Orduyu istilâ eden salgın hastalığın da, orduda siyasetin yerleşmesi, siyaset kavgalarının ordu disiplinini sarsması olduğunu biliyoruz. Bunun meydana vuran sakatlıklarını, Balkan Harbi öncesinde Arnavutluk isyanlarını verirken gördük. İş o hale gelmişti ki, Üçüncü Ordu kumandanı kendi ordusu için:— Bu ordu ile harbedilmez,diyebiliyordu. İkinci Ordu kumandanı:— Bu ordu ile Bulgarlara karşı bile harbedemeyiz,diyordu. Çarklar laçkaydı. Selânik kumandanının; Balkan Harbi patlayacağı günlerde ve Selânik depolarında 89.000 mavzer varken, Anadolu'dan gelen eratı silâhsız Balkanlar'ya sevketmesi inanılmaz bir haldi. Manastır hattı istasyonlarında hesapsız erzak yığılmışken, beş on kilometre ötede askerin açlıktan kıvranışı, Manastır'dan çekilen tümen komutanının askerî şartlara, belgelere göre değil, Kur'an'dan fal açıp, kaçış yollarını tayin etmeye çalışması ağlanacak hallerdi. Cephelerin, kasabaların, şehirlerin ardarda düşüşü, Rumeli'de harbin bir hafta içinde kaybedilişi ve bozguna uğrayıp yollara dökülen asker kafilelerinde topçuların piyadeyi çiğneyişi ve topların, tüfeklerin terkedilip Rumeli yollarını sürüler halinde insan sellerinin dolduruşu, mahallî veya tesadüfi olaylar değildi.