RADYOAKTİF ESİNTİ ve KIYAMET...
Bediüzzaman Said Nursî Mektubat'ında: "Ekalliyette kalan veyahut mağlûp düşen ehl-i hak kıyamete kadar bâki kalacak; yalnız, kıyametin kopacağı ânında, kıyametin dehşetlerini görmemek için, bir eser-i rahmet olarak, ehl-i imânın ruhları daha evvel kabzedilecek; kıyamet kâfirlerin başına kopacaktır." Arkadaşım, şuna dikkat et, âhirzaman hâdiseleriyle ilgili tevîllerimiz "imkân bilgimizle" sınırlanmış şekilde billûrlaşıyor. Cenâb-ı Hakkın kudreti ne şekilde tezahür edecek? İrâdesi nasıl tecelli edecek? İlminde bu mevzuun asl-ı hüviyeti nedir? Kesin şekilde bilemiyoruz. Hâşâ. Bilemeyiz de. O yüzden mübârek ulemâmız tahkiklerinde "En doğrusunu Allah bilir!" kaydını hep açık tutuyorlar. Evet. Kavrayışımızın sınırları akıl yürütmelerimizin sınırlarını da belirliyor. Hattâ yeni tecrübeler eşliğinde yeni teviller de üretebiliyoruz. Meselâ: Bediüzzaman Hazretleri, Süfyan'ın (ki bilâd-ı İslâm'dan çıkacak Deccâl'dir) ölümüyle ilgili bir hâdise yaptığı tevîli, yıllar sonra "güncelleme" ihtiyacı hissedebiliyor. Kendisinin Şualar'daki müdakkik beyanından okuyalım: **"Sonra birisi sordu ki: "O öldüğü zaman İstanbul'da dikili taşta şeytan dünyaya bağıracak ki: Filân öldü." O vakit ben dedim: Telgrafla haber verilecek. Fakat bir zaman sonra radyo çıkmış işittim. Eski cevabım tam değilmiş bildim. Sekiz sene sonra Dârü'l-Hikmette iken dedim: "Şeytan gibi radyoyla dünyaya işittirecek." Bahsi geçenin kimliğiyse hemen evvelindeki paragrafta tebeyyün ediyor sanki: "Sonra dediler: "Aynı şahıs bir su içecek, onun eli delinecek ve bu hadise ile Süfyan olduğu bilinecek." Ben de cevaben dedim: Bir darb-ı mesel var. Çok israflı adama "Eli deliktir" denilir. Yâni "Elinde mal durmuyor, akıyor, zâyi oluyor" deniliyor. İşte o dehşetli adam bir su olan rakıya müptelâ olup, onunla hasta olacak ve
Teknoloji ve İnsan
Kitap Özeti (Mevlâna ve İktidar, [O. Nuri Küçük])
GİRİŞ (sf. 11-30) Selçuklu ordusunun Moğollara karşı Kösedağ mağlubiyeti 1243 Selçuklu tarihi için bir dönüm noktası oldu. Bu hezimetten sonra Selçuklu Sultanının Antalya'ya çekilmesiyle, Selçuklu Devleti adeta başsız kaldı ve merkezi hakimiyetini kaybetti. Bütün Anadolu'nun işgal edileceği endişesini taşıyan Selçuklu Veziri Mühezzebüddin Ali, Moğollar'a vergi verme karşılığında Moğol kumandanı Baycu Noyan'ı Anadolu'nun işgali düşüncesinden vazgeçirdi. Vezirin, Kösedağ Savaşı'nda Selçuklu'nun sadece öncü kuvvetlerinin yenildiği ve Selçuklu ordusunun tamamının savaşması durumunda Moğollara ağır zayiat vereceği fikrini işlemesi, Moğol kumandanının nezdinde kabul gördü. (sf. 17) Barışın sağlanmasından sonra Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev Antalya'dan Konya'ya geldi. (sf. 18). Böylelikle Anadolu'da yeniden istikrarın sağlanmasının önü açıldı. Nihayetinde bir Moğol kumandanı ile yapılan barış müzakerelerini yeterli görmeyen Sultan G. Keyhüsrev, Moğol hükümdarı Batu Han'a bir heyet göndererek barış anlaşmasını pekiştirdi. Böylece Anadolu Selçuklu Devleti, Moğol imparatorluğunun hakimiyetini resmi olarak tanımış oldu. (sf. 18) Selçuklu Devleti'nin Moğollardan izin alınmak suretiyle, Çukurova Ermeni Krallığına karşı yürütülen kuşatma esnasında G. Keyhüsrev hayatını kaybetti. (25 yaşlarındaki sultanın içki içmekteyken fenalaşıp öldüğü kaynaklarda geçmekte [Sevim-Yücel, Türkiye Tarihi, sf. 174]) (sf. 19) 1243-1277 yılları arasındaki Moğol tabiiyetinde rağmen, iktisadi gelişmelerle birlikte bu dönemde; cami, medrese, hastane, kervansaray gibi önemli eserler meydana getirildi. (sf. 20). G. Keyhüsrev'in ölümünden sonra, geride kalan oğulları İzzeddin Keykâvus, Rükneddin Kılıçarslan ve Alâeddin Keykubat arasında yetki çatışması yaşandı. Taht mücadelesini İzzeddin
Şeb-i Arûs
Reklam
Bir devrin özeti..
Büyük İslâm Îmâmı Gazali Rahmetullahi Aleyh .
🤲🤲🤲🤲🤲🤲🤲🤲🤲 🤲🤲🤲🤲🤲🤲 İMAM-I GAZÂLÎ İslâm âlimlerinin büyüklerinden ve en meşhûrlarından. İsmi, Muhammed bin Muhammed bin Muhammed bin Ahmed Tûsî, Gazâlî’dir. Künyesi, Ebû Hâmid, lakabı Huccet-ül-İslâm ve Zeynüddîn Tûsî’dir. 450 (m. 1058) senesinde Tûs şehrinin Gazâl kasabasında doğdu. 505 (m. 1111)’de Tûs’da vefât etti. Taberan denilen yere defn edildi. Müctehid idi. İctihâdı şafiî mezhebine yakın olduğu için Şafiî mezhebinde olduğu zannedilir. İmâm-ı Gazâlî hazretlerinin babası fakir ve sâlih bir zât idi. Âlimlerin sohbetlerinden hiç ayrılmazdı. Elinden geldiği kadar, onlara yardım ve iyilik eder, onların hizmetinde bulunurdu. Âlimlerin nasihatini dinleyince ağlar ve Allahü teâlâdan kendisine âlim olacak bir evlât vermesini yalvararak isterdi. Yün eğirip, Tûs şehrinde bir dükkânda satardı. Vefâtının yaklaştığını anlayınca, oğlu Muhammed Gazâlî’yi ve diğer oğlu Ahmed Gazâli’yi hayır sahibi ve zamanın sâlihlerinden olan bir arkadaşına bıraktı. Bir miktar mal vererek vasıyyet etti ve ona dedi ki: “Ben kendim, âlim bir kimse olamadım. Bu yolla kemâle gelemedim. Maksadım, benim kaçırdığım kemâl mertebelerinin, bu oğullarımda hâsıl olması için yardımcı olmanızdır. Bıraktığım bütün para ve erzakı, onların tahsiline sarf edersin!” Arkadaşı vasıyyeti aynen yerine getirdi. Babalarının bıraktığı para ve mal bitinceye kadar, onların yetişmesi ve olgunlaşmaları için çalıştı. Sonra onlara dedi ki: “Babanızın, sizin için bıraktığı parayı tahsil ve terbiyenize harcadım. Ben fakirim, param yoktur. Size yardım edemeyeceğim. Sizin için en iyi çâreyi, diğer ilim talebeleri gibi medreseye devam etmenizde görüyorum.” Bunun üzerine iki kardeş doğru söze uyup, medreseye gittiler. Sonra ikisi de yüksek âlimlerden olmak saadetine kavuştular (Bkz. Ahmed Gazâlî). Îmâmı Gazâlî, çocukluğunda
İslamiyeti yaşamak
Büyük İslam Alimi İmamı Gazali .
🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹 İMAM-I GAZÂLÎ İslâm âlimlerinin büyüklerinden ve en meşhûrlarından. İsmi, Muhammed bin Muhammed bin Muhammed bin Ahmed Tûsî, Gazâlî’dir. Künyesi, Ebû Hâmid, lakabı Huccet-ül-İslâm ve Zeynüddîn Tûsî’dir. 450 (m. 1058) senesinde Tûs şehrinin Gazâl kasabasında doğdu. 505 (m. 1111)’de Tûs’da vefât etti. Taberan denilen yere defn edildi. Müctehid idi. İctihâdı şafiî mezhebine yakın olduğu için Şafiî mezhebinde olduğu zannedilir. İmâm-ı Gazâlî hazretlerinin babası fakir ve sâlih bir zât idi. Âlimlerin sohbetlerinden hiç ayrılmazdı. Elinden geldiği kadar, onlara yardım ve iyilik eder, onların hizmetinde bulunurdu. Âlimlerin nasihatini dinleyince ağlar ve Allahü teâlâdan kendisine âlim olacak bir evlât vermesini yalvararak isterdi. Yün eğirip, Tûs şehrinde bir dükkânda satardı. Vefâtının yaklaştığını anlayınca, oğlu Muhammed Gazâlî’yi ve diğer oğlu Ahmed Gazâli’yi hayır sahibi ve zamanın sâlihlerinden olan bir arkadaşına bıraktı. Bir miktar mal vererek vasıyyet etti ve ona dedi ki: “Ben kendim, âlim bir kimse olamadım. Bu yolla kemâle gelemedim. Maksadım, benim kaçırdığım kemâl mertebelerinin, bu oğullarımda hâsıl olması için yardımcı olmanızdır. Bıraktığım bütün para ve erzakı, onların tahsiline sarf edersin!” Arkadaşı vasıyyeti aynen yerine getirdi. Babalarının bıraktığı para ve mal bitinceye kadar, onların yetişmesi ve olgunlaşmaları için çalıştı. Sonra onlara dedi ki: “Babanızın, sizin için bıraktığı parayı tahsil ve terbiyenize harcadım. Ben fakirim, param yoktur. Size yardım edemeyeceğim. Sizin için en iyi çâreyi, diğer ilim talebeleri gibi medreseye devam etmenizde görüyorum.” Bunun üzerine iki kardeş doğru söze uyup, medreseye gittiler. Sonra ikisi de yüksek âlimlerden olmak saadetine kavuştular (Bkz. Ahmed Gazâlî). Îmâmı Gazâlî, çocukluğunda fıkıhtan bir
İslamiyeti yaşamak
Büyük İslam Alimi İmamı Gazali .
 Click here to show toolbars of the Web Online Help System: show toolbars   İMAM-I GAZÂLÎ İslâm âlimlerinin büyüklerinden ve en meşhûrlarından. İsmi, Muhammed bin Muhammed bin Muhammed bin Ahmed Tûsî, Gazâlî’dir. Künyesi, Ebû Hâmid, lakabı Huccet-ül-İslâm ve Zeynüddîn Tûsî’dir. 450 (m. 1058) senesinde Tûs şehrinin Gazâl kasabasında doğdu. 505 (m. 1111)’de Tûs’da vefât etti. Taberan denilen yere defn edildi. Müctehid idi. İctihâdı şafiî mezhebine yakın olduğu için Şafiî mezhebinde olduğu zannedilir. İmâm-ı Gazâlî hazretlerinin babası fakir ve sâlih bir zât idi. Âlimlerin sohbetlerinden hiç ayrılmazdı. Elinden geldiği kadar, onlara yardım ve iyilik eder, onların hizmetinde bulunurdu. Âlimlerin nasihatini dinleyince ağlar ve Allahü teâlâdan kendisine âlim olacak bir evlât vermesini yalvararak isterdi. Yün eğirip, Tûs şehrinde bir dükkânda satardı. Vefâtının yaklaştığını anlayınca, oğlu Muhammed Gazâlî’yi ve diğer oğlu Ahmed Gazâli’yi hayır sahibi ve zamanın sâlihlerinden olan bir arkadaşına bıraktı. Bir miktar mal vererek vasıyyet etti ve ona dedi ki: “Ben kendim, âlim bir kimse olamadım. Bu yolla kemâle gelemedim. Maksadım, benim kaçırdığım kemâl mertebelerinin, bu oğullarımda hâsıl olması için yardımcı olmanızdır. Bıraktığım bütün para ve erzakı, onların tahsiline sarf edersin!” Arkadaşı vasıyyeti aynen yerine getirdi. Babalarının bıraktığı para ve mal bitinceye kadar, onların yetişmesi ve olgunlaşmaları için çalıştı. Sonra onlara dedi ki: “Babanızın, sizin için bıraktığı parayı tahsil ve terbiyenize harcadım. Ben fakirim, param yoktur. Size yardım edemeyeceğim. Sizin için en iyi çâreyi, diğer ilim talebeleri gibi medreseye devam etmenizde görüyorum.” Bunun üzerine iki kardeş doğru söze uyup, medreseye gittiler. Sonra ikisi de yüksek âlimlerden olmak saadetine
İslamiyeti yaşamak
Reklam
Reklam