Mustafa Akdağ

Mustafa Akdağ
@mustafa_akdag
Hep bir şeylerin eksik kaldığı yaşamda hangi cümle tamamlar ki insanı?
Balkan Savaşı'nda Ordu
Orduyu istilâ eden salgın hastalığın da, orduda siyasetin yerleşmesi, siyaset kavgalarının ordu disiplinini sarsması olduğunu biliyoruz. Bunun meydana vuran sakatlıklarını, Balkan Harbi öncesinde Arnavutluk isyanlarını verirken gördük. İş o hale gelmişti ki, Üçüncü Ordu kumandanı kendi ordusu için:— Bu ordu ile harbedilmez,diyebiliyordu. İkinci Ordu kumandanı:— Bu ordu ile Bulgarlara karşı bile harbedemeyiz,diyordu. Çarklar laçkaydı. Selânik kumandanının; Balkan Harbi patlayacağı günlerde ve Selânik depolarında 89.000 mavzer varken, Anadolu'dan gelen eratı silâhsız Balkanlar'ya sevketmesi inanılmaz bir haldi. Manastır hattı istasyonlarında hesapsız erzak yığılmışken, beş on kilometre ötede askerin açlıktan kıvranışı, Manastır'dan çekilen tümen komutanının askerî şartlara, belgelere göre değil, Kur'an'dan fal açıp, kaçış yollarını tayin etmeye çalışması ağlanacak hallerdi. Cephelerin, kasabaların, şehirlerin ardarda düşüşü, Rumeli'de harbin bir hafta içinde kaybedilişi ve bozguna uğrayıp yollara dökülen asker kafilelerinde topçuların piyadeyi çiğneyişi ve topların, tüfeklerin terkedilip Rumeli yollarını sürüler halinde insan sellerinin dolduruşu, mahallî veya tesadüfi olaylar değildi.
Sayfa 349·Kitabı okudu
Gariban Mehmet Askere Diğerleri Paraya
Çünkü Tanzimattan sonra Hıristiyanlar, şehirlerde sanayi ve ticareti ellerinde toplamışlardı. Sermaye ve ticaret muamelelerinde yabancı aracıların «kompradorun» işbirlikçileri olarak her yerde zenginleşmişlerdi. Askere alınmadıkları için, istikrarlı bir gelişme sağlayabilmişlerdi. Hıristiyanlara din bakımından müdahale yoktu. İdarede istedikleri kadar iş alabilirlerdi. Şehir ve kasabalarda en iyi yerler ve mahalleler Hıristiyanlarındı. Tefeciliğe onlar hâkimdi. Hıristiyan din adamları ve reisleri vilâyetlerde ve merkezde, en itibarlı kişilerdi. Fazla olarak Tanzimattan beri, dış devletlerden koruyucular da bulmuşlardı. Ortodokslar Rusya’nın, Katolikler Fransa’nın koruyucu kanatları altındaydılar. Hatta Türk olmayan Müslüman unsurlar bile, Türklere bakarak imtiyazlı mevkideydiler. Onlar da asker vermezlerdi denilebilir.
Sayfa 287·Kitabı okudu
Balkan Savaşı Anında Acıklı Durum
Kabinenin en mühim postu olan hariciye nezaretine ise, Ermenilerden Gabriyel Noradungiyan getirildi. Ve bu büyük kabinenin kuruluşundan tam 87 gün sonra Balkan Harbi patlayacak ve patlamadan önce Hariciye Nazırı Gabriyel Noradungiyan Efendiye atfedilen:— Balkanlar’dan, imanım kadar eminim,sözleri yayılacaktır.Fakat bu Ermeni nazır böyle konuşurken, Balkan devletleri, Osmanlı İmparatorluğu aleyhine ittifak ağlarını örmüş, saldırı planlarını hazırlamış bulunuyorlardı. Ve Noradungiyan Efendi, Babıâli baskınına kadar hariciye nazırı kaldı.
Sayfa 284·Kitabı okudu
Abdülhamit Devri Özeti
Abdülhamit devrini; gelişmek istidadı gösteren bazı şahsiyet misallerine rağmen, hem dışarıya, hem kendi içine kapalı demir bir çerçeve, cahil bir baskı, donmuş bir şarkılılık devri olarak almakta, elbette ki hata yoktur. Yalnız gazeteler değil, tiyatro eserleri, roman, edebiyat ve ilim kitapları da sansüre tabiydi. Sadrazamlar bile dış basını izleme yetkilerinden yasaklanmıştı (1). Böyle bir havada aydından ve dolayısıyla devlet adamından elbette ki bahsedilemez. İkinci Meşrutiyet ülkeyi, bu şartlar içinde aldı. Bu böyle olunca da, İkinci Meşrutiyetin en büyük bunalımının her şeyden önce aydın ve devlet adamı yoksunluğu olduğunu belirtmek, sanıyorum ki, devrin onulmaz zaafına, en doğru parmak basmak olur...
Sayfa 188 - Remzi·Kitabı okudu
Harika bir tespit
Osmanlı İmparatorluğu, en az İkinci Mahmut devrinden beri artık kendi kaderini kendi tayin eden bir ülke olmaktan çıkmıştı. İkinci Abdülhamit saltanatı boyunca ise bu devlete, hatta bağımsız bile denemezdi. Devletin varlığı ancak; Türkiye üzerinde ve yabancı devletler arasındaki anlaşmazlıklar yüzünden devam edebiliyordu
Sayfa 67 - Remzi·Kitabı okudu