği pırasadan bahseden, yeni tanıştığı erkek arka-daşından bahseden, kendi hayatının bir sürü önem-li önemsiz detayını büyük bir hikmet kırıntısı olarak okurlarıyla paylaşan çok sayıda gazete yazarı türedi Türkiye'de. Yani fikirler yok; yapılıp edilmiş önemsiz gündelik işler var. Bir "ben kültürü"nün yükselişine tanıklık ediyoruz.
Sayfa 247·Kitabı okudu
Çok anlatılır, benim de çok sevdiğim ve anlattığım bir hikâyedir, Afrika'da beyaz adamlarla yürüyüşe çıkan bir kabile reisi bir yerden sonra duruyor, arkasındakileri de durduruyor. "Acele etsene, bak yetişmemizlazım!" diyorlar. "O kadar hızlı yürüdük ki," diyor, "ruhlarımız arkada kaldı."