Devri daim olsun :(
“Dünyanın her tarafında öğretmenler insan topluluğunun en fedakâr ve en saygıdeğer unsurlarıdır.” Mustafa Kemal Atatürk
Çelikten irade
Dokuz sene evvel kaleme almıştım bugün bir hayal olmaktan çıkıp somut bir hakikate tebeddül etmiş durumda. Mazlum coğrafyalarda dökülen her damla kanın vebali, o günlerde güçlü bir savunma sanayiine ve iktisadi istiklale sahip olamayışımızın omuzlarımıza yüklediği ağır bir yüktü. Bazıları bu dertle yanıp kavrulurken imkan bulamadı, bazıları ise elindeki imkanı nefsinin ve rantın süfli emellerine feda etti. Lakin milli bir şahsiyetin en bariz vasfı, başkasının ihmaline takılmadan biz ne yapabiliriz sorusunu her daim diri tutmaktır. Yüz yıldır sıkılan dişler ve sabırla örülen o çelikten irade, bugün dostun güven bulduğu, düşmanın ise uykusunun kaçtığı bir kuvvete inkılap etmiştir. Ordumuzun envanteri güçlenmeden bu topraklara huzurun gelmeyeceği gerçeği, tarihin bize kanla yazdığı en büyük derstir. 1967 yılında kadar bir çıkarma botu dahi üretemeyen ve ancak 1974 de üretip Kıbrıs'a çıkarma yapabilen bir noktadan, bugün siyonist vandallığın ahtapot kollarını kesecek bir teknolojik üstünlüğe erişmek hayret verici bir uyanıştır. Siyonist zulmün ve küresel vesayetin hüküm sürdüğü bu düzende, sabırla beklenen o büyük uyanış vakti artık hamasetten öte, stratejik bir gerçeklik haline gelmiştir. Önümüzdeki on yıl, sadece savunma teknolojilerinde değil, politik manevra kabiliyetinde de zirveye ulaşıldığı ve mazlumun ahının yerde kalmadığı bir hesaplaşma devri olacaktır. Mehmetçiğin gurbet nöbeti, artık sadece sınırların ötesinde değil, ümmetin kalbinde ve adaletin tecelli edeceği her mahalde anlam bulacaktır. Doksan yılın ardından geçen o dokuz senelik azimli yürüyüş, şahsiyetli bir duruşun ve sarsılmaz bir fikri sabitliğin zaferidir. Bizler, nefsinin peşine düşenlerin değil, vatan ve ümmet derdiyle dertlenenlerin kurduğu bu güçlü endüstri ile bölgedeki sömürü çarkına çomak
Duygu ve Düşünce
Reklam
Dolunay Yazıları-7 | Mahurdan Gazel
Gördüm ol meh dûşuna şâl atıp lâhûrdan Gül yanaklar üstüne yaşmak tutunmuş nûrdan Bu beyti ilk duyduğumda kulağıma çok hoş gelmiş ve mutlaka diğer beyitlerini de ezberlemem gerektiğini düşünmüştüm. Sonrasından adının ‘Mahurdan Gazel’ olduğunu defalarca kez görmekle bilecek ve ezberleyecektim. Peki neydi Yahya Kemal’e Paris’te bu mısraları yazdıran? Şairin küçük denilebilecek yaşlarda Paris’e gittiğini burada da muhakkak konuşmuşuzdur. Paris’e giderken her ne kadar Memphis vapuruna binen görevliye Sultan Abdülhamid Han aleyhinde yazılar yazmak istediğini söylese de Paris’te iken kısa sürede Jön Türklerin hareketinin tamamıyla doğru olmadığı kanısına varmış ve onlara yanaşmamıştır. Henüz çocukken sevdiği kadına yazdığı şiirler, milli duyguları içeren mısralarıysa onu Paris’te de yalnız bırakmadı. Mallarmé’nin şiir yazmak isteyen bir öğrencisine Paul Verlaine’in XVIII. yüzyıl Fransızcasıyla kaleme aldığı Fêtes Galantes’ini önermesini işitmesiyle Fêtes Galantes’ten şiirler ezberledi, onlar üzerinde durdu. Burada dikkatimizi vermemiz gereken husus Verlaine’in 1844-1896 yılları arasında yaşarken XVIII. yüzyılın dilini kullanarak şiir yazmasıdır. Yahya Kemal de Verlaine’in şiirlerinden etkilenmiş ve aynı usulü Türk şiirinde göstermek istemiştir. Osmanlı İmparatorluğu ise aynı tarihlerde Lale Devrini yaşamaktadır. Üstelik Osmanlı’daki Lale Devri de Fransa’dan etkilenerek meydana getirilmiştir demek zannımca çok da hatalı olmayacaktır. Zira Paris’e bir anlaşma yapmak maksadıyla gönderilen ve 1721 yılının sonlarına doğru İstanbul’a gelen Yirmisekiz Çelebi Mehmet, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’ya gördüklerini anlatmış ve Sefaratname isimli eserinde de Paris’teki bahçelerden ve saraylardan hayranlıkla bahsetmiştir. Kim bilir belki de Mallarmé’nin de en iyi Fransızca
Hâlâ kendime gelemedim.. Sanki büyük bir kütüphane yanıp kül olmuş gibi.. Hayatımda ilk defa beni tanımayan biri için saatlerce göz yaşı döktüm. Kalbim acıyor.. Devri daim olsun🩶
İlber Hoca
“Bazı insanlar sadece kitap yazmaz, bir nesil yetiştirir.” Tarihi sevdiren, düşünmeyi öğreten bir çınarı kaybettik. Mekânı cennet, devri daim olsun.
Hakikatin İnşası: Fıtrat, Ruh ve İstikamet Hayat, ancak kendi doğruların üzerine inşa edildiğinde %100 senin olur. Bu bütünlüğü sağlayan iki temel sütun vardır: İlki, insanlığın ve İslam’ın değişmez değerlerini kapsayan %50’lik "külli doğrular"dır. İkincisi ise senin şahsiyetini, mizacını ve rengini belirleyen %50’lik "ferdi doğrular"dır. Başkalarından gördüğün bir güzelliği veya doğruyu hayatına dahil ederken dikkat etmen gereken en hassas terazi şudur: Fıtrat. Eğer bir doğru, başkasının arzusuyla sana dikte ediliyorsa o bir yükten ibarettir; ancak senin yaratılış özüne (fıtratına) uygunsa o zaman senin bir parçan olur. Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: > "Öyleyse sen yüzünü hanîf olarak dine, Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata çevir..." (Rûm Suresi, 30) > Akıl Bir Hesap Makinesi, Ruh İse Karar Makamıdır İnsan, hatalardan kurtulmanın yollarını arar; ancak hatanın hata olduğunu sadece akılla bilmek yetmez. Akıl; rızık peşinde koşmak, hesap yapmak ve dünyayı idame ettirmek için bir araçtır. Fakat nihai karar ve irade Ruh’un elindedir. Ruh ne kadar tekâmül eder, ne kadar manevi gıdalarla doyarsa, alınan kararlar o kadar sarsılmaz olur. Başarının kapısı, aklın planladığını ruhun mühürlemesiyle açılır. Kurtuluşun Reçetesi: İkra (Oku) ve Yaz Sana ilk gördüğüm andan beri dediğim gibi: "oku!" Kurtarıcıyı dışarıda arama; gerçek Kurtarıcı rızkımızı zaten önümüze sermiş ve yolumuzu aydınlatmıştır. Rabbimiz şöyle müjdeler: > "Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın..." (Hûd Suresi, 6) > Sahte kurtarıcılar, aslında kendi nefsini bile kurtaramamış acizlerdir. Onlar ancak tefrika, düşmanlık ve vesvese ile iblise alan açarlar. İnsanı felaha ulaştıracak iki kanat vardır: Okumak ve Yazmak. Okumak, dış dünyayı içe (kalbe) taşımaktır; Yazmak ise
Reklam
Reklam