Tavsiye Kitap listesi - 1 Teoloji - Siyer - Felsefe Şinasi Gündüz / Dinler Tarihi Mevdudi / İslam'a Giriş - Dört Terim Mevdudi / Gelin Müslüman Olalım Ahmed Kalkan / Tevhid bilinciyle Canlanmak Şükrü Hüseyinoğlu /İbadet ve Bilinç Caner Taslaman / Bıg Bang ve Tanrı Caner Taslaman /Allah'ın Varlığının 12 Delili Fuad Akdemir / Dinin kaynağı Sorunu Roger Garaudy / İslam Dünyasının Yükseliş ve Çöküşleri Atasoy Müftüoğlu / Zamanın Sınavından Geçmek Atasoy Müftüoğlu /Sahte Mutlakların Hükümranlığı Bülent Şahin Erdeğer / Rivayet mi Hadis mi Sünnet mi (Yüzlerce Yıllık Kavram Kargaşası) R. W. David Beck Tanrı Var Mı? çev. Musa Yanık
Devinim..
birgün sessizce geçerse eğer bir tren gözlerinin önünden düşün ki, bir çığlıktır o. kırmızı bir öfkedir bir cumartesinin kalbinde büyüyen bir aşk kadar kırmızı. ve bir duruştur bu nihayetinde hatırla devrimi; sana iki kere iki kaç eder gibi değil çiçeği açan uçurum bahardan ne ister gibi sorular soruyorum. dönüp bakıyorsun aynada ikimize ellerini kalbime koydukça ışıldıyor gözlerin kuşlar yine eski zamanlardaki gibi cıvıldamaya başlıyor yine taş plaklar gramofonlara takılıyor bozacı geceleri bağırmaya başlıyor kadınlar pencerelerde utangaç mendilleri düşmek için sabırsız. bunları gördükçe iştahlanmıyor değil insan, içimde şahlanmıyor değil bir at işte böyle zamanlarda sus istiyorum çünkü en iyi bu şekilde konuşuyoruz seninle en iyi bu şekilde sevişiyoruz sabah ezanına dek olduğumdan farklı davranmayı ihanet gördüğüm tek yer bu sessizlik hangi bağdaş kurmuşuzda yanyana gün batımını izliyoruz elimizde sigara
Reklam
'İNCİ' Bana bir ilki daha yaşattın...
65. BÖLÜM 🌹İnci🌹 Zaman, en sevdiğimiz şarkının nakaratı gibi hızla akıp gitmişti. İki gün, sanki parmaklarımın arasından süzülen su misali geçti; hem çok hızlı hem de ruhumu dinlendiren bir neşeyle... Eğer önümde bu kaçınılmaz Almanya seyahati olmasaydı, Aslı’nın benim evden işe gitmesi için şartları zorlar, Zeynep teyzeyi biraz daha kalmaya ikna kabiliyetimle razı ederdim. Ama kaderin rotası çoktan çizilmişti. Veda vaktine yaklaşırken sohbetin de muhabbetin de tabiri caizse dibine vurduk. Kapanış perdesi ise, Serkan’ın ailesinin ne zaman "hayırlı bir iş" için kapımızı çalacağı meselesiyle açıldı. Zeynep teyze, şefkatli sesiyle son noktayı koydu: "İyi, güzel... Evlenme teklifi etti ama öyle isteme olmadan, nişan takılmadan olmaz bu işler İnci kızım." Mahcubiyetle karışık bir savunma refleksiyle, "Tabii ki teyzeciğim," dedim. "Ama çok yoğun. Bir müsait olsun, illaki olacak. Ben şimdi durduk yere 'ne zaman beni istemeye geleceksiniz' diyemem ki... evde kalmışım gibi!" Aslı, fırsatı kaçırır mı? Hemen atıldı söze: "Ayol turşunu kurmamıza az kalmış, sen hâlâ naz yapıyorsun! İnci Hanım, lütfen biraz hızlanın ama rica edeceğim beni de geçmeyin!" Gülüşmeler, şakalar geride kalırken kalbimde bambaşka bir gürültü kopmaya başladı. Heyecanlıydım, hem de nasıl... Ama bu heyecanın arkasına sinsice gizlenmiş devasa stres kütlesi vardı. Bu yaşıma kadar uçağa hiç binmemiştim. Şehirler arası yollarda ya otobüsün cam kenarında hayallere dalmış ya da arkadaşlarımla direksiyon sallayarak yolun tozunu yutmuştum. Zaten seyahatim bir elin beş parmağını geçmezdi. Şimdi ise demir yığınının içine girme fikri göğsümün tam üzerine ağırlık gibi çökmüştü. Kapalı alan korkusu mu demeliydim buna, yoksa istediğim an "İnecek var!" diyememenin getirdiği
1000Kitap
palyaço
kaç kişiyi öldürdüm düşlerimde kaç kilo çekerdi yalnızlık kaç kere ezildim altında yaz yağmurlarının belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize kim sevmezdi çiçekleri filan ”ben sevmezdim” dedim, “yalan” dedi bunu palyaço söyledi, palyaço söyledi ben yazdım yazdım, yazmasam ağlayacaktım herkes ağlarmış biraz, ben de ağladım sırf bu yüzden mi ağladım alçaklık gibi bir şey oldu bu biraz biraz birazdım her şeyden dün biraz sinirlenmiştim mesela yarın bir kadını seveceğim biraz biraz biraz kör oldum bügünlerde ama rakı kadehlerini boşaltmayın eksilmesin hiçbir şey hiçbir şeyden dahi olsa kalsın biraz *
Şiir
Karizma Kurumu Ezmek Zorunda mı? (İmamoğlu / Yavaş Denklemi) Popüler figürlerin varlığı kurumsallaşmanın önünde bir engel olmak zorunda değil; aksine, dönüşümün finansörü ve kalkanı olabilirler. Tony Blair, 1990'ların ortasında İngiliz İşçi Partisi’ni (Labour) dönüştürürken ve partinin o güne kadarki en radikal tüzük değişikliklerini (meşhur Clause IV maddesinin kaldırılması gibi) yaparken, gücünü kurumsal delegeden değil, kendi şahsi popülaritesinden ve kamusal karizmasından alıyordu. İmamoğlu veya Yavaş'ın sahip olduğu kamusal meşruiyet, parti içi direnç odaklarını (statükocu delege ağlarını) tasfiye etmek veya radikal yapısal reformları partiye kabul ettirmek için bir "kaldıraç" olarak kullanılabilir. Karizma, kurumu yutmak yerine onu modernize eden bir motora dönüşebilir. Delege Yapısı Aşılmaz Bir Duvar mı? Delege sistemi katıdır, ancak dışsal şoklara ve büyük ödüllere karşı esneyebilir. Siyasette en büyük rasyonel motivasyon "iktidar olmak ve devleti yönetmektir". Eğer delege ağları ve parti içi klikler, eski yöntemlerde ısrar etmenin mutlak bir genel seçim mağlubiyeti (ve dolayısıyla kaynak kaybı) getireceğini net bir şekilde görürlerse, kendi varlıklarını korumak adına değişime "rızalık" gösterebilirler. 2023 kurultayındaki lider değişimi, tam da tabandaki öfkenin yarattığı dışsal şokun delege yapısını çatlatmasıyla mümkün oldu. Yapı katıdır ama geçirgenliği sıfır değildir. "Dönüşüm" Tek Bir Büyük Devrim Değildir Analizi yaparken genellikle doğrusal ve mutlak bir kurumsal dönüşüm (bir sabah uyanıp tamamen batılı, şeffaf, programatik bir parti olmak) arıyoruz. Oysa dönüşümler hibrittir. CHP, bir yandan eski delege pazarlıklarını sürdürürken, diğer yandan gölge kabine gibi modern mekanizmaları bünyesine entegre edebilir. Bu ikili yapı (eski ve yeninin bir
Siyaset
Uslan Artık Deli Gönlüm
​Kaçıncı sonbahar, kaçıncı hüsran? Kaçıncı yıkılışın aynı duvara? Her gidenin ardından hep aynı figan, Dokunma artık şu kanayan yara. ​Uslan artık deli gönlüm, uslan... ​Çocuk değilsin ki kanasın her söze, Her gülen çehreyi derman sanırsın. Ateş düştüğü yeri yakar derler de, Sen gider, kor kor yanan nâra koşarsın. ​Bak, aynalar bile yorgun bakıyor, Zaman akıp gitti, saçlarda aklar. Sen hâlâ o eski yangın yerinde, Bekliyorsun gelmeyecek o ilkbaharı. ​Yorulmadın mı fırtınayla yarışmaktan? Kırık kanatlarınla göğe uçmaktan? Her veda vaktinde gizli gizli ağlayıp, Sonra yine gidip aşka çatmaktan? ​Uslan artık deli gönlüm, uslan... Sükûtu giyin üstüne, bırak bu feryadı. Sana bu dünyada acıdan başka, İnan ki hiçbir vefalı el kalmadı.
Şiir
Reklam
Reklam