Abdülhamit Devri Özeti
Abdülhamit devrini; gelişmek istidadı gösteren bazı şahsiyet misallerine rağmen, hem dışarıya, hem kendi içine kapalı demir bir çerçeve, cahil bir baskı, donmuş bir şarkılılık devri olarak almakta, elbette ki hata yoktur. Yalnız gazeteler değil, tiyatro eserleri, roman, edebiyat ve ilim kitapları da sansüre tabiydi. Sadrazamlar bile dış basını izleme yetkilerinden yasaklanmıştı (1). Böyle bir havada aydından ve dolayısıyla devlet adamından elbette ki bahsedilemez. İkinci Meşrutiyet ülkeyi, bu şartlar içinde aldı. Bu böyle olunca da, İkinci Meşrutiyetin en büyük bunalımının her şeyden önce aydın ve devlet adamı yoksunluğu olduğunu belirtmek, sanıyorum ki, devrin onulmaz zaafına, en doğru parmak basmak olur...
Sayfa 188 - Remzi·Kitabı okudu
Kitaptan alıntılar
- Sahabe o amelle Allah’a yakın olabilme gayesiyle, amellerin daha öncelikli olanını öğrenmeye çok istekliydi. Bu sebeple onlar hangi amelin daha faziletli olduğu ve hangisinin Allah’a daha daha sevimli geldiği konusunda Hz. Peygamber’e çok soru sordular. - “Nerede israf varsa orada mutlaka zayi edilen bir hakkın olduğunu gördüm!” - Dinde aşırı giden kimselerin samimi olmakla birlikte çoğu kere amellerin tercihe şayan olanın bırakıp tercih edilmeyenleri ile meşgul olduklarını daha faziletli olandan habersiz olup, faziletçe az olana daldıklarını görmekteyiz. - Kendi içlerinde samimi olan bazı Müslümanların, camilerle dolu şehirlerde cami yapmak için yardımda bulunduklarının gördüm. Bu kişiler bazen yarım milyon, bir milyon veya daha fazla dolar veya cüneyh ödeme yükümlülüğü altına girmektedirler. Ancak bu meblağın bir mislini, yarısını hatta çeyreğini İslam daveti için, küfür ve imansızlığa karşı koymak için, dinin yerleşmesi ve hakim olması için veya yapacak adam bulunup da mali kaynağın bulunamadığı benzer büyük hedefler için talep ettiğin vakit seni dinleyen bir kulak yada kabulle karşılayan bir cevap bulamazsın. Çünkü onlar adamlardan oluşan bir bina değil, taşlardan oluşan bir bina yapmaya inanıyorlar. - Her yıl hac mevsiminde oldukça çok sayıda zengin Müslüman iştiyaklı bir şekilde nafile hac yaptıkların görmekteyim. Bunlar, ramazan ayında çoğu kez nafile hacca birde umre eklemekte ve bu konularda cömertçe harcama yapmaktadırlar. Bazen de fakir Müslümanların bir kısmının masraflarını karşılayarak onları yanlarında arkadaş olarak getirmektedirler. Halbuki onların masraflarını karşılayıp getirdikleri fakir kimseleri Allah ne hac ile ne de umre ile yükümlü kılmıştır. Fakat bu masrafları yapanlardan, bir yıllık masrafın aynısını filistin’de Yahudilerle veya
Düşünce
Reklam
DEVRİN ÖZETİ...
Çünkü artık burada, bu dünyada her şey parçalar halinde ve her bir parça diğerinin yerine geçebiliyor. Yadırgamıyoruz. Çıldırmamız gerek ama yadırgamıyoruz.
Sadece savaşın değil bir devrin özeti
Anadolu hepimize hınç, şüphe ve güvensizlikle bakıyor. Yüz binlerce çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bu anaya şimdi kendimizi ve pişmanlığımızı getiriyoruz. İstasyonda bir kadın durmuş, gelene geçene: -Benim Ahmed'i gördünüz mü? diyor. Hangi Ahmed'i? Yüz bin Ahmed'in hangisi? Yırtık basmasının altından kolunu çıkararak, trenin gideceği yolun, İstanbul yolunun aksini gösteriyor; -Bu tarafa gitmişti, diyor. O tarafa? Aden'e mi, Medine'ye mi, Kanal'a mı, Sarıkamış'a mı, Bağdad'a mı? Ahmed'ini buz mu, kum mu, su mu, ıskarpit yarası mı, tifüs biti mi yedi? Eğer hepsinden kurtulmuşsa, Ahmed'ini görsen, ona soracaksın: -Ahmed'imi gördün mü? Hayır... Hiçbirimiz Ahmed'ini görmedik. Fakat Ahmed'in her şeyi gördü. Allah'ın Muhammed'e bile anlatamadığı cehennemi gördü.
Sayfa 108
KİTABIN ÖZETİ
Can Sıkıntısı Sıkılma ve Çocuklar: Sıkılmanın ne denli tahripkar olduğu çocuklarda da herkes tarafından gözlemlenir. Çocuklar eğlendikleri sürece daima usludurlar. Bunun doğruluğu su götürmez; çünkü bazen oynarken bile yaramazlık yaparlarsa, bunun sebebi artık sıkılmaya başlamış olmalarıdır (57). Can sıkıntısı bütün kötülüklerin anasıdır. Tanrılar sıkıldılar insanı yarattılar (58). Diyalektik (Bir şeyleri nasıl bedava yaparız? Katar. Daha azda buluşamaz mıyız? Neden buluşamıyoruz?)Her şey bedava olsun, tiyatrolar bedava, hafif meşrep kadınlar bedava; parkta arabayla gezmek bedava; gömülmek bedava, tabutu başında övgüler söylenmesi bedava; bedava diyorum çünkü insanın elinde her zaman para varsa bir anlamda her şey parasız demektir (59). Bütün refahın sonucu ne olurdu acaba? Müthiş olan he şey Kopenhag’a akın ederdi, en büyük sanatçılar, en büyük aktörler, en büyük dansçılar (Katar’a akın etmiyorlar, sadece uğruyorlar) (59). Kendilerini sıkanlar ise seçkinler, aristokratlardır; şu garip bir gerçek kendilerini sıkmayanlar genellikle başkalarını sıkarlar, kendilerini sıkanlar da başkalarını eğlendirirler (60). Benim için geçerli değil. Bense insanın gayesinin kendini eğlendirmesi olduğunu varsayıyorum (62). Unutmak Eğlenip dururken, hatırlamak gayesiyle dönüp o an yaşadığına bakmak tuhaf bir duygudur. Unutkanlık başka şey, unutma sanatı bambaşka bir şey (66). Ne zaman lazım olacağını bilmeden bir sürü şeyi taşımak verimsizdir. Unutmak, kullanamayacağını kesip atmaktır –fakat dikkatinizi çekerim, yine belleğin üstün gözetimi altında. Postmodernizm Takma Kafayı: Hatırlama ve unutma sanatı, hayattaki bazı durumlara sıkı sıkıya takılıp kalmayı önleyecek ve böylece tam bir özgürlük sağlayacaktır (67). İnsan Nasıl İnsan Olur? Aylaklıkla aynı anlama gelecek işleri takip etmeli;
KİTABIN ÖZETİ
Knut, ayağında tahta çarıklar, kırda belde sürü güderek geçirdi çocukluğunu. Sekiz yaşında, çok sert bir adam olan dayısının isteği üzerine, anasıyla babası, onu, korka çekine, bu rahibin eğitimine verdiler. Baba ocağından bir fersah uzaktaki bu rahip çiftliği küçük Knud’un gönlünce dünyasına bir kabus gibi girdi. Hayatın çetinlik ve insafsızlığını, ona önce bu dayının çok sert disiplini öğretti (7). Tüccar, uzatılan kağıtlara değil Knud’un yüzüne baktı, düşündü. Genç Hamsun, tüccarın yazıhanesinden çıkarken cebine bin kronu indirmiş bulunuyordu (9). Bu yoksulluk içindeyken bir yol yapımı ekibinde iş buldu. Kum ocağında katiplik edecek, çekilen kumların hesabını tutacaktı; zor değildi bu iş (9). Giriş Bataklıklardan geçerek ormana giren bu uzun patikayı kim mi açtı? O adam, buralara gelen ilk insan açtı (19). İlk adımı atan kişinin aldığı belirsizliği ve gösterdiği cesareti anlatıyor çok güzel bir giriş. Irkçı: Günaydın dediler. Buraya beyler efendiler gelmiş anlaşılan Lapon kısmı daima yaltaklanmaktan hoşlanır (22) Yalnızlıktan deliriyor (Din): Tanrı ile meşgul oluyordu, başka türlü yapamazdı, ruhunda iman ve tazim hislerine yer vermişti. Yaldızlı gök, ormanın hışırtısı, ıssızlık, kar yığınları, toprağın üstünde ve üzerindeki kuvvetler; onu çok kere gündüzleri düşüncelere, huşulara gark ediyor; kendini günahkar görüp sofulaşıyor, pazarları mübarek günün şerefine yıkanıyor; ama başka günlerdeki gibi, o gün de çalışmasına devam ediyordu (24). Yetinmek: zaten bu sakat ağız da olmasaydı kız, hiç ona gelir miydi (26)? Roman dünya savaşı sırasında yazılmış. Devlet olmazsa herkes keser orman biter: harıl harıl ağaç kesiyor, kestiklerini çeki odunu şekline sokuyordu (38). Patates eşi bulunmaz bir üründü; kurak da kalır, ıslak da kalır, yine de büyür. Havaya kafa tutar, çok
Reklam
Reklam